İngilizce Çeviri Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Çevirinin, bir çevirmen tarafından İngilizce yazılmış metni, İngilizce bilmeyen kişilere aktarmak olduğu söylenebilir. Ancak bu çok kabaca bir tanım. Çeviri tüm bu yapılandan daha fazla bir şey. Çünkü iyi bir çeviri için İngilizceyi yetkin şekilde konuşabilmek yetmez. İngilizce konuşulan ülkedeki ekonomik, sosyolojik ve kültürel dinamiklere de hakim olmak gerekir. 

Çeviri yapmak profesyonellik isteyen karmaşık ve derin bir iş. Çevirmenin çeviri yaparken düşeceği ufacık bir hata dahi, anlamı büyük ölçüde etkileyebilir. Bu nedenle çeviri yaparken dikkatli olmalısın. Elbette İngilizce çeviri yapmak için iyi derecede İngilizce bilmelisin. Eğer İngilizce konusunda sıkıntı yaşıyorsan merak etme, Open English her zaman yanında! 

ingilizce çeviri yaparak ingilizce öğrenmek

İngilizce Çeviri Yaparak İngilizce Öğrenmek

Sıfırdan İngilizce öğrenmeye başladıysan İngilizce çeviri yapmak faydalı olabilir. Çünkü böylece gramer bilgisine ihtiyaç duymadan basit cümlelerin yapısını keşfedebilirsin. Bunun dışında yeni kelimeler öğrenmek de cabası. Sevdiğin şarkıları, beğendiğin film sahnelerini, İngilizce seviyene uygun metinleri İngilizce çeviri uygulaması için kullanabilirsin. 

İngilizce Düşünmenin Önemi

İngilizce çeviri yapmak, İngilizceye alışma sürecine katkı sağlayabilir. Başlangıç için güzel bir adım. Fakat unutmamalısın ki İngilizce düşünmeden iyi şekilde İngilizce konuşamazsın. Her gördüğün kelimenin Türkçesini aklına getirip öyle düşünmek sonraki aşamada pek işine yaramayacaktır. 

İngilizce çeviri metodunu bir ısınma turu olarak düşünebilirsin. Hem zaten basit cümlelerle iş görüyorsun. Profesyonel manada derin ve karmaşık bir İngilizce çeviriyi henüz yapmıyorsun. Kendini hazır hissettikten sonra İngilizce gramer, İngilizce dinleme, konuşma ve yazma konularına ağırlık verebilirsin. İngilizce öğrenme yöntemleri hakkında bilgi edinmek istersen, İngilizce Öğrenmede 5 Etkili Yöntem adlı yazıya göz atabilirsin. 

Başlangıç aşaması için basit ve eğlenceli cümleleri İngilizceye çevirerek çalışmak, işini kolaylaştırır. İngilizce öğrenmeyi eğlenceli ve kolay bir iş gibi görmeni sağlar. Bu da seni motive edecektir. Dilersen, Kolay İngilizce Öğrenmek adlı yazıyı da okuyabilirsin. 

İngilizce öğrenme yolculuğunda, biraz yol katettikten sonra daha karmaşık İngilizce çeviriler yapabilirsin. Profesyonel anlamda İngilizce çeviri yapmak ciddi bir iş. Özen gösterilmesi gereken birçok noktası var. Haydi, çeviri ne demek ve İngilizce çeviri yaparken dikkat edilecek şeyler neler, bir bakalım. 

Çeviri Nedir?

Şu an halihazırda konuşulan birçok dil var. Bundan dolayı insanlar, bir dilde anlatılanı diğer bir dile çevirmeye ihtiyaç duyuyor. Çeviri de işte tam bu noktada devreye giriyor. Bir dilde yazılmış herhangi bir metni diğer dile tercüme etme işlemine deniyor. 

İngilizce evrensel bir dil olduğu için kıymetli. Birçok kaynak metin İngilizce olarak kaleme alınmış. Ayrıca akademik makalelerin, edebi romanların, dergilerin, sosyal medya içeriklerinin büyük bir kısmı İngilizce. Bu durumda İngilizce çeviri yapmayı bilmek gerekiyor. Peki, iyi bir İngilizce çeviri nasıl yapılır? 

İngilizce Çeviri Nasıl Yapılır?

Çeviri yaparken cümlenin yapısına bakmak gerekli. Kurulmuş olan her cümlenin bir yüklemi vardır. İlk olarak cümlenin yüklemini bulmalısın. Yüklem genellikle iş, oluş bildirir. Ancak bazı cümlelerde yüklem isim ya da sıfat soylu bir sözcük de olabilir. 

Yüklemi buldun. Cümleyi çevirmeye yüklemden öncesini Türkçeye çevirerek başlayabilirsin. Basit cümlelerde bunu yapmak oldukça kolay. Daha sonra yüklemi çevirerek İngilizce çevirini tamamlayabilirsin. Birkaç basit örnek ile devam edelim. 

Bees are small.

Türkçesi: Arılar küçüktür. 

Life is nice.

Türkçesi: Hayat güzeldir.

Kids run.

Türkçesi: Çocuklar koşar.

People eat.

Türkçesi: İnsanlar yemek yer.

Sadece özne ve yüklemden oluşan cümleleri İngilizceye çevirmek oldukça kolay. Fakat cümleler yalnızca özne ve yüklemden oluşmuyor. Genelde daha uzun cümleler kurarız ve içinde nesne, tümleç dediğimiz öğeler de bulunur. Bu defa da çeviri sırası yüklem öncesi, yüklem sonrası ve yüklem şeklinde olmalı. Yani önce yine cümlenin yüklemini bulmalısın. 

Old people walking on the beach. 

Türkçesi: Yaşlı insanlar sahilde yürüyor. 

Big houses are painted red. 

Türkçesi: Büyük evler kırmızıya boyandı.

Türkçe cümlelerde sözcüklerin diziliş sırası farklı. İngilizce ile Türkçe arasındaki farkı görmen oldukça önemli. Bu durumu fark etmek, İngilizce gramer öğrenirken de işine yarayacak. İyi bir çeviri yapmak diller arasındaki farkı gözeterek çalışmaktan geçiyor. Cümlenin çeviriden sonra anlamından bir şey kaybetmemesi, çevirmenin sorumluluğunda.

ingilizceden türkçeye çevirinin aşamaları nelerdir

Çevirinin Aşamaları Neler?

Çeviri yapmanın püf noktaları neler? İngilizce çeviri yaparken dikkat edilmesi gereken şeyler neler? Çeviri yaparken yapılması gerekenler neler? Tüm bu sorular aklını kurcalıyor olabilir. İyi bir çeviri yapmanın sırrı, belli aşamaları takip etmek. 

Çeviri Metninin İncelenmesi

İngilizce çevirinin ilk aşaması, çevirmenin metni incelemesidir. Bir metni çevirmek istiyorsan öncelikle o metni inceleyip analiz etmen gerekli. Çevireceğin dilde kullanacağın terminoloji ve kaynakları hazır etmelisin. Bu kaynaklar sözlük, internet, herhangi bir makale olabilir. 

Metnin Tercüme Edilmesi

Çevirinin bu aşamasında, yapılan hazırlık ile birlikte metin tercüme edilir. En zor ve kapsamlı aşama, metni çevirme aşamasıdır. Burada önemli olan şey, çevirisini yaptığın metne sadık kalmak. İngilizce çeviri yaparken İngilizcenin gramer kurallarına dikkat etmelisin. 

Son Okuma 

Çevirinin son aşaması, tercüme edilen metnin son okumasının yapılmasıdır. Çevirdiğin metni, tekrar kontrol etmek gibi düşünebilirsin. Eğer hatalı bir kısım yakalarsan, böylece düzeltme fırsatın olur. 

İngilizce Çeviri Yaparken Dikkat Edilecek Şeyler Neler?

İyi bir çeviri yapmak kolay bir iş değil. Dikkat edilmesi gereken kritik noktaları var. Sen de bu kritik noktalara dikkat ederek daha iyi İngilizce çeviriler yapabilirsin. Elbette öncelikle İngilizce dil kurallarını biliyor olman gerek. 

Yapılan en büyük hata, çevirisi yapılacak metni baştan sona okumamak olur. Sen de yapacağın İngilizce çeviri için bütüncül düşünmelisin. Çünkü cümle cümle ilerleyerek metni parçalara bölmek, anlamı bozabilir. Öncelikle metnin tamamını okuyup anlamalısın. 

İngilizce oldukça zengin bir dil. İngilizce çeviri yaparken kelimelerin birçok anlamı olduğunu unutmamalısın. Kelimenin metinde hangi anlamında kullanıldığına yoğunlaşmalısın. Bu da iyi bir İngilizce çevirinin olmazsa olmazıdır. Aksi takdirde metnin anlatmak istediği şey sekteye uğrayabilir. 

Her disiplinin kendine özgü terimleri var. Eğer çevireceğin metin bir felsefe metniyse, konu için gereken bilgi birikimine sahip olman lazım. Bu yalnızca felsefe için geçerli değil. Hukuk, edebiyat, ekonomi ve buna benzer pek çok alan da buna dahil. Bilgi edinmenin yolu da meraklı olmak ve bol bol kitap okumaktan geçiyor. 

İngilizce çeviriler yaptıkça ve İngilizce metinler okudukça çeviri becerilerin gelişecektir. Burada önemli olan sürekli olarak pratik yapman. Hatta geçmişte yapmış olduğun İngilizce çevirileri, ara ara okuyabilirsin. Böylece hem hatalarının farkına varmış olursun hem de gösterdiğin gelişim seni mutlu eder. 

İyi düzeyde İngilizce çeviriler yapmak istiyorsan İngilizceni geliştirmelisin. İngilizce bilgini hep taze tutmak, işine yarayacak. Üstelik Open English ile İngilizce geliştirmek çok kolay. Sıfırdan İngilizce öğrenmek istiyorsan ya da temel İngilizce bilgine yenilerini eklemeyi düşünüyorsan Open English yanında! 

Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek istersen yan tarafta bulunan formu doldurabilirsin. 

İskoç Efsaneleri – The Stoor Worm

Efsaneler ve halk anlatıları, bize bir ülkenin kültürüne dair önemli bilgiler sunar. Bundan önceki yazılarımızda, efsaneler bakımından zengin olan Birleşik Krallık topraklarından Loch Ness Canavarı, Kral Arthur, Robin Hood gibi birbirinden ilginç hikâyelere yer vermiş, bu toprakların kültür ve edebiyatında önemli rol oynayan figürlerden bahsetmiştik. Bu blog yazımızda da, İskoçya’yı tekrar ziyaret ediyoruz. Evet, İskoçya sularında yüzerken dikkat etmen gereken tek mitolojik varlık Loch Ness Canavarı değil ne yazık ki! Bu sefer, ona kıyasla biraz korkutucu olabilecek bir başka efsaneden, The Stoor Worm’dan bahsedeceğiz.

Fakat hikâyemize geçiş yapmadan önce, istersen halk anlatılarının neden önemli olduğundan kısaca bir söz edelim…

Halk Anlatılarının Önemi

Efsaneler ve halk anlatıları, yazının başında da kısaca değindiğimiz gibi bizlere bir coğrafyaya, o coğrafyanın insanına ve tabii ki kültürüne dair oldukça önemli bilgiler verir. Yüzlerce yıl boyunca ağızdan ağıza aktarılan, bölgenin insanını etkileyen hikâyeleri okumak ve onları anlamak, bize o toprakların bu hikâyelerin de etkisiyle şekillenen sanatını ve edebiyatını daha iyi anlama olanağı sağlar. Bunların yanı sıra, efsanelerin hayal gücünü besledikleri, ve tabii ki genel kültürümüzü artırdıkları da bir gerçek.

O yüzden, eğer sen de İngilizce öğreniyor ya da İngilizceni geliştirmeye çalışıyor ve İngilizce konuşulan topraklardaki kültüre ve sanata da ilgi duyuyorsan, bu toprakların önemli anlatılarını bilmen de sana fayda sağlayacaktır.

O zaman hazırsan, şimdi İskoçya’ya, daha spesifik olacaksak Orkney adalarına doğru kısa ve heyecanlı bir yolculuğa çıkalım!

İskoç Efsaneleri – The Stoor Worm - orkney adaları nerededir

Orkney Adaları Nerededir?

Orkney Adaları (Orkney Islands), İskoçya’nın kuzey kıyılarının yaklaşık 16 kilometre ötesinde konumlanan, 70 tane adadır. Bu 70 ada içinden, yalnızca 20 tanesinde yerleşim mevcuttur. Orkney adalarının; Norveç, İskoçya ve Kelt mitolojisinden izler taşıyan, kendine has efsaneleri mevcuttur. Bu yazımızda konuğumuz olan Stoor Worm da, bu bölgenin efsaneleri arasında önemli bir yere sahiptir.

The Stoor Worm Efsanesi

The Stoor Worm, ya da diğer adı ile Mester Stoor Worm, Orkney folklorunda karşımıza çıkan dev bir deniz canavarıdır. Korkunç nefesiyle bitkileri, insanları ve hayvanları öldürebilen bu yaratığın, Nors mitolojisindeki Jormungandr’ın Orkney versiyonu olduğu düşünülmektedir.

Efsaneye göre, Stoor Worm, her cumartesi gün doğumuyla birlikte uyanır, kocaman ağzını açar ve dokuz defa esner, ve yemek için yedi bakire bekler. Eski anlatılar, bunu şöyle kaydetmiştir:

“Although he was a venomous beast, he had a dainty taste.”

“Pis bir yaratık olmasına rağmen, ağzının tadını bilirdi.”

Mester Stoor Worm’dan çekinen bir krala, ona her hafta yedi bakire sunması tavsiye edilmişti. Ne yapacağını şaşıran kral da, canavarı öldürene krallığını, büyülü bir kılıcı, ve evlenmesi için kızını vermeyi teklif etti.

Bölgede yaşayan bir çiftçinin en küçük oğlu olan Assipattle bu görevi kabul etti ve canavarı öldürdü. Stoor Worm ölünce, ağzından dökülen dişleri, bugünkü Orkney, Shetland ve Faroe adalarını meydana getirdi, bedeni ise İzlanda’yı oluşturdu!

Assipattle’nin deniz canavarını öldürmesi, diğer pek çok hikâyeyle benzeşir. Bu da, kimileri tarafından bu hikâyelerin aydınlanma çağında ortaya çıkmasına bağlanır. Zira bu dönemlerde, insanları yaratıklara kurban etme fikri terk edilmeye başlamıştı.

Eğer bir gün sen de İskoçya’yı ziyaret edersen, Orkney Adaları’na gidebilir, bir zamanlar bu korkunç canavarın dişleri olan toprakların üzerinde dolaşabilirsin!

Open English ile İngilizceni Kolayca İlerlet!

Sen de akıcı bir şekilde İngilizce konuşabilmek; İngilizce yayınları çeviriye ihtiyaç duymadan okuyabilmek, filmleri altyazı olmadan keyifle izleyebilmek, yurt dışına çıkınca tanışacağın yeni insanlar ile kolay bir şekilde iletişim kurabilmek istiyorsan, artık dünyanın önde gelen online İngilizce platformu Open English ile tanışmanın vakti çoktan gelmiş demektir! Yurt dışında eğitim, yeni iş fırsatları, kişisel gelişim gibi pek çok kapıyı açacak İngilizceni ilerletmek için, hemen Open English’e kayıt olabilir, dünyanın dört bir noktasında her seviyeden çok sayıda kullanıcın da dahil olduğu bu ayrıcalıklı topluluğa katılabilirsin!

7/24 canlı oturumlar, sınırsız içerik erişimi, online konuşma grupları, anadili İngilizce olan uzmanlar ve sunduğu diğer pek çok imkân ile Open English, senin için İngilizce geliştirmeyi daha önce hiç olmadığı kadar pratik ve eğlenceli hale getirecek!

Hemen bu sayfada yer alan formu doldur ve seni kısa sürede arayıp platformumuz hakkında tüm detayları sana iletelim.

Venedik’te Ekonomik Bir Tatil İçin İpuçları

Venedik, kanalları, tarihi yapıları ve romantik atmosferi ile dünya çapında ünlü bir şehir. Bu büyüleyici şehir, her yıl milyonlarca turisti kendine çeker. Giden herkesin mutlaka söylediği şey ‘herkesin en az bir kez deneyimlenmesi gereken bir yer’ cümlesi. Herkes gitsin tabii ki ama herkesin bütçesi bu seyahate yeter mi? Çünkü birçok kişi Venedik’in pahalı şehir olduğunu düşünüyor. Bu yüzden planlarını erteleyen ya da hiç plan yapamayan birçok insan mevcut. Ama doğru planlama ve birkaç akıllı ipucu ile Venedik’te ekonomik bir tatil yapmak da aslında mümkün.

Şehirdeki gizli hazineleri keşfederken bütçeni zorlamadan unutulmaz anılar biriktirebileceğin keyifli bir tatil yapabilmen için bu yazıyı hazırladık. Venedik’te bütçe dostu taktiklerle nasıl tatil yapabilirsin, hadi gel bahsedelim: 

Konaklama Seçenekleri

Dış Bölgelerde Konaklamak:

Venedik’in merkezindeki oteller genellikle pahalıdır ve bütçeni zorlayabilir. Ama Mestre veya Lido gibi çevre bölgelerde konaklamayı düşünürsen çok daha uyguna kalabilirsin. Bu bölgelerden Venedik’e tren veya vaporetto (su otobüsü) ile kolayca ulaşım sağlarsın. Bu şekilde hem konaklamadan tasarruf edebilir hem de günlük ulaşımını kolayca sağlayabilirsin. Mestre’de uygun fiyatlı oteller ve hosteller bulmak mümkünken, Lido’da da hem uygun fiyatlı hem de plaj keyfi yapabileceğin oteller de bulunuyor. Kendi bütçe ve tarzına göre birini seçmek sana kalmış.

Hosteller ve Pansiyonlarda Konaklamak:

Hosteller ve pansiyonlar, bütçeni sarsmadan konaklama imkanı sunar. Ayrıca, Airbnb gibi platformlarda uygun fiyatlı daireler bulabilirsin. Özellikle erken rezervasyon yaparak veya son dakika fırsatlarını takip ederek uygun fiyatlı ve merkezi konumda konaklama seçeneklerine ulaşabilirsin. Genç gezginler ve sırt çantalı turistler için birçok hostel seçeneği bulunuyor. Buralarda diğer gezginlerle tanışma fırsatı da bulabilirsin.

Venedik’te Ekonomik Bir Tatil İçin İpuçları - ulaşımda tasarruf etmek

Ulaşımda Tasarruf Etmek

Vaporetto Kullanımı

Venedik’te ulaşım için vaporetto kullanımı oldukça yaygın. Tek seferlik biletler pahalı olabilir, bu yüzden 1, 2, 3 veya 7 günlük geçiş kartları almak daha mantıklı. Bu kartlar sınırsız biniş imkanı sunar ve tasarruf etmeni sağlar. Vaporetto kullanarak hem şehrin farklı bölgelerine kolayca ulaşabilir hem de kanallar arasında keyifli bir yolculuk yapabilirsin. Vaporetto ile Büyük Kanal’da gezinti yaparak, şehrin en ikonik manzaralarını seyretmek bile kendi başına oldukça keyifli bir etkinlik.

Yürüyerek Keşfetmek

Venedik, yürüyerek keşfedilebilecek kadar kompakt bir şehir. Şehirde kaybolmak bile büyüleyici olabilir ve ekstra bir maliyet yaratmaz. Harika köprüler, dar sokaklar ve saklı meydanlar seni bekliyor. Yürüyerek dolaşırken, birçok gizli güzelliği ve tarihi mekanı keşfetme şansın olacak. Ayrıca, yürüyerek turist kalabalığından uzaklaştırır. Bu sayede daha otantik bir Venedik deneyimi yaşamak da mümkün olur.

Ücretsiz ve Uygun Fiyatlı Aktiviteler

Ücretsiz Müzeler ve Kiliseler

Venedik’te birçok müze ve kilise ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Özellikle San Marco Bazilikası ve Rialto Köprüsü çevresindeki mekanlar görülmeye değerdir. San Marco Meydanında dolaşarak, tarihi atmosferi hissedebilir ve fotoğraf çekebilirsin. Ayrıca, Venedik’in birçok kilisesi ve meydanı, tarihi ve sanatsal zenginlikleriyle ücretsiz olarak gezilebilir.

Sokak Sanatı ve Festivaller

Venedik sokaklarında gezerken birçok sokak sanatçısı dikkatini mutlaka çekecektir. Venedik’te yıl boyunca düzenlenen festivaller ve etkinlikler de ücretsizdir. Venedik Karnavalı, Biennale Sanat Sergisi gibi etkinlikler, şehrin kültürel zenginliğini yansıtır ve genellikle ücretsiz veya düşük maliyetlidir. Bu etkinlikler, Venedik’in sanat ve kültür hayatını deneyimlemek için harika fırsatlar sunar.

Venedik’te Ekonomik Bir Tatil İçin İpuçları - yeme ve içme seçenekleri

Yemek ve İçmek İçin Ekonomik Seçenekler

Yerel Pazarlar ve Süpermarketler

Yerel pazarlar ve süpermarketler, uygun fiyatlı yiyecekler bulabileceğin yerlerdir. Özellikle Rialto Pazarı, taze meyve, sebze ve deniz ürünleri için idealdir. Kendi yiyeceklerini hazırlamak hem sağlıklı hem de ekonomik bir seçenek. Pazarlar ve süpermarketler, yerel halkla etkileşim kurarak İtalyan kültürünü daha yakından tanımanı sağlar. Pahalı restoranlarda yemek yemek yerine Rialto Pazarında alışveriş yapıp taze ve lezzetli yiyeceklerle dolu bir piknik de tercih edilebilir bir konsept olabilir.

Cicchetti Barları

Cicchetti, Venedik’in tapas tarzı küçük atıştırmalıklarıdır. Bacari adı verilen yerel barlarda uygun fiyatlara cicchetti ve bir kadeh şarap (ombra) tadabilirsin. Bu barlar hem ekonomik hem de otantik olduğu için kendini burada daha turist hissedersin. Cicchetti barları, yerel halkın favori mekanlarıdır ve burada Venediklilerle tanışarak şehir hakkında ipuçları alabilirsin. Aynı zamanda cicchetti barlarında farklı lezzetleri deneyerek Venedik mutfağını keşfetme fırsatı da  bulabilirsin.

Şehir Kartları

Venice Card ve Museum Pass

Venice Card veya Museum Pass gibi kartlar, müze ve toplu taşıma indirimleri sunar. Bu kartları alarak birçok mekana ücretsiz veya indirimli girebilir, toplu taşımada tasarruf edebilirsin. Bu kartlar, Venedik’in turistik noktalarını daha uygun fiyatlarla keşfetmeni sağlar. Ayrıca, bu kartlar sayesinde sıra beklemeden hızlı giriş yapabilir, zamandan da tasarruf edebilirsin.

Venedik’te Ekonomik Bir Tatil İçin İpuçları - ziyaret zamanını dikkatli seçin

Ziyaret Zamanını Dikkatli Seçin

Sezon Dışı Ziyaret

Venedik’i turist akınına uğramadığı sezon dışı dönemlerde ziyaret etmek hem daha sakin hem de daha ekonomik olacaktır. Özellikle sonbahar ve kış aylarında hem konaklama hem de uçak biletleri daha uygun fiyatlı olabilir. Sezon dışı dönemlerde, şehri daha huzurlu ve yerel halkın günlük yaşamını daha yakından gözlemleyerek deneyimleyebilirsin.

Venedik, büyüleyici kanalları ve tarihi yapılarıyla turistlerin gözdesi olan bir şehir. Ancak bu güzellikleri tam anlamıyla keşfetmek ve yerel halkla etkili iletişim kurmak için temel düzeyde İngilizce bilmek büyük bir avantaj sağlar. İngilizce bilmek, restoranlarda sipariş verirken, otel resepsiyonlarında işlem yaparken, toplu taşıma araçlarını kullanırken ve turistik bilgiler alırken kolaylık sağlar. Ayrıca, acil durumlarda yetkililerle iletişim kurmak, diğer turistlerle sosyalleşmek ve kaybolduğunda doğru yolu bulmak için de önemli. Venedik tatiline çıkmadan önce Open English ile tanışmak keyifli ve sorunsuz bir seyahat anlamına gelir. 

Open English ile Venedik Tatilinde Dil Engelini Aş

Open English online İngilizce platformu; esnek zaman dilimleri, deneyimli uzmanlar, etkileşimli oturumlar ve kapsamlı içerikleri ile kolayca İngilizce geliştirmeyi sağlar. Temel düzeyden ileri seviyeye kadar geniş bir yelpazede seçenekleri ile de ihtiyacına uygun seviyeden başlayarak İngilizce konuşma yeteneğini geliştirebilirsin.

Open English ile dil engelini aşarak, Venedik tatilinde özgürce iletişim kurup unutulmaz anılar biriktirmek senin elinde. Hemen Open English’e kaydol ve maceraya hazırlan! Tek yapman gereken bu sayfada yer alan formu doldurmak ve seni aramamızı beklemek!

İngilizcede Farkları Ne: Shall vs. Will

İngilizceyi öğrenirken bir çok farklı konu öğreniriz. Fakat bu konuları ne kadar detaylı öğrendiğimizi düşünsek de bazı noktalarda bu konuların aralarındaki farkların belirsizleştiğini görebiliriz. Bu farkı kelimelerde sıkça fark etsek de bazı gramer konuları ve modal fiillerde de kafa karışıklığı yaşama olasığımız çok yüksektir. 

Bu yazımızda shall/will farkından bahsedeceğiz. Shall/will farkı anlamlarının benzerliğinden dolayı çok sık karıştırılır. Genelde “shall” kelimesini günlük hayatta pek sık görmediğimiz için bu konuları ilk öğrendiğimizde bile shall/will farkı üzerinde çok durulmaz. Fakat shall/will farkı ile alakalı bu yazımızda aklına takılan tüm detayları görebileceksin! Eğer sen de shall/will farkını öğrenmek ya da hatırlamak istersen yazımızı dikkatlice okumanı öneriyoruz!

Shall/will farkı yazımıza başlamadan önce seni Open English’e davet etmek istiyoruz. Seviyen ne olursa olsun ana dilin gibi İngilizce konuşmak istersen sen de Open English’e katılmalısın! Open English ile shall/will farkını ve daha birçok konuyu öğrenebilir, aktif olarak kullanabileceğin bir hale gelebilirsin. Yani İngilizce ile ilgili ihtiyacın olabilecek her şey burada! 

Open English hakkında daha fazla bilgi almak ve online İngilizce uygulamamıza dair detaylara ulaşmak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. 

ingilizce farkları ne will ne demek

Will Ne Demek?

Shall/will farkından önce kısaca bu konuları bir hatırlayalım. 

Will, en sık kullandığımız gelecek zaman ifadelerinden birisidir. Anlık karar verilen gelecek zaman ifadelerinde, dayanağı olmayan tahminlerde, rica cümlelerinde kullanırız. Cümle içinde kullanımı ise oldukça basittir. 

Will Kullanımı

  • Olumlu cümlede özne, will, yalın fiil şeklinde cümle kurarız. 

I will go outside in the evening. (Akşam dışarı çıkacağım.)

  • Olumsuz cümlede aynı yapıda will’in yanına “not” getiririz. Won’t olarak kısaltmamız mümkündür. 

She will not join us tonight. (O bu gece bize katılmayacak.)

  • Soru cümlelerinde ise “will”i cümlenin başına getirmemiz yeterlidir. 

Will you be home soon? (Yakında evde olacak mısın?)

ingilizce farkları ne shall ne demek

Shall Ne Demek?

Shall/will farkını anlamak için de şimdi bir shall’ın kullanımına bakalım.

Shall’ı günlük hayatta bazı durumlar dışında çok görmeyiz. Özellikle edebi eserlerde ve yasal belgelerde bir kişinin yapma zorunluluğunda olduğu şeyi söylerken görürüz. Fakat günlük anlamda kendi başına zorunluluk anlamı olduğunu söylemek doğru olmaz. Genelde öneri ve davet kalıbı olarak “shall we” şeklinde görmemiz mümkündür. Kullanımı will’e çok benzer. 

Umarız buraya kadar yazımızdan shall/will farkı konusunda yeni şeyler öğrenmişsindir! Az sonra shall/will farkını açıklamak için shall’ın kullanım detaylarını vereceğiz. Fakat devam etmeden şunu söyleyelim: Eğer İngilizceyi daha derinlemesine, daha verimli bir şekilde öğrenmek istersen, en yaygın dil hatalarından sakınmak, shall/will farkı gibi konuların ustası olmak, İngilizce seviyeni sertifikalı hale getirmek istersen seni tekrardan Open English’e davet etmek isteriz! 

Open English’e abone olarak sana özel hazırlanmış çalışma programını edinebilir ve ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders almaya hemen başlayabilirsin. Bunun yanı sıra, öğrendiklerini pekiştirebileceğin canlı konuşma gruplarında yabancılarla konuşabilir ve dev içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilir, üstelik dil becerini sertifikalayabilirsin!

Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

Shall Kullanımı

  • Olumlu cümlelerde özne, shall ve fiilin yalın hali olarak kullanırız. 

Mr. Williams shall pay child support to Ms. Smith. (Bay Williams Bayan Smith’e nafaka ödeyecektir.)

  • Olumlu cümlelerde aynı yapıda shall’ın ardından “not” getiririz. İkisi birlikte “shan’t” olarak kısaltılabilir fakat bunu büyük çoğunlukla konuşma dilinde görürüz. 

You shall not pass! (Geçemezsin!)

  • Soru cümlelerinde shall’ı başa alırız. Fakat dikkat! Soru cümlelerinde ağırlıkla “I” ve “we” özneleriyle görürüz.

Shall we see a movie? (Film izleyelim mi?)

Shall/Will Farkı Nedir?

Gelelim yazımızın asıl konusu olan shall/will farkına. Shall/will farkı ne kadar yakın olsa da bazı belirgin noktalara dikkat etmemiz gerekir. Shall/will farkı konusunda dikkatli olman gereken noktaları şöyle özetleyebiliriz:

  • Yasal bir zorunluluktan bahsediyorsak “shall” kullanırız. 
  • Günlük hayatta, tüm öznelerde will kullanabiliriz. 
  • Shall günlük hayatta çok yer almasa da öneri, davet gibi durumlarda görürürüz. 
  • Will ile tahminde bulunabilirken shall’ı bu şekilde kullanamayız. 
  • Shall ile soru sorarken neredeyse her zaman öznemizi “I” ve “we” olarak kullanırız. 

İngilizceyi En İyi Sen Konuş!

Bugün, shall/will farkı sorusuna cevap verdik. Umarız bu yazımız faydalı olmuştur! Shall/will farkı konumuza benzer, shall/will farkı gibi çok karıştırılan konulardan olan Such As ve Like Farkı ile ilgili yazımızı da incelemeni öneririz.

Yazımızı kapatırken sana bir sorumuz var: İngilizceyi ana dilin gibi konuşmak ister misin? Eğer çoğu insan gibi cevabın “evet” ise seni Open English’te görmeyi çok isteriz. Open English, dünya çapında 3 milyon insana 15 yıldır İngilizce geliştirme fırsatı sunan online İngilizce platformu. Dolayısıyla alanında oldukça donanımlı ve deneyimli! Bu deneyimden faydalanmak istersen sen de aramıza katıl!

Bu sayfadaki iletişim formunu doldur, seni arayalım.

İskoç Efsaneleri – Bruce ve Örümcek

Daha önce de yazılarımızda birden fazla defa bahsettiğimiz gibi, Birleşik Krallık ve İrlanda toprakları, söz konusu halk anlatıları ve efsaneler olduğunda son derece zengin coğrafyalar. Önceki blog yazılarımızda, oldukça popüler İskoç efsanelerinden Loch Ness Canavarı ve Baobhan Sith hakkında yazmış, bu ünlü efsaneler ile ilgili birbirinden ilginç bilgiler paylaşmıştık. Bu yazımızda da yine İskoçya’nın büyülü topraklarına adım atacak, bu coğrafyanın bir diğer önemli efsanesi olan, ilhamını gerçek tarihten alan ve önemli bir de mesaj taşıyan Bruce ve Örümcek hikâyesinden bahsedeceğiz. Eğer sen de tarihe ve halk anlatılarına meraklıysan ve bu toprakların kültürü ile yakından ilgileniyorsan, okumaya devam et deriz!

Halk Anlatılarının Önemi

Robert ve Örümcek hikâyesine geçmeden önce, dilden dile dolaşan halk öykülerinin, efsanelerin öneminden kısaca bahsetmekte de fayda olacaktır. Efsaneler, ait oldukları coğrafyanın kültürünü ve sanatını anlamanda önemli bir rol oynar. Bu bağlamda düşünüldüğünde, dilini öğrenmekte olduğun toprakların geçmişinde yer edinmiş önemli hikâyeleri bilmek, kültürlerini öğrenmek konusunda da sana oldukça büyük bir katkı sağlayacaktır. Tabii tüm bunlara ek olarak, günümüze kadar ulaşmış bu birbirinden ilginç hikâyeleri okumanın son derece keyifli olduğu da yadsınamaz bir gerçek!

Robert the Bruce Kimdir?

Hikâyemize geçmeden önce, İskoç tarihinin önemli figürlerinden bir tanesi olan Robert The Bruce hakkında biraz bilgi vermemiz uygun olacaktır.

  • Robert, ya da İskoç galcesindeki ismiyle Raibeart an Bruis ve popüler adıyla Robert the Bruce, 11 Temmuz 1274 – 7 Haziran 1329 arasında yaşamış İskoç kralıdır. 1306’dan ölümüne kadar İskoç tahtında oturan Robert the Bruce, İngiltere’ye karşı verilen ilk bağımsızlık mücadelesinde İskoçya’nın başında yer almıştır. Hükümdarlığı döneminde başarıyla savaşıp İskoçya’nın bağımsızlığında büyük rol oynamıştır, ve bugün hala bir halk kahramanı olarak görülmektedir. Bruce, öldükten sonra Dunfermline, Fife’deki Dunfermline Abbey Kilisesi’ne gömülmüştür.

Eğer hazırsan şimdi de Bruce ve Örümcek hikâyesine geçebiliriz…

İskoç Efsaneleri - Bruce ve Örümcek hikayesi

Bruce ve Örümceğin Hikâyesi

1306 yılında, Robert The Bruce, İskoçya tahtı için kendine rakip gördüğü John Comyn’i öldürür, ve tahta geçer. Bu olayı takip eden yıl ise, Robert The Bruce, Methven Muharabesi’nde (The Battle of Methven) İngilizler tarafından mağlubiyete uğratılır.

Efsaneye göre, uğradığı mağlubiyetten sonra canını zor kurtaran Robert, kaçıp saklanmak zorunda kalır. Bir mağarada saklandığı esnada, oradaki bir örümcek Robert’ın dikkatini çeker. Ağ örmeye çalışan ama bir türlü beceremeyen hayvan, sürekli düşüyor, ama her defasında da tekrardan ağını örmeye çalışıyordur. Örümcek, Bruce’un dikkatini çeker. Pes etmeyen hayvan, en sonunda ağını örmeyi başardığında, bu sahne krala da büyük ilham verir. Buradan aldığı cesaret ile geri dönen Robert the Bruce, İngilizlere karşı mücadelesini tekrar başlatır, ve sonunda onları Bannockburn’da bozguna uğratır. Hikâyenin başka versiyonları, Robert The Bruce’un bir kulübede saklandığını, örümceği oradan izlediğini anlatır. Bruce ve örümceğin hikâyesi, pes etmemenin ne kadar önemli olduğu mesajını aşılayan popüler bir hikâyeye dönüşmüştür.

Bu hikâye, ilk defa Walter Scott’ın 1828 ve 1830 yılları arasında yayımlanan Tales of a Grandfather (Bir Büyükbabanın Öyküleri) adlı kitabında anlatılmıştır. Hikâyenin, orijinal olarak Robert The Bruce’un yoldaşı James Douglas hakkında anlatılmış olabileceği de söylenmiştir. Benzer bir hikâyenin, Musevi kaynaklarında Davut için, Lehçe kaynaklarda 1320 – 1333 yılları arasında Polonya Kralı olan I. Wladyslaw için, ve Persçe kaynaklarda ise Timur için anlatıldığı da söylenir. Genel olarak, bu popüler hikâyenin “Başaramadıysan, yılma ve tekrar dene!” mesajını vermek için basit ve iyi bir örnek olduğu söylenebilir.

Dil Hedeflerine Open English ile Ulaş!

Yurt dışında okuma ya da çalışma hayali, kişisel gelişim, iş olanaklarını artırma, hobi… İngilizce geliştirme amacın ve İngilizce seviyen ne olursa olsun, sen de Open English’in online İngilizce platformu ile İngilizce geliştirme sürecini daha önce hiç olmadığı kadar hızlı, pratik, ve keyifli kılabilirsin!

Sınırsız içerik erişimi, 7/24 canlı oturumlar , diğer kullanıcılar ile dilediği gibi pratik yapabileceğin online İngilizce konuşma grupları, anadili İngilizce olan uzmanlar ve çok daha fazlası… Open English’in ayrıcalıklarla dolu dünyasını hemen keşfetmeye başlayarak, sen de bugün dil hedeflerine ulaşma konusunda önemli bir adım atabilirsin. Eğer bu duydukların kulağına hoş geliyorsa, haydi sen de hemen dünyanın dört bir yanındaki 3 milyonu aşkın kullanıcıya katıl.

Bu sayfadaki formu doldur ve en kısa sürede seni arayalım.

Blue in the face Anlamı ve Kullanımı

Bugün, dilimize yabancı gelen bazı deyimleri inceleyerek günlük konuşma dilinde sıkça rastlanan ifadeleri keşfetmeye ne dersiniz? İlk durağımız, “Blue in the face” deyimi olacak. Bu ilginç ifade, bir konuda çaba sarf etmenin ve bir noktayı anlatmanın zaman zaman ne kadar zorlayıcı olabileceğini anlatan bir ifadedir. Günün birinde hepimiz, bir konuyu anlatmaya çalışırken veya birini ikna etmeye uğraşırken, içimizden gelerek aşırı bir çaba harcamışızdır. İşte bu duruma, “blue in the face” ifadesi deniyor. Ama neden böyle deniyor ve en çok hangi durumlarda kullanılıyor yazının devamında öğreneceğiz. 

Bu blog yazısında, “blue in the face” ifadesini detaylı bir şekilde ele alacak ve bu durumu daha iyi anlamak için örneklerle birlikte inceleyeceğiz. Aşırı çaba sarf etmenin getirdiği komik veya düşündürücü durumları keşfedeceğiz. Hazır mısınız? O zaman, dilin renkli dünyasında biraz daha derine inelim.

“Blue in the Face”: Konuşmaktan Çatlamak

“Blue in the face” ifadesi, bir kişinin sürekli olarak konuşma, açıklama veya ikna etme çabası içinde olduğunu ifade eder. Ancak, bu çabanın sonuçsuz veya etkisiz olduğunu belirtir. Bu ifade, birinin aşırı çaba harcayarak bir şeyi değiştirmeye, bir noktayı anlatmaya veya birini ikna etmeye çalıştığı durumları tanımlar.

Bu deyimdeki “blue” kelimesi, kişinin yüzünün veya cildinin aşırı çaba veya stresten dolayı maviye dönmesiyle değil, daha çok aşırı konuşma veya çaba sarf etme nedeniyle ortaya çıkan bir durumu ifade eder.

Örneğin, biri bir konuda çok fazla konuşuyor, ancak karşısındaki kişiye etkili bir şekilde ulaşamıyorsa veya bir konuda değişiklik yapmaya çalışıyorsa, bu durumda “I talked to him until I was blue in the face, but he wouldn’t listen” şeklinde ifade edilebilir. Yani, “Ona yüzüm mavileşene kadar konuştum ama dinlemedi” anlamına gelir. Bu ifade, genellikle bir çabanın boşa gitmesini, sonuç alınamamasını vurgular.

blue in the face en çok hangi durumlarda kullanılır

En Çok Hangi Durumlarda Kullanılır?

“Blue in the face” deyimi genellikle konuşma veya çaba harcama ile ilgili durumları ifade etmek için kullanılır. Bu ifade, birinin sürekli olarak konuşma veya açıklama çabası içinde olduğunu, ancak bu çabanın sonuçsuz veya etkisiz olduğunu vurgular. İşte bu deyimin sıkça kullanıldığı durumlar:

İkna Etmeye Çalışmak:

 Birisi bir konuda diğerini ikna etmeye çalışırken, ancak karşı taraf bir türlü dinlemez veya anlamazsa, bu ifade kullanılabilir.

Uzun Tartışmalar:

İki kişi arasında uzun süren bir tartışma yaşandığında, taraflardan biri konuyu defalarca anlatmasına rağmen bir sonuca ulaşılamıyorsa bu deyim kullanılabilir.

Bilgi Vermeye Çalışmak:

Bir konuyu anlatmaya çalışan bir kişi, karşısındakine bir konuyu yüzlerce kez açıklar ve sonuç alamazsa, “blue in the face” deyimi bu durumu ifade eder.

Tutarsız Davranışlara Karşı Uyarı:

Bir kişi, başka birini bir konuda uyarır veya eleştirir, ancak uyarıları dikkate alınmazsa bu ifade kullanılabilir.

Yani kısaca bu deyim, genellikle insanların çaba harcayarak bir şeyi değiştirmeye veya birini ikna etmeye çalıştığı durumları anlatmak için kullanılır. Şimdi birkaç İngilizce örnekle deyimi iyice anlayıp kelime haznemize yerleştirelim.

Örnekler:

“I tried explaining the importance of sustainable living practices to my friend, but I talked to her until I was blue in the face, and she still doesn’t recycle.” (Sürdürülebilir yaşam uygulamalarının önemini arkadaşıma anlatmaya çalıştım, ama yüzüm mavileşene kadar konuştum ve hala geri dönüşüm yapmıyor.)

“The teacher spoke to the students until she was blue in the face about the upcoming exam, but some of them still didn’t prepare adequately.” (Öğretmen, yaklaşan sınav hakkında öğrencilere yüzü mavileşene kadar konuştu, ancak bazıları hala yeterince hazırlık yapmadı.)

“We argued for hours, and I explained my point over and over until I was blue in the face, but we couldn’t reach a compromise.” (Saatlerce tartıştık ve noktamı defalarca açıkladım, yüzüm mavileşene kadar konuştum, ancak bir uzlaşmaya varamadık.)

“She lectured her son until she was blue in the face about the dangers of staying out late, but he continued to ignore her advice.” (Gece geç saatlere kadar dışarıda kalmamanın tehlikeleri konusunda oğluna yüzü mavileşene kadar ders verdi, ancak oğlu onun tavsiyelerini hala umursamıyor.)

Bu örneklerde görüldüğü gibi, ifade genellikle bir çabanın uzun süre devam ettiği ve sonuç alınamadığı durumları vurgular. İnsanın karşısındakine bir konuyu defalarca anlatmasına rağmen istediği etkiyi yaratamamasını ifade eder.

blue in the face - open english ile ingilizceni geliştir

Open English ile İngilizceni Geliştir

Blue in the face” ifadesiyle bir konuda çaba harcamanın, ama istediğiniz sonuca ulaşamamanın bir örneği gibi, dil öğrenme de bazen aynı duyguları uyandırabilir. Ama bu noktada Open English ile tanışıksan blue in the face’e girmene hiç gerek yok. Open English İngilizce çalışma deneyimini tamamen değiştirecek. Nasıl mı?

Open English online İngilizce platformu İngilizce geliştirme deneyimini daha etkili ve eğlenceli kılma misyonu taşır. Open English, günün hangi saatinde olursa olsun, sana uygun bir program sunar. Kendin için en iyi zamanı seç ve İngilizce geliştirme hedeflerine odaklan.

Hemen bu sayfada yer alan formu doldur ve İngilizce geliştirme hedefine giden yolda ilk adımı at!

İngilizcede Farkları Ne: Stay vs. Remain

Bazen iki kelimenin benzer anlamlar taşımasına rağmen, aralarındaki ince nüanslar sayesinde dilin ne kadar zengin olduğunu farkederiz. İki sık kullanılan bir kelime olan “stay” ve “remain” arasındaki farkı bilmeyen ya da anlamayan çok sayıda insan var. Bu detayları bilmek dilin kendisine dalmak anlamına gelir. Sen de bu iki kelimeyi karıştırıyorsan bu yazı tam sana göre o zaman. Çünkü bu blog yazısında, “stay” ve “remain” kelimelerini daha yakından inceleyerek, günlük konuşma ve yazı dilinde nasıl kullanıldıklarını keşfedeceğiz.

Stay: Kal, Kalmak:

“Stay,” genellikle geçici bir süre için bir yerde kalmayı ifade eder. Bu kelime, konaklama, ziyaret veya kısa bir süreliğine bir yerde durmayı anlatır.

  • Deciding to stay at the seaside cottage, they enjoyed the sound of the waves and the breathtaking view. (Deniz kenarındaki kulübede kalmaya karar vererek, dalgaların sesinin ve etkileyici manzaranın tadını çıkardılar.)
  • During the business trip, I will stay at a centrally located hotel to easily access the conference venue. (İş seyahati sırasında, konferans mekanına kolayca ulaşabilmek için merkezi bir konumda bir otelde kalacağım.)
  • She chose to stay with her grandparents for a few days to reconnect with her family roots. (Aile kökleriyle bağlantı kurmak için birkaç gün boyunca büyük ebeveynleriyle kalmayı tercih etti.)
  • Opting to stay in the mountain cabin, they hiked during the day and enjoyed the fireplace at night. (Dağ kabininde kalmayı tercih ederek, gündüzleri yürüyüşe çıktılar ve geceleri şöminenin keyfini çıkardılar.)
  • For the weekend getaway, they decided to stay in a charming bed and breakfast in the countryside. (Hafta sonu kaçamağı için, kırsalda şirin bir pansiyonda kalmaya karar verdiler.)
  • During the summer vacation, the family plans to stay at a beachfront resort for relaxation and fun. (Yaz tatili sırasında, aile dinlenme ve eğlence için deniz kenarındaki bir tatil köyünde kalmayı planlıyor.)
  • To avoid the city’s hustle and bustle, they opted to stay in a cozy mountain cabin for a peaceful retreat. (Şehirdeki telaş ve gürültüden kaçınmak için huzurlu bir geri çekilme için şirin bir dağ kabininde kalmayı tercih ettiler.)
  • Despite the delayed flight, they decided to stay overnight at the airport hotel until their rescheduled departure. (Geciken uçuşa rağmen, yeniden planlanan kalkışlarına kadar havaalanı otelinde bir gece geçirmeye karar verdiler.)
    • During the conference, many participants chose to stay at the nearby accommodations for convenience. (Konferans sırasında, birçok katılımcı kolaylık için yakındaki konaklamalarda kalmayı tercih etti.)
    • To immerse in the local culture, they decided to stay with a host family during their language immersion program. (Yerel kültüre dalmak için dil içinde yaşama programları sırasında bir ev sahibi ailesiyle kalmaya karar verdiler.)

ingilizce farkları ne - remain aynı şekilde devam etmek

Remain: Kalmak, Aynı Şekilde Devam Etmek

Öte yandan, “remain” kelimesi genellikle bir durumu veya koşulu ifade eder. Bu kelime, bir değişiklik olmadan aynı durumu sürdürmeyi anlatır. Stay kelimesine göre biraz daha soyut ama tam olarak soyut bir kelime de diyemeyiz. 

  • Despite the challenges, their commitment to environmental sustainability remained unwavering. (Zorluklara rağmen, çevresel sürdürülebilirliğe olan bağlılıkları değişmeden kaldı.)
  • The ancient ruins remained standing, a testament to the rich history of the once-thriving civilization. (Antik kalıntılar ayakta kalmaya devam etti, bir zamanlar canlı olan medeniyetin zengin tarihine bir tanıklık.)
  • Even after the storm, the small town remained resilient, rebuilding what nature had taken away. (Fırtınadan sonra bile, küçük kasaba dayanıklı kaldı ve doğanın aldığını yeniden inşa etti.)
  • Her kindness remained etched in his memory, a reminder of the generosity he had experienced. (Onun nazikliği hafızasında kalmaya devam etti, yaşadığı cömertliğin bir hatırlatıcısı.)
  • As time passed, the significance of the ancient artifact remained unchanged, preserving its historical value. (Zaman geçtikçe, antik eserin önemi değişmeden kaldı, tarihî değerini koruyarak.)
  • Despite the economic downturn, their dedication to community service remained steadfast. (Ekonomik durgunluğa rağmen, toplum hizmetine olan bağlılıkları değişmeden sürdü.)
  • In the face of adversity, her positive attitude remained intact, inspiring those around her. (Zorluklar karşısında, pozitif tutumu değişmeden korundu ve çevresindekileri etkiledi.)
  • Even with technological advancements, the charm of handwritten letters remained unparalleled. (Teknolojik ilerlemelere rağmen, el yazısı mektupların çekiciliği eşi benzeri olmayan bir şekilde korundu.)
  • As seasons changed, the old oak tree remained a symbol of resilience and endurance. (Mevsimler değiştikçe, eski meşe ağacı direnç ve dayanıklılığın bir sembolü olarak kalmaya devam etti.)
  • Despite societal shifts, traditional values remained deeply rooted in the community’s identity. (Toplumsal değişikliklere rağmen, geleneksel değerler topluluğun kimliğinde derin bir şekilde kök salmış kaldı.)

“Stay” ve “remain” kelimeleri benzer bir temele sahip ama kullanıldıkları bağlamda farklı anlamlar taşırlar. “Stay”, genellikle fiziksel bir varlığın bir yerde kısa bir süreliğine durmasını ifade ederken, “remain” daha genel olarak bir durumun devam etmesini belirtir. 

Bugün “stay” ve “remain” kelimelerinin arasındaki ince çizgiyi ele aldık. İngilizce çalışma sürecinde sadece kelimelerin anlamlarını keşfetmekle kalmayabilir, aynı zamanda etkili bir dil öğrenme platformu ile pratiğe de dökebilirsin. Bunun için uygun bir platform arıyorsan Open English tam sana göre!

open english ile ingilizce çalış

Open English ile İngilizce Çalış!

Dil geliştirme sürecinde uzman rehberliği ve interaktif içerikleriyle Open English, sadece kelimeleri öğretmekle kalmaz, aynı zamanda dili günlük hayatta kullanım becerilerini geliştirmene de yardımcı olur. 

Sadece dil bilgisini değil, aynı zamanda konuşma, dinleme, yazma ve okuma becerilerini de geliştirmek istiyorsan, Open English’in kapıları senin için sonuna kadar açık. Canlı oturumlarda anadili İngilizce olan uzmanlarla etkileşimde bulunup dili daha etkili bir şekilde kullanmayı öğrenebilirsin.

Daha fazla bilgi ve kayıt işlemleri için sayfada bulunan formu doldurman yeterli!

İskoç Efsaneleri – Kelpie

Dilini öğrenmekte olduğun coğrafyaların kültürlerine dair de bilgi sahibi olmak önemli. Efsaneler ve halk anlatıları da, bir coğrafyanın kültürünü ve sanatını daha iyi anlamana, aynı zamanda genel kültürünü geliştirmene yardımcı olabilir. Birleşik Krallık toprakları, daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, bu anlamda çok zengin. Robin Hood, Kral Arthur, Loch Ness Canavarı gibi efsanelerin çıktığı bu toprakların bir diğer popüler efsanevi figürü de, bu yazımıza konu olan Kelpie…

İlerleyen satırlarda, ürkütücü bir İskoç efsanesi olan Kelpie hakkında bilmen gerekenleri bulabilirsin. Hazırsan başlayalım…

Kelpie Efsanesi

Kelpie –“su kelpie’si ya da İskoç galcesinde “Each-Uisge” olarak da bilinir- İskoçya ve İrlanda folkloründe, göllerde yaşayan, şekil değiştirme özelliğine sahip olan bir varlıktır. Genellikle beyaz ya da gri renkte bir at formunda tasvir edilen Kelpie, kendisini insana da dönüştürebilir. Bazı anlatılarda, Kelpie’nin insan formundayken de toynaklı olduğu söylenir. (Bu da, bu yaratığın Hristiyan inanışlarındaki şeytanla ilişkilendirilmesine sebep olmuştur- Robert Burns’ün 1786 tarihli “Address to the Devil” – “Şeytana Sesleniş/Hitap” şiirinde de bu ima edilir.)

İskoçya’daki pek çok gölün bir Kelpie hikâyesi mevcuttur. Bazı anlatılara göre, su kenarında son derece uysal görünen Kelpie’nin üstüne çıkan insanlar, bir daha inemezler, ve onları bu sayede suyun dibine götüren yaratık, orada onları yer.  Kelpie’lerin, genç adamları baştan çıkarmak için onlara güzel bir kız olarak göründükleri de söylenir. Ayrıca, Kelpie’lerin sele sebep olabildikleri, böylece kurbanlarını boğabildikleri de anlatılır.

Eğer bir Kelpie at formundaysa ve üzerinde eyer ve benzeri araçlar yoksa, üzerinde haç damgası olan bir yular ile yakalanması mümkündür. Bu noktadan sonra, insanlar Kelpie’nin gücünden yararlanabilir, ve onu kendi işleri için kullanabilir. Bir halk anlatısında bu olay örneklendirilmiştir: Laird of Murphie, bir Kelpie yakalamış, ve atı inşa edeceği şatosunun taşlarını taşımak için kullanmıştır. İşi bittikten sonra Kelpie’yi salmış, Kelpie ise gitmeden önce kendisine şu sözleri söylemiş:

İskoç Efsaneleri - Kelpie sözleri

Sair back and sair banes

Drivin’ the Laird o’ Morphies’s stanes,

The Laird o’ Morphie’ll never thrive

As lang’s the kelpy is alive

Modern İngilizcede bu dizeler şu şekildedir:

Sore back and sore bones

Driving the Lord of Morphie’s stones

The Lord of Morphie will never thrive

As long as the kelpie is alive

Türkçesi (biraz serbest bir çeviri ile):

Ağrıdı sırtım, sızladı kemiklerim

Morphie Lord’una taş taşıdıkça

Gün yüzü görmeyecek asla Morphie Lord’u

Kelpie bu dünyada yaşadıkça

Bu lanetin, daha sonra Morphie Lord’unun soyunun ortadan kalkmasına sebep olduğuna inanılır.

Kelpie ve On Çocuğun Hikâyesi

Bir İskoç halk anlatısı, sırtında dokuz tane çocuk toplamış olan, ve bu şekilde onuncu çocuğu kovalayan bir Kelpie’den bahseder. Onuncu çocuk, atın burnunu okşarken, parmağı oraya yapışıp kalır. Çocuk, parmağını keserek kendini Kelpie’den kurtarmayı başarır. Diğer dokuz çocuk ise, Kelpie’nin sırtında suya sürüklenir, ve onlardan bir daha da haber alınmaz. Bu hikâyenin başka versiyonlarında çocuk sayısının değiştiği, ya da çocuğun atın boynunu okşadığı görülmüştür.

Kısacası, eğer bir gün İskoçya ya da İrlanda’da bir göl kenarında yürüyüşe çıkacak olursan, ekstra dikkatli olmanı tavsiye ederiz!

diğer coğrafyalardaki kelpie benzeri varlıklar

Diğer Coğrafyalardaki Kelpie Benzeri Varlıklar

Diğer birtakım efsanevi yaratıklar için de söz konusu olduğu gibi, Kelpie’lerin de farklı coğrafyada karşılığı mevcuttur. Alman mitolojisinde Nixie, Avustralya mitolojisinde Bunyip, Orta Amerika’da ise Wihwin bu su yaratıklarına örnek olarak gösterilebilir. Bu tip varlıklarla ilgili hikâyelerin ortaya çıkış zamanı ve şekli elbette net olarak bilinemese de, bu anlatıların, küçük çocukları sudan uzak tutmak, ve genç kızların baştan çıkarıcı yabancılara karşı temkinli olmasını sağlamak için üretilmiş olabileceğine dair bir görüş vardır.

İngilizceni Open English ile İlerlet!

Sen de İngilizceni geliştirmek ve dizi ve filmleri altyazı desteğine ihtiyaç duymadan izleyip edebi eserleri yazıldıkları dilden okumak mı istiyorsun? Eğer cevabın “Evet!” ise, daha uzağa gitmene gerek yok! Dünyanın dört bir yanında farklı seviyelerden 1,5 milyonu aşkın öğrencinin tercihi olan online İngilizce platformu Open English ile, sen de dil hedeflerine ulaşabilirsin!

Open English; anadili İngilizce olan uzmanlar, 7/24 canlı oturumlar, dilediğin gibi pratik yapabileceğin online İngilizce konuşma grupları, sınırsız içerik erişimi gibi pek çok ayrıcalığı ile, senin için İngilizce geliştirme sürecini çok daha keyifli ve verimli kılabilir! Eğer sen de dil hedeflerine bir adım daha yaklaşmak istiyorsan, Open English’i keşfetmeye hemen başla!

İngilizce Fikir Belirtirken Kullanılabilecek Bağlaçlar

İngilizcede birçok bağlaç ve bağlaç yerine geçebilen ifadeler vardır. Bu ifadeler ne kadar çok olsa da, öğrendiğimiz her birini günlük hayatta sıklıkla kullanabileceğimiz için oldukça kullanışlıdırlar. Bu yüzden İngilizce bağlaçları iyice kavramalı ve ifadelerimizi geliştirmek için sık sık, doğru yerlerinde kullanmalıyız. 

Bu yazımızda İngilizce fikir belirten bağlaçlardan bahsedeceğiz. İngilizce fikir belirten bağlaçlar özellikle “essay” yazarken çoğu kişinin kullanmaya özen gösterdiği sözcük öbekleridir. Bu İngilizce fikir belirten bağlaçları öğrendikten sonra yazdığımız yazıların ve yaptığımız konuşmaların çok daha etkili olduğunu görebiliriz. 

“Herhangi bir bağlacı duruma göre fikir belirtmek için kullanamaz mıyız?” diye sorduğunu duyar gibiyiz. Tabii ki de! O yüzden bu yazımızda İngilizce fikir belirten bağlaçların görevini gören, Türkçedeki anlamıyla tam olarak bağlaç diyemeyeceğimiz ifadeleri inceleyeceğiz!

Fakat İngilizce fikir belirten bağlaçlar ile ilgili yazımıza başlamadan önce seni Open English’e davet etmek istiyoruz. Seviyen ne olursa olsun İngilizceyi en iyi şekilde öğrenmek ve ana dilin gibi konuşmak, İngilizce fikir belirten bağlaçlar ve İngilizce fikir belirten bağlaçlara benzer tüm konuları kavramak istersen sen de Open English’e katılmalısın! Open English üzerinden sertifika almak da mümkün. Yani İngilizce ile ilgili ihtiyacın olabilecek her şey burada! 

Open English online İngilizce uygulamasına dair detaylara ulaşmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

Gel birlikte İngilizce fikir belirten bağlaçları incelemeye başlayalım. Unutma ki bu İngilizce fikir belirten bağlaçları günlük hayatta dilediğin gibi kullanabilirsin. İngilizce fikir belirten bağlaçların bazıları daha resmi görünse de yine de günlük hayatta kullanıldıklarında garipsenmezler. İngilizce fikir belirten bağlaçların her birine verdiğimiz örnekleri iyi incelemeni ve bu örneklerden yola çıkarak İngilizce fikir belirten bağlaçları kullandığın kendi cümlelerini kurmaya çalışmanı öneriyoruz!

ingilizce fikir belirtirken kullanılabilecek bağlaçlar - I believe that

I believe that…

  • I believe that the internet has really improved our lives.

(İnternetin hayatımızı gerçekten geliştirdiğine inanıyorum.)

In my opinion…

  • In my opinion, the government should invest more in agriculture. 

(Bence hükümet tarıma daha çok yatırım yapmalı.)

Personally, I think…

  • Personally, I think VR will be really important in the future. 

(Bence VR ileride çok önemli olacak.)

From my point of view…

  • From my point of view, the new laws on education are crucial.

(Benim görüşüme göre eğitim üzerine hazırlanan yeni yasalar çok kritik.)

ingilizce fikir belirtirken kullanılabilecek bağlaçlar - as far as I'm concerned

As far as I’m concerned…

  • As far as I’m concerned, every citizen should have access to free healthcare.

(Bana kalırsa tüm vatandaşların ücretsiz sağlık hizmetlerine erişimi olmalı.)

It seems to me that…

  • It seems to me that social media has a lot of negative effects on young people.

(Gördüğüm kadarıyla sosyal medya gençlerde birçok olumsuz etkiye sebep oluyor.)

I am of the opinion that…

  • I am of the opinion that workers deserve better wages. 

(İşçilerin daha iyi maaşları hak ettiği görüşündeyim.)

To my way of thinking…

  • To my way of thinking, cultural diversity is needed in every country. 

(Benim düşünceme göre kültürel çeşitlilik her ülkede olmalı.

In my view…

  • In my view, climate change is the most important problem in the world right now.

(Benim görüşümce iklim değişimi şu an dünyadaki en önemli sorun.)

It’s my belief that…

  • It’s my belief that everyone should be equal no matter what their ethnicity is.

(Benim görüşüme göre ırkı ne olursa olsun herkes eşit olmalı.)

Open English ile İngilizce Gramerini Geliştir!

İngilizce fikir belirten bağlaçlardan bahsettiğimiz bu yazımızı sonlandırıyoruz. Umarız  İngilizce fikir belirten bağlaçlar yazımızın faydası olmuştur! Eğer öğrenmeye devam etmek istersen İngilizce fikir belirten bağlaçlarına benzer başka bir konu başlıklığı olan Kolay İngilizce Konuşma Kılavuzu blogumuzdan okuyabilirsin!

Yazımızı kapatırken sana bir sorumuz var: Ana dilin gibi İngilizce konuşmak ister misin? Eğer çoğu insan gibi cevabın “evet” ise seni Open English’te görmeyi çok isteriz. 

Open English’e abone olarak ana dili İngilizce olan uzmanlarla 7/24 canlı oturumlara katılabilir, canlı konuşma gruplarında yabancılarla konuşarak pratik yapabilir ve dev içerik arşivimizdeki kaynaklara sınırsız erişim sağlayabilirsin!

Open English’e kayıt başvurusu yapmak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

İngilizcede Farkları Ne: In the end vs. At the end

Günlük İngilizce konuşmalarında sıkça karşılaştığımız “In the end” ve “At the end” ifadeleri, ilk bakışta birbirine benziyor olabilir. Ancak, bu iki deyim arasındaki ince çizgiyi anlamak iletişimimizi daha etkili hale getirmemize yardımcı olabilir. Bu yazıda iki ifade arasındaki temel farkları, biraz daha geniş bir bakış açısıyla anlatacağız.

1. “In the End”: Nihayetinde

“In the end,” ifadesi, bir olayın veya sürecin sonunda ortaya çıkan sonucu vurgular. Bu ifade, bir hikayenin kritik bir noktasına gelindiğinde veya bir çabanın ardından elde edilen neticeyi anlatmak için kullanılır. Daha samimi bir ifadeyle, bu deyim, hayatın karmaşıklıkları içinde karşılaşılan zorlukları aşmanın ve nihayetinde bir hedefe ulaşmanın duygusal yönlerini ifade eder.

Örnek: “We faced numerous setbacks and challenges, but in the end, our determination prevailed, and we celebrated our success together.” (Birçok engelle karşılaştık ve zorluklarla yüzleştik, ama sonunda kararlılığımız galip geldi ve başarımızı birlikte kutladık.)

Daha fazla örnek inceleyelim:

  • In the end, everything will be okay. (Sonunda, her şey iyi olacak.)
  • We faced many challenges, but in the end, we overcame them. (Birçok zorlukla karşılaştık, ama sonunda onların üstesinden geldik.)
  • She wasn’t sure about the decision, but in the end, she followed her instincts. (Karar konusunda emin değildi, ama sonunda içgüdülerini takip etti.)
  • The journey was long and tiring, but in the end, it was worth it. (Yolculuk uzun ve yorucuydu, ama sonunda buna değdi.)
  • They argued for hours, but in the end, they reached a compromise. (Saatlerce tartıştılar, ama sonunda bir uzlaşmaya vardılar.)
  • In the end, it’s your decision to make. (Sonunda, bu senin vereceğin bir karar.)
  • The project faced numerous setbacks, but in the end, it was a success. (Proje birçok aksaklıkla karşılaştı, ama sonunda bir başarıydı.)
  • He worked hard throughout the year, and in the end, he achieved his goals. (Bütün yıl boyunca sıkı çalıştı ve sonunda hedeflerine ulaştı.)
  • The exam was challenging, but in the end, I passed. (Sınav zorlayıcıydı, ama sonunda geçtim.)
  • They faced criticism for their choices, but in the end, they stood by them. (Seçimleri için eleştirilere maruz kaldılar, ama sonunda onlara sadık kaldılar.)

Online İngilizce platformumuza katılmak istersen hemen bu sayfada yer alan formu doldurarak ilk adımı atabilirsin.

at the end son noktada veya bitişte

2. “At the End”: Son Noktada veya Bitişte

Diğer yandan, “At the end” ifadesi, genellikle bir fiziksel konumu veya bir sürecin tamamlandığı noktayı belirtir. Bu ifade, bir yolda, bir zaman çizgisinde veya herhangi bir süreçteki bitiş noktasını açıklamak için kullanılır. Samimiyetle ifade edildiğinde, bu deyim, bir maceranın sonunda veya bir zaman diliminin tamamlanmasında hissedilen duyguları yansıtabilir.

Örnek: “Walking through the old town, we discovered hidden gems at every turn, and at the end, we found ourselves in a cozy café enjoying local delicacies.”(Eski kasabanın içinden yürürken, her köşede gizli güzellikleri keşfettik ve sonunda kendimizi yerel lezzetlerin tadını çıkarırken sıcak bir kafede bulduk.)

Daha fazla örnek inceleyelim:

  • We walked through the forest, and at the end of the trail, we found a beautiful waterfall. (Ormanın içinden yürüdük ve yolun sonunda güzel bir şelale bulduk.)
  • He studied hard all semester, and at the end, he aced the final exams. (Bütün dönem boyunca sıkı çalıştı ve dönemin sonunda final sınavlarını geçti.)
  • At the end of the movie, the mystery was finally revealed. (Filmim sonunda, gizem nihayet ortaya çıktı.)
  • We explored the ancient ruins, and at the end of our journey, we discovered a hidden chamber. (Antik kalıntıları keşfettik ve yolculuğumuzun sonunda gizli bir odanın olduğunu keşfettik.)
  • She had doubts about the decision, but at the end, she followed her heart. (Karar konusunda şüpheleri vardı, ama sonunda kalbini takip etti.)
  • At the end of the street, there’s a charming little bookstore. (Sokak sonunda, sevimli bir küçük kitapçı bulunmaktadır.)
  • We faced challenges during the project, but at the end, we delivered a successful outcome. (Proje boyunca zorluklarla karşılaştık, ama sonunda başarılı bir sonuç ortaya koyduk.)
  • They started as strangers, but at the end of the trip, they became close friends. (Yabancı olarak başladılar, ama seyahatin sonunda yakın arkadaş oldular.)
  • At the end of the play, the audience gave a standing ovation to the performers. (Oyunun sonunda, seyirciler performansı ayakta alkışladılar.)
  • We planted flowers along the garden path, and at the end, there’s a beautiful gazebo. (Bahçe yolunun kenarına çiçekler dikdik ve yolun sonunda güzel bir çardak bulunmaktadır.)

3. İki Deyim Arasındaki Fark: Örnek Cümlelerle Anlatım

  • “Our road trip was filled with unexpected twists, but in the end, those detours led us to breathtaking landscapes we would have never discovered.”

Yolculuğumuzda beklenmedik dönemeçlerle doluydu, ama sonunda bu sapmalar bizi keşfemeyeceğimiz nefes kesici manzaralara götürdü.

  • “At the end of the movie, the characters’ journeys intertwined, and in the end, it left us with a profound sense of closure.”

Film sonunda karakterlerin yolculukları iç içe geçti ve sonunda bize derin bir kapanış duygusu bıraktı.

İlkinde daha soyut bir anlam saklıyken diğerinde fiziksel bir sonuca ermekten bahsediliyor.

İngilizceni geliştirmek ister misin? Hemen bu sayfada yer alan formu doldur ve İngilizce çalışmaya hızlıca başla.