Kitap ve diğer yayınları okumak; İngilizceni ilerletmek için oldukça etkili bir yardımcı yöntem. Tiyatro metinleri de, çoğunlukla diyaloglardan oluştukları için, hem roman ve kurgu dışı eserlere kıyasla -genelde- daha kolay okunabilmeleri, hem de anadili İngilizce olan bireylerin nasıl konuştuklarını gösterdikleri için bu konuda son derece faydalı eserler…
O yüzden biz de hem tiyatro severlerin hem de İngilizcesini yabancı kaynaklar ile ilerletmek isteyenlerin ilgisini çekeceğini düşündüğümüz bu yazımızda, mutlaka okunması gerektiğini düşündüğümüz Amerikan tiyatro oyunlarından bazılarına yer verdik.
Amerikan tiyatro eserlerini orijinal dillerinde okumak istiyorsan, Open English’e bugün başla, en kısa sürede İngilizceyi ana dilin gibi konuş. Detaylı bilgi almak bu sayfadaki iletişim formunu doldurmayı unutma!

Long Day’s Journey Into Night, modern Amerikan tiyatrosunun babası olan -ve birçok kişiye göre gelmiş geçmiş en büyük Amerikan oyun yazarı kabul edilen- Eugene O’Neill’ın en önemli eseri. O’Neill’ın kendi ailesini anlattığı bu otobiyografik oyunda; Tyrone ailesinin alkolizm, madde bağımlılığı, depresyon gibi sorunlarla boğuşan, aralarındaki ilişkiler onarılmayacak yaralar almış, geçmişin gölgesinden ve pişmanlıklarından kurtulamayan üyelerinin geçirdiği bir gün anlatılıyor.
O’Neill, yazma süreci çok acı verici olan bu oyunu sahnede görmek istemediği için; asla sahnelenmemesini, ve yalnızca ölümünden 25 yıl sonra yayımlanmasını vasiyet etmiş. Fakat eşi, O’Neill öldükten (1953) kısa bir süre sonra oyunu yayımlatmış, ve oyun ilk kez 1956 yılında sahnelenmiş.
Sırada Amerikan tiyatrosunun bir diğer unutulmaz klasiği var. Amerikan rüyasının karanlık yüzünü belki de en iyi anlatan eser olduğunu söyleyebileceğimiz Death of a Salesman, gezgin bir satıcı olan Willy Loman’ın ve ailesinin acılı hikayesini yer yer anılarla, yer yer rüyalarla, bazen de sert diyaloglarla anlatırken; Amerikan rüyası, gerçeklik, aile ilişkileri, sadakatsizlik gibi temalara da son derece etkileyici bir bakış atıyor. İlk defa 1949 yılında sahnelenen oyun, günümüzde hala dünyanın dört bir yanında oynanmaya devam ediyor.
Meraklıları için, Satıcının Ölümü’nün, başrollerinde Dustin Hoffman ve John Malkovich’in oynadığı oldukça başarılı bir film versiyonu da mevcut.

Güneyli yazar Tennessee Williams’ın en başarılı eseri olarak kabul edilen A Streetcar Named Desire, Amerikan tiyatrosunun bir diğer unutulmaz oyunu… İlk defa Broadway’de, 1947 yılında sahnelenen İhtiras Tramvayı, parası ve yaşayacak bir yeri kalmadıktan sonra kız kardeşi ve onun kocasının yanına yerleşen Blanche DuBois’nın yaşadıklarını şiirsel, etkileyici -ve yer yer sert- bir üslupla anlatıyor.
20. yüzyıla damga vuran eserler arasında gösterilen bu ölümsüz oyunun, bir de Marlon Brando’nun başrolü oynadığı, Elia Kazan’ın yönetmen koltuğuna oturduğu çok başarılı bir film versiyonu bulunuyor.
Uzun adı Angels in America: A Gay Fantasia on National Themes (Ulusal Meseleler Üzerinden Bir Eşcinsel Fantezisi) olan Angels in America, ilk bölümü 1991 yılında, ikinci bölümü ise 1992’de açılış yapmış; Pulitzer, Tony gibi prestijli ödüller kazanmış bir başyapıt.
1980’ler Amerika’sında geçen; AIDS krizi, homoseksüellik, politika gibi temalara değinen, hem gerçek hem hayali karakterler içeren oyunun, Mike Nichols tarafından yönetilen; Al Pacino, Meryl Streep, Emma Thompson, Patrick Wilson gibi ünlü isimlerin oynadığı, 2003 yapımı ödüllü bir HBO mini – dizi versiyonu da mevcut. John M. Clum, bu önemli oyunu Amerikan tiyatrosunda, eşcinsel tiyatrosunda ve Amerikan edebiyatında bir dönüm noktası olarak nitelemiştir.

Fransız yazarların eserleriyle yükselen absürt tiyatro akımının Amerikan tiyatrosundaki en önemli temsilcilerinden biri olan Edward Albee’nin imzasını taşıyan Who’s Afraid of Virginia Woolf -oyunun başlığı, “Who’s Afraid of the Big Bad Woolf” şarkısı üzerinde bir kelime oyunudur ki eserin adı da genelde Türkçeye bu kelime oyununu içermeden çevrilir- ilk defa 1962 yılında sahnelendi.
İşlediği temalar, onları işleyişi ve yer yer rahatsız edici olan sert dili ile büyük yankı uyandıran oyun, orta yaşlı çift Martha ve George’un, genç bir çifti evlerinde ağırladıkları bir gece yaşananları anlatıyor, ve Amerikan rüyası, mutlu olmak için kendini kandırma, sorunlu karı – koca ilişkileri gibi konseptlere değiniyor.
Eğer sen de bunlar gibi İngilizce eserleri yazıldıkları dilde okuyabilmek için İngilizceni ilerletmek istiyorsan, dünyanın dört bir yanında her seviyeden 1,5 milyonu aşkın öğrencinin ilk tercihi olan online İngilizce kursu Open English’i gönül rahatlığıyla tercih edebilirsin!
Open English; anadili İngilizce olan uzman eğitmen kadrosu, 7/24 erişebileceğin canlı dersleri, sınırsız içerik imkânı, dilediğin gibi pratik yapabileceğin online konuşma grupları gibi sayısız ayrıcalığı ile, İngilizce konuşma, yazma, ve okuma becerini hızlı, etkili, ve tabii ki keyifli bir şekilde ilerletmeni sağlayacak. Başka bir deyişle ister iş, ister kişisel gelişim ister eğitim; İngilizce öğrenme/İngilizceni ilerletme sebebin ve seviyen ne olursa olsun, sen de dil hedeflerine Open English ile kolayca ulaşabilirsin.
O yüzden eğer İngilizceni ilerletmeye hemen başlamak istiyorsan, bu sayfadaki iletişim formunu şimdi doldur, sana özel indirimle İngilizce öğrenmeye başla!
Amerikan Tiyatrosunun Önemli Oyunları başlıklı yazımızda, tiyatro eserleri okumanın İngilizceyi geliştirme sürecine nasıl katkı sağlayacağından kısaca bahsetmiş, ve 20. yüzyılın önemli Amerikan tiyatro oyunlarından bazılarına kısaca değinmiştik.
Şimdi de sırada çok daha köklü bir ekol olan İngiliz tiyatrosu var. Eğer tiyatro ile ilgiliysen, ve/veya İngilizceni geliştirmek için okuyabileceğin kaliteli eserler arayışındaysan, yazımızı okumaya devam etmeni tavsiye ederiz!
İşte İngiliz tiyatrosunun en önemli oyunları arasından öne çıkanlar…

Listemize elbette İngiliz tiyatrosunun -belki de tiyatro tarihinin- en önemli eseri ile başlıyoruz. Genel olarak özetlemek gerekirse, Danimarka Prensi Hamlet’in; babasını (kralı) öldürüp tahta geçen ve ardından da annesi Gertrude ile evlenen amcası Claudius’tan aldığı intikamın öyküsünü anlatan Hamlet; ihanet, intikam, ölüm, ahlak, ensest gibi pek çok temayı ele alan, felsefi derinliği ile olduğu kadar şiirsel tarzı ile de değerli olan ölümsüz bir eser.
1599 – 1601 yılları arasında kaleme alınan, pek çok sinema uyarlaması da mevcut olan Hamlet, günümüzde hala en sık sahnelenen ve en fazla ilgi gören tiyatro eserleri arasında…
Not: Shakespeare İngilizceni geliştirmek için ideal yazar olmasa da- eserlerinin sayfa sayfa karşılaştırmalı olarak hem orijinal dilinde -eski İngilizcede- hem de günümüz İngilizcesinde yazılmış baskıları da mevcut- bunların İngilizcesi belli bir seviyede olan ve ilerletmek isteyenler için ideal olduğunu düşünüyoruz.
Tabii okuma becerilerinin yeteri kadar geliştiğini düşünüyorsan, her zaman orijinallerini de deneyebilirsin!
Sırada sivri dili ve zeki aforizmaları ile “güldürürken düşündürmek” söz konusu olduğunda belki de üstüne başka bir yazar gelmemiş olan Oscar Wilde’ın kaleme aldığı The Importance of Being Earnest var. Oscar Wilde pek çok kişi için şiirleri ve The Picture of Dorian Gray (Dorian Gray’in Portresi) eseri ile ünlü olsa da, aslında zamanının en önemli oyun yazarlarından biriydi, ve The Importance of Being Earnest da genç yaşta ölen bu yazarın en önemli oyunu sayılabilir.
“A Trivial Comedy for Serious People” (Ciddi İnsanlar İçin Önemsiz Bir Komedi) sloganına sahip olan bu komedide, yazar keyifli bir hikaye ve bol bol aforizmayla Viktorya İngiltere’si dönemi sosyetesinin ikiyüzlülüklerini başarılı bir şekilde yansıtmıştır.

Yaptığı heykele aşık olan Pygmalion -daha sonra bu heykel canlanır- Yunan mitolojisinde önemli bir figür olduğu gibi, Viktorya dönemi yazarları arasında da bir hayli popülerdi. Ünlü oyun yazarı George Bernard Shaw’un bu karakterin adını verdiği bu 5 perdelik klasik oyunu, aşk ve İngiliz sınıf sistemi üzerine derin şeyler söyleyen bir eser olarak günümüzde de önemini koruyor.
İlk defa 1913 yılında Viyana’da, Almanca olarak sahnelenen Pygmalion’da; bir ses bilimci olan Henry Higgins, alt sınıftan bir kızı 6 aylık çalışma sonucu insanlara bir Düşes olarak yutturabileceğine dair bir bahse giriyor. Bu bahis ve sonuçları üzerine ilerleyen oyun, İngiliz tiyatrosunun en önemli romantik komedileri arasında yer alıyor.
Şimdi de sırada daha modern bir eser var. Ünlü İngiliz yazar Harold Pinter tarafından kaleme alınan iki perdelik bir oyun olan The Homecoming, 1964’te yazıldı ve ilk kez 1965 yılında sahnelendi.
Kuzey Londra’da geçen, 6 karakterin yer aldığı bu oyunda; Teddy, Amerika’da 6 yıl yaşadıktan sonra karısı Ruth’u işçi sınıfı ailesiyle tanıştırmak için, doğup büyüdüğü İngiltere’ye dönüyor. Sembolizm ve ironinin güçlü bir şekilde kullanıldığı oyun, günümüzde hala sahnelenen, güncelliğini yitirmeyen eserler arasındaki yerini koruyor.
Dilimize “Öfke” diye çevrilmiş olan Look Back in Anger, John Osborne tarafından yazılıp ilk defa 1956 yılında sahnelenmiş olan realist bir oyun. Oyunda, iyi eğitimli ve zeki ama hayattan soğumuş işçi sınıfı kökenli Jimmy Porter ve orta – üst sınıf eşi Alison’un hikayesi anlatılıyor.
John Osborne’un kendi hayatından izler taşıyan Look Back in Anger, gerçekçi tiyatro geleneğinin en önemli eserleri arasında yer alıyor.

Kapanışı da Peter Shaffer’ın 1973 tarihli klasik oyunu ile yapalım. Modern zamanların en başarılı psikolojik drama örnekleri arasında sağlam bir yeri olan Equus’ta, 6 tane atın gözlerini oyan bir genç ve onu tedavi etmeye çalışan bir psikiyatristin hikayesi anlatılıyor.
“Küheylan” adıyla çevrilip ülkemizde de sahnelenmiş olan bu önemli oyunun, Sidney Lumet’in yönettiği 1977 tarihli bir film versiyonu da bulunuyor.
Sen de bu listede seninle paylaştığımız eserleri -ve daha pek çok yazılı metni- anadilinmiş gibi İngilizce okuyup anlayabilmek ve yorumlayabilmek ister miydin? Eğer cevabın evet ise, dünyanın çeşitli noktalarında 1,5 milyondan fazla öğrencinin kullandığı online İngilizce kursu Open English’i keşfetmenin zamanı gelmiş demektir!
Bu sayfadaki formu doldur ve Open English’e bugün başla.
7/24 canlı dersler, sınırsız içerik erişim, anadili İngilizce olan uzman eğitmen kadrosu, ve dilediğin gibi pratik yapabileceğin online konuşma grupları, Open English’te seni bekleyen ayrıcalıklardan yalnızca bazıları…
Kişisel gelişim, yurt dışı iş imkânları ya da okul – İngilizce öğrenme ya da İngilizceni ilerletme amacın ne olursa olsun, bu amaca ve seviyene uygun bir programı Open English’te hemen keşfedebilir; İngilizce okuma, yazma, ve konuşma becerilerini kısa seviyede geliştirebilirsin!
Türkçedeki en uzun kelimenin “muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine” olduğunu duymuşsundur. Dilimizin ekler açısından zenginliğinin bir eseri bu kelime. Fakat hiç İngilizce en uzun kelimeler nelerdir diye merak ettin mi? Bu yazımızda İngilizce en uzun kelimeleri inceleyecek ve anlamlarına değineceğiz. Her ne kadar kullanışsız bir konu gibi görünse de genel kültür açısından değerli olduğunu düşünüyoruz!
Başlamadan önce sana bir sorumuz var: İngilizceyi ana dilin gibi konuşmak ister misin? Eğer cevabın “evet” ise seni dünyada önde gelen online İngilizce kursu Open English’e davet ediyoruz. Open English, 15 yılı aşkın süredir 1.5 milyondan fazla insana İngilizce öğreterek alanındaki en deneyimli kurslardan birisi. Peki Open English sana neler sunuyor?
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.
İngilizce en uzun kelimeleri sıralamaya başlamadan derin bir nefes alsak iyi olur. Aksi takdirde epey nefessiz kalmamız mümkün! İngilizce en uzun kelimeler listemizi incelerken fark edeceksin ki bu kelimeler genelde bilimsel terimler. Bunun sebebi ise İngilizcede Türkçedeki kadar bir ek kullanım kapasitesi olmaması.
Fakat öte yandan bilimsel terimlerin Latince kökenli olması ve bir çok kelimenin birleşimi ile oluşması İngilizce en uzun kelimelerin yola çıkmasına sebep oluyor. İngilizce en uzun kelimelerin tam olarak İngilizce kökenli olmaması biraz garip gelebilir. Ama İngilizce en uzun kelimeleri listelerken büyük sözlüklerin bu kelimeleri kabulüne baktığımız için gayet normal bir durum.
İşte İngilizce en uzun kelimeler listemiz:
O kadar da uzun görünmüyor sanki değil mi? Fakat aradaki üç noktaya dikkat! Bu kelimenin tamamı 189819 harften oluşuyor ve telaffuz etmesi 3 buçuk saat kadar sürüyor. Titin proteininin tam ismi olan bu kelime İngilizce en uzun kelimelerin başında gelir. Sözlüklerde geçmediği için bazı İngilizce en uzun kelimeler listelerine alınmasa da bizce bahsedilmeye değer!

Sözlüklerdeki kabulüne göre asıl İngilizce en uzun kelimelerin başını çeken kelime ise budur. Anlamı ise silika tozunun ciğerlere yapışması ile ortaya çıkan bir hastalığın adıdır. Kısaca “slicosis” olarak isimlendirilen bu hastalığın tam ismi 45 kelimeden oluşmaktadır!
Sırada ise bu listedeki en ironik kelime var. İngilizce en uzun kelimeler arasında üçüncü sırada “uzun kelime fobisi” anlamına gelen Hippopotomonstrosesquippedaliophobia var. Sanıyoruz ki bu 36 harlik isim, bu fobiye sahip insanlara hiç yardımcı olmamıştır.
Mary Poppins film ve müzikali için özellikle yaratılan bu kelime, İngilizce en uzun kelimeler arasında dördüncü sırada. Supercalifragilisticexpialidocious kelimesi ise “ne söyleyeceğini bilemediğin zaman söylediğin kelime” anlamına geliyor ve 34 harften oluşuyor.
Umarız buraya kadar bilmediğin, yeni ilginç bilgiler edinmişsindir. Yazımıza devam etmeden seni tekrardan Open English’e davet etmek istiyoruz. Open English’ abone olarak ana dili İngilizce olan yabancı eğitmenlerden 7/24 canlı ders alabilirsin. Üstelik bu derslerde öğrendiklerini canlı konuşma gruplarında, eğitmenler moderatörlüğünde pratiğe dökebilirsin. Dev içerik arşivimize sınırsız erişim ise Open English’in bir başka artısı!
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

İngilizce en uzun kelimelerin bir diğeri ise “uzun kelimeler ile alakalı” anlamına gelen Hippopotomonstrosesquipedalian. 30 harflik bu kelime, anlamını karşılaması açısından epey ilginç!
İngilizce en uzun kelimeler listemizin altıncı sırasında genetik bir hastalık olan Pseudopseudohypoparathyroidism var. Bu kelime, önceki kelimemiz gibi 30 harften oluşmakta!
İngilizce ne uzun kelimeler listemizin bu başlığında belki de günlük hayatta kullanılabilecek bir kelime var. “Bir şeyi önemsiz görmek” anlamındaki 29 harflik bu kelime, terim olmayan en uzun İngilizce kelimedir.
İngilizce en uzun kelimeler listemizin sonuna yaklaşırken yine teknik bir terimle karşı karşıyayız. Spectrophotofluorometer aleti ile yapılan ölçümlerle alakalı anlamına gelen bu zarf tamı tamına 28 harften oluşuyor!
İngilizce en uzun kelimeler listemizde terim olmayan nadir kelimelerden olan Antidisestablishmentarianism 28 harften oluşmakta. Anlamı ise “kilise ve devletin birbirinden ayrılmaması gerektiğini savunan felsefe”.

İngilizce en uzun kelimeler listemizin son başlığı ise Psychoneuroendocrinological. 27 harflik bir terim olan bu kelime bir sıfattır ve davranış – hormon ilişkisini araştıran bilim dalıyla alakalıdır. Yorucu bir listeydi değil mi?
İngilizce en uzun kelimeler ile ilgili yazımızın sonuna geldik. İngilizce en uzun kelimeler yazımıza benzeyen bir diğer yazımız olan İngilizce En Tuhaf Kelimeler yazımızı da incelemeni öneririz! Fakat tahmin edersin ki, blog yazıları okuyarak İngilizcemizi maalesef bir yere kadar ilerletebiliriz. Bu yüzden İngilizce çalışmak için Open English yanında!
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.
Son birkaç yıldır, iş dünyasında uzaktan çalışma kavramı ciddi bir şekilde popülerlik kazandı. Ancak, bu trendin ardında yatan gerçekler ve iş dünyasının gizli yüzü pek çok kişi tarafından tam olarak anlaşılmıyor. Uzaktan çalışma kavramı, çalışanların işlerini geleneksel ofis ortamı dışında, evlerinden veya herhangi bir uzak yerden yürütmelerini sağlayan bir iş modeli. Bu, bilgisayar ve internet bağlantısı aracılığıyla iş yapabilen çalışanlar için büyük bir fırsat yaratıyor yaratmasına ama iş bundan ibaret değil sonuçta.
Bu esneklik ve özgürlük getiren çalışma modeli beraberinde bazı sorunları da getiriyor aslında. Bu yazıda, remote çalışmanın evrensel avantajlarını ve bazı özel zorluklarını ele alacağız, böylece bu dönüşümün iş dünyasında nasıl bir etki yarattığını daha iyi anlayabiliriz.
Bu kısımda remote çalışmanın avantaj ve dezavantajlarından bahsedeceğiz.

Geleneksel ofis ortamında, genellikle sabit çalışma saatleri ve belirli bir mekânda çalışma zorunluluğu vardır. Ancak, evden çalışma modeliyle birlikte bu kısıtlamalar ortadan kalkar. Evden çalışırken, çalışma saatlerini kendin belirleyebilirsin. Sabah erken saatlerde veya gece geç saatlerde çalışabilirsin, bu tamamen senin tercihine bağlı kalır. Bazı insanlar daha verimli olduğu bilinen sabah saatlerinde çalışmayı tercih ederken, bazıları ise gece daha yaratıcı ve verimli olabilir. Uzaktan çalışma, bu farklı çalışma tarzlarına uyum sağlamak için ideal bir ortam sunar. Ayrıca, evden çalışırken işini istediğin yerde yapabilirsin. Kendi evinde, kafe veya kütüphane gibi dış mekânlarda veya seyahat ederken bile çalışabilirsin. Bu, sevdiklerinle daha fazla zaman geçirmeni, farklı yerler keşfetmeni ve çalışma ortamını istediğin gibi düzenlemeni sağlar.
Öncelikle, ofise gitmek için harcanan zamanı düşünelim. Sabahları işe gitmek için trafikte geçirilen zaman, birçok çalışan için oldukça sıkıntılı süreçler. Ancak, evden çalışırken, işe gitmek için harcanan bu zaman direk sana kalır. Birkaç adım veya birkaç tıklama uzaklıktaki çalışma masana ulaşmak, sabahları daha az stresli ve daha keyifli hale getirir. Aynı zamanda uzaktan çalışırken ulaşım masraflarından da tasarruf edersin.
Günlük olarak işe gitmek için araç veya toplu taşıma kullanmanın getirdiği maliyetler, uzaktan çalışırken ortadan kalkar. Yakıt veya toplu taşıma ücreti gibi masrafları düşününce, evden çalışmanın ekonomik olarak da avantajlı olduğunu görebilirsin.
Evde çalışırken, kendini daha rahat hissedebilirsin çünkü kendi ortamındasın ya da oluşturursun. Rahat bir koltukta veya kendi çalışma masanda oturarak çalışmak daha rahat ve daha üretken bir sürecin de başlatıcısı olur. Ofis ortamının rahatsız edici faktörlerinden uzak olduğun için, daha az stresli ve daha mutlu hissedebilirsin haliyle. Ofis ortamında çalışırken, bazı dikkat dağıtıcı unsurlarla mutlaka karşılaşılır.
Örneğin, ofiste gürültülü bir çalışma ortamı veya çalışma arkadaşlarının sürekli olarak sorular sorması üretkenliğini azaltabilecek sebepler. Ama evde çalışırken bu unsurlardan uzak olursun ve bu da işine daha derin odaklanmana yardımcı olur.
Normal ofis ortamında çalışanlar genellikle iş ve özel yaşam arasında denge kurmakta zorlanırken, evden çalışmak bu dengeyi sağlamak konusunda daha fazla esneklik sağlar. Evden çalışırken, iş ve özel yaşam arasında daha iyi bir denge kurabilirsin çünkü çalışma saatlerini ve ortamını kendin belirleyebilirsin. İşten eve gitmek için trafikte geçirilen zamanı tasarruf ederken, ailene veya hobilerine daha fazla zaman kalmış olur.
Öğle arasında ya da mesai bitimi ailenle veya arkadaşlarınla vakit geçirmek için daha geniş bir zaman aralığına sahip olursun. Bu süre içinde spor yapabilir veya diğer hobilerine zaman ayırabilirsin.
İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmek için bu sayfada yer alan formu doldurabilirsin.

Şimdi geldik eksi yanlarına. Evden çalışmanın bir dezavantajı izolasyon ve yalnızlık hissine neden olabilecek olmasıdır. Geleneksel ofis ortamında çalışırken, iş arkadaşlarıyla günlük etkileşimler ve sosyal bağlar kurmak mümkün. Ama evden çalışırken bu tür etkileşimler azalabilir ve bu da kendini izole edilmiş gibi hissedebilirsin. Evden çalışırken, genellikle yalnız bir ortamda çalıştığından sosyal etkileşimin azalabilir.
Ofiste olduğunda ise, iş arkadaşlarınla sohbet eder, toplantılara katılır ve birlikte mola verip keyifli sohbet edebilirsin. Bu tür etkileşimler motive de eder. Ama evden çalışırken bu tür etkileşimler sınırlı olduğu için motivasyon eksikliği ve yalnızlıkla beraber yaptığın işten soğumaya başlayabilirsin.
Evden çalışmanın bir diğer zorluğu disiplin ve motivasyonu sürdürme konusunda yaşanan zorluklardır. Ev ortamı, işinize odaklanmayı ve çalışma disiplinini korumayı sağlar bir yandan da eve habersiz gelip giden ya da ev işleri veya dışarıdaki distraksiyonlar motivasyonunu olumsuz yönde etkileyebilir.
Evden çalışırken, işe odaklanmak ve disiplini korumak önemlidir çünkü iş ortamında olmadığın için daha fazla öz disipline ihtiyacın var. Ev ortamı, rahatlık ve konfor sunsa da, aynı zamanda dikkat dağıtıcı da olabilir bazen. Televizyon, ev işleri, aile üyeleri veya evcil hayvanlar gibi çeşitli distraksiyonlar, iş odaklanmanı zorlaştırır.
İnternet bağlantısı, uzaktan çalışmanın temel unsurlarından biridir ve kesintisiz bir bağlantıya sahip olmak bu çalışma tipi için en önemli şeydir. Ancak, evdeki internet bağlantısı bazen istikrarsız olabilir veya beklenmedik şekilde kesilebilir. Ya da ekipmanlardan bazıları bozulabilir. Bu durum iş akışını etkiler ve çalışmanı tamamlamanı zorlaştırır. Teknik destek almak veya sorunları çözmek için zaman harcamak zorunda kalmak da mesaini verimsiz kullanacağın anlamına geleceği için teknolojik sorunlar evden çalışanlar için önemli bir sorun.
Ofiste çalışanlarla evden çalışanlar arasında iletişim eksikliği yaşanabilir. Ofiste çalışanlar arasındaki günlük etkileşimler ve yüz yüze görüşmeler, evden çalışanlar için sınırlı olabilir. Bu durum, iş arkadaşları ve iş veren arasında iletişim eksikliğine yol açar. Bunun sonucunda ofiste çalışanlar, evden çalışanları “görünmez” veya “uzaktan” çalışanlar olarak görebilir ve bu da evden çalışanların iş yerindeki rolünü azaltabilir. Sonuç olarak iş veren yeni iş fırsatları veya terfi imkanlarından evden çalışanları mahrum bırakabilir.
Özellikle terfi almak konusunda sorun yaşaman iş hayatındaki motivasyonu kaybetmenin en büyük sebebi olabilir. Ama terfi alamamanın tek sebebi uzaktan çalışıyor olman değil bazı kalifiye özellikleri yerine getirmen gerekir. Bunlardan en önemlisi dil bilmek. Dil konusunda yetersizsen birçok şirkette terfi alman zorlaşır. Bu yüzden İngilizceyi iyi derecede bilmek nerede çalışırsan çalış artılarıyla gelecektir. İyi bir dil kursundan online destek alarak bu eksikliğini kapatabilirsin. İyi bir dil kursu ve de online dediysek tabii ki neyden bahsettiğimi anlamışsındır: Open English
Open English online İngilizce kursuna katılarak, uzaktan çalışmanın avantajlarından en iyi şekilde yararlanabilirsin. Uzman eğitmenler, esnek programlar aracılığıyla iş ve yaşam dengesini sağlamanın yanı sıra dil becerilerini de geliştirme fırsatı sunarlar. Uzaktan çalışmanın özgürlük ve esneklik getirdiği avantajları, Open English aracılığıyla en iyi şekilde kullanman için sana rehberlik ederler. Open English ile iş yaşamını daha verimli hale getirmek için gereken becerileri kolayca elde edebilirsin.
Dil öğrenmek bazen kelimeler arasındaki ince farkları keşfetmekle daha renkli bir hale gelir. Hem yeni şeyler öğrenirsin bu yolla hem de monotonluktan çıkmış olursun. Bugünkü bu keşif yolculuğu için karşımızda duran iki güzel kelime var: “refuse” ve “deny”. İki kelimenin arasındaki bu micro serüven, sadece dil becerilerini geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda bu kelimelerin gizli dünyalarını anlamamıza da ışık tutacak. Haydi o zaman bakalım neymiş bu iki kelime arasındaki fark.
“Refuse” kelimesini bir nezaket oyunu gibi düşünebilirsin. İçinde incelikli bir reddetme dansı barındırır. Sözlük anlamı sadece “reddetmek” gibi görünse de, bu kelime aslında nazik bir ayrılığı, bir daveti geri çevirirken kibarlığı ifade eder. Mesela, arkadaşlarınızla hafta sonu planları yaparken gelen bir öneriye “Teşekkürler, ama benim için uygun değil” dediğinde, işte orada “refuse” kullanman gerekiyor. Hadi, “refuse” kelimesinin kullanıldığı örnek cümlelere bir bakalım.
Örnek Cümleler:

Bu kelime, bir iddiayı reddetmek veya gerçekleşmediğini savunmak demek. Mahkemede bir suçlamayı reddetmek, bir yanlış anlamayı düzeltmek veya basit bir gerçeği inkar etmek; işte “deny”, olayları biraz daha dramatik bir şekilde sunmak için kullanılıyor.

Örneğin, bir arkadaşın sana sıcak bir davet yolladı ve sen istemeyerek de olsa reddetmek zorunda kaldın. İşte burada “refuse” kelimesini kullanabilirsin. “Teşekkür ederim, ama bugün biraz sakin kalmak istiyorum” diyerek nazikçe geri çevirebilirsin mesela.
Öte yandan, bir dedikoduya karıştın ve gerçekle alakası olmayan bir hikaye dolaşıyor. İşte bu noktada “deny” kelimesi önemli bir role bürünüyor. “Hayır, öyle bir şey olmadı, tamamen yanlış anlaşıldık” diyerek, doğruyu savunabilirsin.
Bugün “refuse” ve “deny” kelimelerini daha yakından tanıdık. Bu iki kelimenin dilimizdeki kullanımlarını bilmek hem günlük konuşmalarımıza renk katacak hem de dil becerilerimizi daha da zenginleştirecek. İmgilizce geliştirme sürecine böylesi bir tarzla devam etmek istiyorsan yapman gereken Open English ailesine katılmak çünkü Open English tamamen bu anlayış üzerine kurulu.
Open English piyasadaki birçok dil platformuna nazaran kullanıcılarıyla daha yakından iletişim kurup onların öğrenme skillerini keşfetmeyi tercih eder. Bu haliyle çok daha kişiselleştirilmiş ve yararlı bir platform haline gelir.
Open English 7/24 ulaşılır online İngilizce platformu. Yani istediğin saatte istediğin yerden bağlanabilirsin. Anadili İngilizce olan uzmanlarla yapacağın derslerin içerikleri senin eksik olduğun konulardan oluşur. Ve tamamen seni tüm eksiklerinle birleştirerek total bir dile sahip olmanı sağlar.
Sen de daha fazla bilgi ve kayıt işlemleri için sayfanın kenarındaki linke tıkla, detaylar için seni arayalım!
İletişim kurarken kullanılan nazik ifadeler, samimiyeti ve işbirliğini pekiştirmek adına oldukça önemlidir. Bu ifadelerden biri de “Looking forward to hearing from you” ifadesidir. Bu ifade, iş dünyasından kişisel yazışmalara kadar geniş bir yelpazede kullanılır.
Bu yazıda, “Looking forward to hearing from you” ifadesinin anlamını inceleyecek ve bu ifadenin hangi bağlamlarda ve hangi tür iletişimlerde sıkça tercih edildiğini keşfedeceğiz. Ayrıca, bu ifadenin kullanımının iletişimi nasıl zenginleştirdiği ve karşı tarafa nazik bir davet sunma amacını nasıl taşıdığı üzerinde duracağız. İletişimdeki bu küçük ayrıntıların, etkili ve olumlu bir iletişim ortamı oluşturmak için ne kadar önemli olduğunu göreceğiz.
İngilizcede “Looking forward to hearing from you” cümlesi gibi birçok cümle kalıbı bulunuyor. Bu kalıpları kolaylıkla öğrenmek ve günlük hayatında kullanmaya başlamak için online İngilizce platformumuzdan faydalanabilirsin.
Open English üyeliğini başlatmak için sayfada bulunan formu doldur. Temsilci arkadaşlarımız seni hemen arasın ve Open English aboneliğini başlatsın.
“Looking forward to hearing from you” ifadesi; bir kişinin, yazılı veya sözlü bir iletişim sonrasında, karşı taraftan bir yanıt veya ileti beklediğini ifade eden bir nazik ifadedir. Bu ifade, iletişimde olumlu bir ton oluşturarak, karşı tarafa bir cevap verme veya bir sonraki adımı atmaları için bir davet içerir.
Bu ifade genellikle iş yazışmalarında, iş başvurularında, profesyonel iletişimlerde, toplantı davetlerinde ve kişisel yazışmalarda kullanılır. Örneğin; bir iş görüşmesinden sonra, bir projenin değerlendirilmesinden sonra veya başka bir konuyla ilgili iletişim kurulduktan sonra, kişi bu ifadeyi kullanarak karşı tarafa beklentisini nazik bir şekilde belirtir.
Bu ifade aynı zamanda iletişimde samimiyeti ve olumlu bir hava yaratmayı amaçlar. Karşı tarafa, iletişimde bulunan kişinin cevap beklediği, katkılarını değerli bulduğu ve işbirliği yapmaya hazır olduğu mesajını ileten bir ifadedir.
“Looking forward to hearing from you” kalıbı gibi, iş hayatında kullanabileceğin İngilizce kalıpları öğrenmek istersen İş Hayatında Sık Kullanılan İngilizce Kalıplar başlıklı yazımızı okuyabilirsin.

“Looking forward to hearing from you” ifadesi, çeşitli iletişim bağlamlarında kullanılabilen yaygın bir ifadedir. İşte bu ifadenin bazı kullanım örnekleri:
“Thank you for considering my application. I look forward to hearing from you regarding the next steps in the hiring process.”
(Başvurumu değerlendirdiğiniz için teşekkür ederim. İşe alım sürecindeki bir sonraki adımlarla ilgili sizden haber almayı dört gözle bekliyorum.)
“It was a pleasure meeting with you today. I look forward to hearing from you about the interview outcome.”
(Bugün sizinle buluşmak benim için bir zevkti. Mülakat sonucuyla ilgili sizden haber almayı dört gözle bekliyorum.)
“I appreciate your insights on the project. Looking forward to hearing from you on any additional suggestions or feedback.”
(Projedeki görüşleriniz için teşekkür ederim. Ek öneriler veya geri bildirimlerle ilgili sizden haber almayı dört gözle bekliyorum.)
“I hope you can join us for the upcoming team meeting. Looking forward to hearing from you regarding your availability.”
(Umuyorum ki önümüzdeki takım toplantısına katılabilirsiniz. Uygunluğunuzla ilgili sizden haber almayı dört gözle bekliyorum.)
“I enjoyed our conversation yesterday. Looking forward to hearing from you soon and catching up again.”
(Dünkü konuşmamızı keyifli buldum. Yakında sizden haber almayı ve tekrar buluşmayı dört gözle bekliyorum.)
“Looking forward to hearing from you” ifadesi, genellikle bir iletişimin sonunda kullanılır ve karşı tarafa nazik bir beklenti ve iletişimi devam ettirme arzusu iletilir.

“Looking forward to hearing from you” gibi ifadeleri öğrenmek için Open English kullanmak oldukça faydalı olacaktır. Open English, istediğin yer ve zamanda, yalnızca internet bağlantısıyla ulaşabileceğin mükemmel bir İngilizce kursu. İşte, “Looking forward to hearing from you” gibi ifadeleri öğrenmek için Open English’in sana sunacağı imkanlar:
%100 online İngilizce uygulaması Open English, iş İngilizcesi veya günlük dil kullanımı gibi konularda pratik ve interaktif pratikler sunar. Open English’te ana dili İngilizce olan uzmanlar tarafından verilen İngilizce oturumları, kullanıcıları çeşitli ifadeleri kullanma ve iletişim becerilerini geliştirme fırsatı tanır. Open English; kullanıcılara dil bilgisi, kelime dağarcığı ve ifade bilgilerini güçlendirmek için interaktif aktiviteler sunar.
İngilizce geliştirme sürecini destekleyecek dil topluluklarına Open English ile ulaşabilirsin. Uzmanların moderatörlüğünde açılan İngilizce konuşma sınıfları sayesinde ana dili İngilizce olan insanlarla sohbet edebilirsin. Böylece İngilizce konuşma pratiği yapabilir ve hatta dil bilgisi konularını tartışıp günlük ifadeleri öğreneceğin arkadaşlar edinebilirsin.
Tek yapman gereken bu sayfada yer alan formu doldurmak ve seninle iletişime geçmemizi beklemek!
Malumunuz İngilizcede yüzlerce, hatta binlerce deyim var. Bu yüzden tek bir başlıkta İngilizce deyimleri anlatmak çok güç. Bu sebeple bu yazımızda ise içinde water geçen İngilizce deyimlerden bahsedeceğiz. Bu deyimleri günlük hayatında kullanman ya da duyman çok olası. Bu yüzden içinde water geçen İngilizce deyimler ile ilgili yazımızı dikkatle okumanı öneriyoruz!
İçinde water geçen İngilizce deyimler yazımıza başlarken öncelikle en yaygınlarından başlayacağız. Böylece bahsedeceğimiz içinde water geçen İngilizce deyimleri görme ihtimalin daha yüksek olacak. Aynı zamanda içinde water geçen İngilizce deyimleri örnek cümlelerle destekleyeceğiz.
İçinde water geçen İngilizce deyimler yazımıza başlamadan önce seni Open English’e davet etmek istiyoruz. Eğer, seviyen ne olursa olsun, İngilizceyi en verimli şekilde öğrenmek ve akıcı bir şekilde konuşmak istersen seni aramızda görmeyi çok isteriz!
Dünyada önde gelen online İngilizce platformu olan Open English, sana bir çok ayrıcalıklı fırsat sunuyor. Open English’e abone olarak bu fırsatlardan gönlünce faydalanabilirsin. Peki nedir bu fırsatlar?
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.

İçinde water geçen İngilizce deyimlerimizin ilki test the waters. Direkt çevirirsek “suları test etmek” anlamına geliyor. Türkçede “nabzı yoklamak” gibi çevirmemiz mümkün.
İçinde water geçen İngilizce deyimlerimizin bir diğer ise fish out of water. Aslında Türkçede de “sudan çıkmış balık” şekilde kullanıyoruz.
Muddy the waters, yine Türkçede benzerine sahip olduğumuz içinde water geçen İngilizce deyimlerden biri. “Suyu bulandırmak” olarak duymamız mümkün.

Dördüncü sırada yine Türkçede kullandığımız water under the bridge deyimi var. Nedendir bilinmez içinde water geçen İngilizce deyimler Türkçede sıkça karşılık bulmuş. Bu deyimimizi ise “köprünün altından çok sular geçti” şeklinde mutlaka duymuşsundur.
Umarız buraya kadar içinde water geçen İngilizce deyimler yazımızdan yeni şeyler öğrenmişsindir! Günlük hayatta sık sık kullanacağın içinde water geçen İngilizce deyimler öğrenmek mutlaka sana çok faydalı olacaktır. Eğer İngilizceyi daha derinlemesine, daha verimli bir şekilde öğrenmek istersen seni tekrardan Open English’e davet etmek isteriz!
Open English’e abone olarak sana özel hazırlanmış çalışma programını edinebilir ve ana dili İngilizce olan uzmanlarla 7/24 canlı oturumlara katılabilirsin. Bunun yanı sıra, öğrendiklerini pekiştirebileceğin canlı konuşma gruplarında yabancılarla konuşabilir ve dev içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilirsin!
İçinde water geçen İngilizce deyimlerimize devam edelim. Sırada in hot water var. Direkt çevirdiğimizde “sıcak su içinde olmak” anlamına gelse de mecaz anlamı “zor durumda olmak”. Türkçede “hapı yutmak” anlamında görebiliriz.
Throw cold water on something deyiminin Türkçe karşılığı “pişmiş aşa su katmak” olarak düşünülebilir. Yani yoluna girmiş bir işi bozacak bir şey yapmak, hevesini kaçırmak gibi anlamlarda görebiliriz.
İçinde water geçen İngilizce deyimlerimizde bir diğeri de come hell or high water. Türkçeye “iki eli kanda olsa bile” şeklinde çevirebiliriz. Yani “ne zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın” anlamında görürüz.

İçinde water geçen İngilizce deyimlerimizin sonuncusu da in deep water. Direkt çevirisi “derin sularda olmak” da olsa da Türkçede “sıkıntılı bir durum içerisinde bulunmak” anlamına gelmektedir.
Bugünkü yazımızda içinde water geçen İngilizce deyimlerden bahsettik ve en yaygın içinde water geçen İngilizce deyimlerden örnekler verdik. Umarız İçinde water geçen İngilizce deyimleri öğrenmek senin için faydalı olmuştur! İçinde water geçen İngilizce deyimler gibi günlük hayatta sık sık karşılaşabileceğin Kolay İngilizce Konuşma Kalıpları: Günlük Hayatta Kullanabileceğin İngilizce İfadeler isimli yazımızı da incelemeni öneririz. Fakat eğer İngilizceyi ciddiye alıyorsan adres belli diyebiliriz! 🙂
İçinde water geçen İngilizce deyimler yazımızı kapatırken sana bir sorumuz var: İngilizceyi ana dilin gibi konuşmak ister misin? Eğer çoğu insan gibi cevabın “evet” ise seni Open English’te görmeyi çok isteriz.
Bu sayfadaki iletişim formunu doldur, seni hemen arayalım.
Dil, düşünceleri ifade etmenin ve fikirleri zenginleştirmenin anahtarıdır. Özellikle İngilizcede, kelimeler arasındaki nüanslarla oynamak, ifadeleri güçlendirmek ve okuyucunun zihninde canlandırmak için önemli bir rol oynar. Bu bağlamda, karşıtlık belirtirken kullanılan bağlaçlar, dilinizi daha etkili bir şekilde kullanmanıza yardımcı olabilir. Hadi birlikte, karşıtlıkları vurgulamak için kullanılabilecek İngilizce bağlaçlarına ve örnek cümlelere bir göz atalım.

Günlük dildeki “although” ve “even though” ifadeleri, bir düşünceye karşı konulan bir başka düşünceyi getirir. Bu bağlaçlar, bir kontrast yaratmada oldukça etkilidir.
“But” ifadesi, iki zıt düşünce arasında bir geçiş sağlar. Sade ve etkili bir şekilde karşıtlıkları birleştirir.
“However” ifadesi, bir kontrastı vurgular ve olumlu bir durumu olumsuz bir durumla ilişkilendirir.
Bu ifade, iki farklı düşünceyi karşılaştırmak için kullanılır. “On the other hand”, bir düşünceye geçiş yaparken akışı güçlendirir.
İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmek istersen, bu sayfada yer alan formu doldurabilirsin.

“Despite” ve “in spite of” ifadeleri, bir olumsuz duruma rağmen olumlu bir durumu ifade eder. Bu bağlaçlar, karşıtlığı belirtirken güçlü bir vurgu sağlar.
“Whereas”, iki farklı durumu karşılaştırmak için kullanılır ve karşıtlıkları vurgulamada geniş bir kullanım alanına sahiptir.
“Nevertheless”, bir kontrastın ardından gelen, beklenmedik bir durumu ifade eder. Bu ifade, olumlu bir duruma karşı çıkarak şaşırtıcı bir durumu öne çıkarır.
“In contrast”, iki farklı durumu karşılaştırmak için kullanılır ve karşıtlıkları vurgular.

“Nonetheless”, bir kontrastı belirtirken bir önceki düşünceye değinir ve bu ifadeyle olumlu bir durumu vurgular.
“While”, iki farklı durumu karşılaştırmak veya bir kontrast yaratmak için kullanılır. Hem zamansal hem de durumsal karşıtlıkları ifade edebilir.
İngilizce geliştirme serüveninin kapılarını aralamak için Open English ile dünya çapında bir dil yolculuğuna çıkmaya var mısın? Open English, esnek programları, uzmanları ve kişiselleştirilmiş ilerleme yöntemleriyle İngilizce geliştirmeyi unutulmaz bir deneyime dönüştürüyor.
Her anına uygun esnek programlarıyla Open English online İngilizce uygulaması, İngilizce geliştirmeyi kendi hızında keşfetme fırsatı sunuyor. Uzmanlarımız, en etkili öğrenme yöntemlerini sunarak dil becerilerini geliştirmene yardımcı oluyor. Kişiselleştirilmiş ilerleme sayesinde, hedeflerine hızla ulaşabilir ve dil seviyene uygun dersleri kolayca bulabilirsin.
İngilizceyi öğrenirken bazı kalıpları öğreniriz fakat diğer kalıplardan farkından pek de emin olmayız. Fakat bu kalıpları kullanmamız gerektiğinde tökezleriz ve farklarından emin olamayabiliriz. Böyle durumlarda zaman ayırıp bu yapılara göz atmak, hata yapmaktan daha iyi bir seçim olacaktır.
Bu yazımızda how far/how long farkından bahsedecek ve how far/how long farkına çeşitli örnekler vererek öğrendiğinden emin olacağız. How far/how long farkını derinlemesine inceleyeceğimiz bu yazımız sonunda how far/how long farkı konusunda bir daha hata yapmayacağına eminiz! Hazırsan how far/how long farkı yazımıza başlayalım!
How far/how long farkı yazımıza başlamadan önce seni Open English’e davet etmek istiyoruz. Seviyen ne olursa olsun İngilizceyi en iyi şekilde öğrenmek ve ana dilin gibi konuşmak istersen sen de Open English’e katılmalısın! Open English ile how far/how long farkını ve daha birçok konuyu öğrenebilir, aktif olarak kullanabileceğin bir hale gelebilirsin. Yani İngilizce ile ilgili ihtiyacın olabilecek her şey burada!
Dünyada önde gelen online İngilizce uygulaması olan Open English, 15 yıllık deneyimi ile sana birçok fırsat sunuyor. Open English’e abone olarak bu fırsatlardan istediğin gibi faydalanabilir, İngilizceni geliştirmeye sağlam adımlarla başlayabilirsin! Peki nedir bu fırsatlar?
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.

How far/how long farkını anlatmaya başlamadan önce “how far” sorusunun ne anlama geldiğini bilmemiz önemli. How far sorusunu iki temel anlamda görebiliriz:
How far is your house from here? (Evin buradan ne kadar uzakta?)
How far/how long farkı konusuna devam ederken şimdi de “how long” sorusunun anlamına bir bakalım. How far/how long farkı aslında bariz olsa da bir anlamlarının benzer olduğunu görebilirsin.
How long have you been working there? (Ne süredir orada çalışıyorsun?)
How long is this rope? (Bu ip ne kadar uzun?)
Umarız buraya kadar yazımızdan how far/how long farkı konusunda yeni şeyler öğrenmişsindir! Fakat devam etmeden şunu söyleyelim: Eğer İngilizceyi daha derinlemesine, daha verimli bir şekilde öğrenmek istersen, en yaygın dil hatalarından sakınmak, how far/how long farkı gibi konuların ustası olmak, İngilizce seviyeni ilerletmek istersen, seni tekrardan Open English’e davet etmek isteriz!
Open English’e abone olarak sana özel hazırlanmış çalışma programını edinebilir ve ana dili İngilizce olan uzmanlarla 7/24 canlı oturumlarakatılabilirsin. Bunun yanı sıra, öğrendiklerini pekiştirebileceğin canlı konuşma gruplarında yabancılarla konuşabilir ve dev içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilirsin.
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

Gelelim yazımızın asıl sorusu olan how far/how long farkına. Şimdiye kadar yazımızda how far/how long farkını aslında açıkladık diyebiliriz. Eğer önceki başlıkları dikkatli okuduysan how far/how long farkını açık bir şekilde görüyorsundur. Fakat yine de gel konumuzu özetleyelim.
How far/how long farkını bu şekilde özetleyebiliriz! Artık bu iki soru kalıbını nasıl kullanman gerektiğini biliyorsun. Eğer yazımızı dikkatli okuduysan how far/how long farkı konusunda bir daha asla hata yapacağını sanmıyoruz!
Bugün, how far/how long farkı sorusuna cevap verdik. Umarız bu yazımız faydalı olmuştur! How far/how long farkı konumuza benzer, how far/how long farkı gibi çok karıştırılan konulardan olan Such As ve Like Farkı ile ilgili yazımızı da incelemeni öneririz.
Yazımızı kapatırken sana bir sorumuz var: İngilizceyi ana dilin gibi konuşmak ister misin? Eğer çoğu insan gibi cevabın “evet” ise seni Open English’te görmeyi çok isteriz. Open English, dünya çapında 1.5 milyon insana 15 yıldır İngilizce geliştirme fırsatı sunan bir online İngilizce platformu. Dolayısıyla alanında oldukça donanımlı ve deneyimli! Bu deneyimden faydalanmak istersen sen de aramıza katıl!
Bu sayfadaki iletişim formunu doldur, seni arayalım
İngilizcede yüzlerce, hatta binlerce deyim bulunmakta. Bu deyimlerin hepsini tek bir yazıda anlatmak imkansız. Bu yüzden deyimler serimizde içerisinde geçen belli kelimelere, belli konulara göre deyimleri ele alıyoruz. Bugünkü yazımızda ise İngilizcede içinde cold geçen deyimlerden bahsedeceğiz. Eğer İngilizcede içinde cold geçen deyimleri merak ediyorsan okumaya devam et!
İngilizcede içinde cold geçen deyimleri bilmek sana birçok şey katacaktır. Bu yazıdan öğreneceğin İngilizcede içinde cold geçen deyimleri mutlaka günlük konuşmalarında ve yazışmalarında kullanmaya dikkat etmelisin. İngilizcede içinde cold geçen deyimleri öğrenmek için tekrar çok ama çok önemlidir. Aksi takdirde İngilizcede içinde cold geçen deyimler bir kulağımızdan girip diğerinden çıkabilir.
Open English, alanında önde gelen bir online İngilizce platformu. Dünyada 15 yılı aşkın süredir, 1.5 milyondan fazla insana İngilizce öğreten Open English, bu deneyimiyle senin de İngilizceni geliştirmeye hazır! Peki Open English’te seni ne bekliyor?
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.

İngilizcede içinde cold geçen deyimlerin ilki cold feet. Günlük hayatta sık sık duyduğumuz bu deyimi çevirince “soğuk ayak” anlamına erişsek de asıl anlamı ile uzaktan yakından alakası yok. Bu deyimimizin anlamı “tedirginlik, kararsızlık, kaygı” gibi anlamı var.
İngilizcede içinde cold geçen deyimlerimizin ikincisi ise cold shoulder. Yine cold kelimesinin bir vücut parçası ile birleşip yeni bir deyim oluşturduğunu görüyoruz. Bu deyimimizi direkt olarak “soğuk omuz” olarak çevirsek de tabii ki burada anlamı farklı. Cold shoulder deyiminin “soğuk muamele, yüz vermemek, pas vermemek” gibi anlamlara sahip.

İngilizcede içinde cold geçen deyimler arasında en alakasız deyim bu olsa gerek. Bildiğin üzere direkt çevirisi “soğuk hindi” fakat asıl anlamına baktığımızda “bir alışkanlığı aniden bırakmak” anlamına geliyor.
Umarız buraya kadar İngilizcede içinde cold geçen deyimler yazımızdan yeni şeyler öğrenmişsindir! Günlük hayatta sık sık kullanacağın için İngilizcede içinde cold geçen deyimler öğrenmek mutlaka sana çok faydalı olacaktır. Eğer İngilizceyi daha derinlemesine, daha verimli bir şekilde öğrenmek istersen seni tekrardan Open English’e davet etmek isteriz!
Open English’e abone olarak sana özel hazırlanmış çalışma programını edinebilir ve ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders almaya hemen başlayabilirsin. Bunun yanı sıra, öğrendiklerini pekiştirebileceğin canlı konuşma gruplarında yabancılarla konuşabilir ve dev içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilirsin!
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.
İngilizcede içinde cold geçen deyimlerimizden sıradakini Türkçede de sıkça görüyoruz. In cold blood, “soğukkanlılıkla” anlamına geliyor.
İngilizcede içinde cold geçen deyimlerimizin bir diğeri de blow hot and cold. “Sıcak ve soğuk üflemek” gibi çevirirsen tamamen yanılmış olursun! Çünkü bu deyimimizin anlamı tamamen farklı. Bu deyimimizin anlamı “bir dediği bir dediğini tutmamak, daldan dala atlamak” gibi düşünülebilir.

İngilizcede içinde cold geçen deyimlerin sonuncusuna geldi sıra. İngilizcede içinde cold geçen deyimlerden bir olan stone-cold’u farklı öbekler içerisinde görebiliriz ve “tamamen, tam anlamıyla” anlamına gelir. Mesela stone-cold sober dediğimizde “tamamen ayık” anlamına gelir. Aynı zamanda “ciddi, soğuk” anlamında da görememiz olasıdır.
Bugünkü yazımızda İngilizcede içinde cold geçen deyimler örnekler verdik. Umarız İngilizcede içinde cold geçen deyimleri öğrenmek senin için faydalı olmuştur! İngilizcede içinde cold geçen deyimler gibi sık sık karşılaşabileceğin Kolay İngilizce Konuşma Kalıpları: Günlük Hayatta Kullanabileceğin İngilizce İfadeler isimli yazımızı da incelemeni öneririz. Fakat eğer İngilizceyi ciddiye alıyorsan adres belli diyebiliriz! 🙂
İngilizcede içinde cold geçen deyimler yazımızı kapatırken sana bir sorumuz var: İngilizceyi ana dilin gibi konuşmak ister misin? Eğer çoğu insan gibi cevabın “evet” ise seni Open English’te görmeyi çok isteriz. Open English, dünya çapında 3 milyon insana 15 yıldır İngilizce geliştirme fırsatı sunan bir online İngilizce platformu. Dolayısıyla alanında oldukça donanımlı ve deneyimli! Bu deneyimden faydalanmak istersen sen de aramıza katıl!
Bu sayfadaki iletişim formunu doldur, seni arayalım.