Zaman herkes için çok değerli. Modern yaşamda, bir günün içine birçok işi sığdırmaya çalışıyoruz. Teknolojinin gelişmesi birçok konuda farklı alternatifleri mümkün kıldı. Hızlı seyahat etmek de bunlardan bir tanesi.
Eskiden, günler belki aylar sürecek yolculukları, bugün birkaç saatte yapmak mümkün. Uçak vasıtasıyla, gün içinde birden çok şehir değiştirebilirsin. Bu müthiş bir kolaylık. Ayrıca havayolu taşımacılığı diğer seçeneklere göre oldukça güvenli. Hal böyle olunca, insanlar tarafından tercih ediliyor.
Her gün binlerce hatta milyonlarca kişi uçakla seyahat ediyor. Uçuş süresince yolcuların seyahatten memnun kalması gerekiyor. Bunun yanında güvenli ve konforlu bir uçuş olması için çalışan personellere ihtiyaç var. İşte bu personeller, kabin memuru olarak biliniyor.
Herkes genelde kabin memurluğu mesleğinin hoş ve havalı taraflarına dikkat kesilir. Elbette eğlenceli tarafları ağır basıyor. Fakat epey sorumluluk ve bilgi gerektiren bir meslek olduğunu da söylemek gerek. Haydi, kabin memurluğu mesleğine daha yakından bakalım.

Uçaklarda, uçuş sırasında emniyet ve güvenlik önlemlerinin uygulanmasından sorumlu olan görevlilere denir. Ayrıca kabin memurları, yolcuların konforlu bir yolculuk yapmasından da mesuldür. Kabin memurlarının kokpitle ve uçağın dış kısmıyla ilgili bir görevi bulunmaz.
Kabin memurluğu oldukça zevkli bir meslek. Hem çalışıp hem birçok ülkeye seyahat etme gibi artı yönleri var. Bu nedenle çoğu insan kabin memuru olmak istiyor. Eğer sen de uçak seyahatlerini seviyorum diyorsan, bu işi düşünebilirsin. Kabin memuru olmak istiyorsan İngilizce bilmen şart.
İngilizce kabin memurluğu için oldukça önemli. Çünkü daha işe alım aşamasında dahi havayolu şirketleri, dil yeterliliğini ölçüyor. Temel seviyede bir İngilizce bilgin varsa ya da sıfırdan İngilizce öğrenmek istiyorsan endişelenme, Open English yanında!
İngilizce kabin memurluğunun olmazsa olmazı. İngilizce bilmiyorsan ve kabin memuru olmak istiyorsan, endişe etmene gerek yok. İşte Open English bu noktada devreye giriyor.
Online İngilizce kursu Open English, online bir İngilizce kursu. İngilizce kursuna gitmek için yollarda zaman harcamanın lüzumu yok. Zaman değerli olduğundan teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gerek. Open English ile 7/24 İngilizce derslere katılabilirsin.
İngilizceni ÜCRETSİZ şekilde ölçmek için İngilizce seviye tespit sınavımıza girebilirsin.
Open English ile Ana dili İngilizce olan eğitmenlerden İngilizce ders alabilir ve İngilizce pratik yapabilirsin. İngilizce gramer, anlama, konuşma, yazma gibi birçok alanda kendini geliştirebilirsin. Open English ile İngilizce öğrenerek hayallerine bir adım daha yaklaş!
Kabin memurlarının görev bölgesi, kokpit kapısı ile arka mutfak kısmına kadar olan bölüm. Uçağın dış kısmı ya da kokpitin içi görev alanı değil. Ayrıca kadın kabin memurlarına hostes, erkek kabin memurlarına ise host deniyor.
Host ve hostesler uçuş sırasında yolcuların güvenliklerinden mesuller. Acil durumlarda neler yapılması gerektiğini yolculara bildirmek, kabin memurlarının temel görevi. Bunun dışında yolculuk ile ilgili bilgi vermek ve yolcuların konforunu sağlamak da görevleri arasında yer alıyor.
İngilizce kabin memurluğu için ne kadar önemli? Kabin memurunun İngilizce seviyesi ne olmalı? İngilizce kabin memuru sınavında neler soruluyor? Bunlar gibi pek çok soru, aklını kurcalıyor olabilir.
Her ülkeden insan, seyahat etmek amacıyla uçağı seçiyor. Bu nedenle kabin memuru olmak istiyorsan, evrensel bir dil olan İngilizceyi bilmen kritik bir öneme sahip. Hatta birçok havayolu şirketi de böyle düşünmüş olacak ki işe alımlarında bir ya da birden fazla lisan bilen adaylara öncelik tanıyorlar.
İş hayatında, İngilizce bilenlerin bilmeyenlere göre daha avantajlı olduğu bir gerçek. İngilizce kabin memurluğu söz konusu olduğunda ise neredeyse en önemli kriterlerden biri. Bu nedenle kabin memuru olmak istiyorsan İngilizce öğrenmelisin.

Tam iki yıl üst üste Avrupa’nın en iyi havayolu olarak tescillenen Türk Hava Yolları, kabin memuru olmak isteyenlerin hayallerini süslüyor. Üç yüz elli sekizden fazla uçağa sahip firmada kariyer yapmak isteyen pek çok genç var. Açılan her ilana binlerce başvuru yapılıyor.
THY kabin memuru adaylarını işe almadan önce birtakım sınavlardan geçiriyor. Bunlardan bir tanesi İngilizce kabin memurluğu sınavı olarak bilinen İngilizce testi. Yine birçok büyük havayolu şirketi de benzer İngilizce kabin memurluğu sınavları uyguluyor. THY’nin kabin memuru adayları değerlendirme süreçlerini daha detaylı inceleyelim.
Öncelikle adaylar, açılan ilana başvuru yapıyor. Daha sonra adaylara online bir yetkinlik envanteri gönderiliyor. Bu aşamadan sonra online İngilizce kabin memuru sınavı geliyor. Sınavı geçen adaylar, THY’nin İstanbul’da bulunan İnsan Kaynakları Değerlendirme Merkezi’ne çağrılıyor.
Evrak kontrolü, boy ve kilo ölçümü, dövme kontrolü gibi aşamalar bitince sıra mülakatlara geliyor. İngilizce kabin memurluğu sınavına ek bir de mülakat var. Adaylar mülakatları da başarılı bir şekilde geçerlerse işe alımları gerçekleşiyor.
Yapılan İngilizce kabin memurluğu sınavının online olanı, İngilizce bilgini ölçmek için yapılıyor. Dilbilgisi, sözcük bilgisi, İngilizce okuduğunu anlayabilme, İngilizce cümle tamamlayabilme gibi kabiliyetlerini ölçüyor. Mülakatta ise konuşabilme, iletişim kurabilme becerilerine bakılıyor.
Open English ile kolayca İngilizce öğrenebilirsin. İngilizce gramer dersleri, İngilizce okuduğunu anlayabilme, konuşma ve yazma gibi becerilerini geliştirebilirsin. Ayrıca canlı sınıflarda, İngilizce konuşarak pratik yapma imkanına sahipsin.
Open English ile İngilizce sınavlara hazırlan. İngilizce kabin memurluğu sınavı için Open English’i tercih edebilirsin. İngilizce bilgini ölçen diğer sınavlar hakkında bilgi edinmek istersen, TOEFL Sınavı Hakkında Her Şey adlı yazıyı okuyabilirsin.
Kabin memuru olmak isteyen adayların en korktuğu aşama, İngilizce kabin memurluğu sınavı. Çok zor bir sınav değil. Hatta B2 seviye bir İngilizce ile iyi bir puan alabilirsin. İngilizce kabin memurluğu sınavının ilki yazılı sınav. Bu sınav online olarak yapılıyor.
Sınavda İngilizce gramer bilgisi, kelime bilgisi, boşluk doldurma ve cümle tamamlama, diyalog soruları, çeviri, paragraf soruları yer alıyor. İngilizce kabin memurluğu sınavında altmış soruya elli dakika veriliyor. Bu aşamayı geçen adaylar, İngilizce kabin memurluğu sınavının diğer bölümü olan mülakata geçiş yapıyor.
Birçok aşamayı başarı ile tamamlayan adaylar, İngilizce kabin memurluğu sınavının ikinci kısmına geçiyor. Bu aşamada İngilizce mülakat yapılıyor. Aday kendini İngilizce tanıtıyor. Ardından soru ve cevap şeklinde gerçekleşen sohbet havasında bir mülakat düzenleniyor.
Mesleki İngilizceyi geliştirmek için en etkili yöntemler nelerdir? Bu blog yazımızı da okumayı unutma.
Mülakatı yapan kişi, belli başlı sorular ile karşısındaki adayı tanımaya çalışıyor. Adayın İngilizce seviyesini ölçmeye çabalıyor. İngilizce kabin memurluğu sınavındaki sorulara, her aday kendine göre yanıtlar veriyor. İngilizce kabin memurluğu sınavında en çok sorulan sorulardan birkaç tanesine bakalım.
Can you tell us about a significant achievement you had in your life?
Türkçesi: Hayatında gerçekleştirmiş olduğun önemli bir başarıyı anlatır mısın?
Why should we hire you?
Türkçesi: Sizi neden işe alalım?
How do you handle pressure and stress?
Türkçesi: Baskı ve stres yönetimini nasıl sağlıyorsun?
İngilizce kabin memurluğu mülakat sınavında herkese; benzer, kalıp sorular soruluyor. Fakat adaylar bu kalıp soruları, kendilerine göre çok başka şekillerde yanıtlayabilir. Burada İngilizceyi iyi derecede bilmenin sağlayacağı avantaj büyük. Çünkü bir dilde ne kadar yetkinsen kendini o kadar iyi ifade edebilirsin.
Open English ile İngilizce kabin memurluğu sınavında başarılı olabilirsin! Konu hakkında daha detaylı bilgiye sahip olmak için hemen yan taraftaki formu doldurabilirsin.
İş hayatında kariyer basamaklarını ileri adımda sürdürmek için gereken en önemli şeylerden biri İngilizce bilmek. İngilizce global bir dil olduğu için uluslararası düzeyde iş yapmak isteyen şirketler bu dili bilen takım arkadaşları tercih ederler. Bu yüzden iş hayatında iyi bir pozisyonda yer almak istiyorsan mutlaka halletmen gereken bir şey bu.
İngilizce öğrenmenin ne kadar önemli bir şey olduğundan daha fazla bahsetmemize gerek yok sanırım. Artık nasıl geliştirmen gerektiğine geçmenin vakti geldi. Tabii ki konu buraya gelmişken bir şeyden bahsetmeden geçersem olmaz: Open English.
Open English sana toplantıda, okulda, sosyal yaşamında, akademik hayatında dünyanın neresinde olursan ol istediğin saatte iletişime geçecek native öğretmenlerle iletişim fırsatı sunuyor.
Dünya genelinde 1,5 milyondan fazla öğrencinin İngilizce eğitimi için bizi tercih etmesi boşuna değil! Çünkü en pratik yöntemlerle 7/24 ulaşabileceğin bir online İngilizce kursuyuz. Peki, sana neler sunuyoruz?
Open English’e bugüne özel fırsatlarla kaydolmak için bu sayfadaki iletişimi formunu şimdi doldur!

İlk olarak derin bir nefes alıp hiç heyecanlanmaman gerektiğini bilmen gerekir. Bu yazıda senin için bir iş toplantıda hangi kalıplarla nasıl konuşulması gerektiğine dair sana yardımcı olabilecek phrase’lere yer verdik. Tüm bu kalıp yardımcı kalıp ifadeleri ‘how to introduce yourself, accepting and rejecting suggestions, asking questions, making promises and offers’ olmak üzere dört başlık altında topladık. Önerdiğimiz adımları takip ederek bir iş toplantısında ne şekilde konuşman gerektiğine dair bilgi edinebilirsin. Derin bir nefes aldıysan artık abşlayabiliriz.
Eğer bu bir tanışma toplantısı ya da bir mülakat ise kendini tanıtmakla başlayabilirsin. Bunun için aşağıdaki gibi ufak bir başlangıç planı oluştur:
Aşağıdaki örneklerden de fark edeceğin gibi bir iş toplantısında kendini tanıtırken kullanabileceğin birkaç önemli kalıp mevcut.
Kendini tanıttıktan sonra işini betimlemen, şirket içinde tam olarak ne yaptığını daha net anlatman gerekebilir. Bu tarz bir konuşmalarda sana lazım olabilecek birkaç ifade var. Bunları kullanarak konuşmanı akıcı, anlaşılır kılabilirsin.
Örnek bir paragrafla sen de kendi kısa giriş, tanışma metnini hazırlayabilirsin.
“My name is Betül Soydaş and I am the marketing manager here. I handle online advertising and web analytics.”
Evet, kendini tanıtma sürecini geçtiysen toplantı esnasında kullanman gereken bazı cümleler olacak. Örneğin birinin önerisini beğenmedin ve fikrine katılmıyorsundur ya da tam tersi beğendin bir ekleme yapmak, öneri de bulunmak istiyorsundur. Bu gibi durumlarda ‘should, ought to or might want to’ gibi modal verb’leri kullanarak konuşmana başlayabilirsin. Dikkat etmen gereken birkaç kalıp var:
Örneğin bir öneride bulunacaksın:
Ya da yapılması zorunlu olan bir şeyden bahsedeceksen ‘have to, need to’ gibi kalıpları kullanabilirsin.
Örneğin:
Toplantı esnasında iş arkadaşlarının önerilerini, konuşmalarını onaylamak istiyorsan kullanman gereken kalıplar şu şekilde:
Eğer bu durumun tam tersi bir durumla karşılaşırsan yani karşındaki kişinin dediği şeyi onaylamıyorsan şu kalıpları kullanabilirsin:
Örneğin:

Toplantı sonunda ya da ortasında anlamadığın kısımlarda soru sorman gerekebilir. Bu tür durumlarda ‘sorry’ ya da ‘excuse me’ diye söz hakkı isteyerek bazı soru kalıplarıyla konuşmaya başlayabilirsin:
Örneğin:
Toplantı sonunda yapman gerekenlere dair bir liste oluşturmuş ve bu listeyi arkadaşlarınla paylaşman gerekiyorsa gelecek zamana dair kalıpları kullanarak yapılacaklar listesinden bahsedebilirsin.
İnsanlar arasında iletişim, dilin evrensel bir gücüdür. Ama artık günümüzde, özellikle dijital çağın hızlı temposunda, dilin kendisi de kırpılarak daha hızlı ve etkili bir şekilde iletişim kurmamızı sağlıyor. Bu durum da ortaya bir dizi kısaltma sözcük çıkarıp dili kısaltırken aslında daha da zenginleşiyor. İngilizcedeki popüler kısaltmalar, bir mesajın anlamını sıkıştırıp hızlandırarak, online sohbetlerden iş iletişimine kadar her alanda kendine yer buluyor.
Bu yazıda, günlük konuşmalarda ve yazışmalarda sıkça karşımıza çıkan, ancak çoğu zaman hikayesi pek bilinmeyen İngilizce kısaltmalarının gizemli dünyasına bir bakış atacağız. Her bir kısaltmanın arkasında yatan anlamları keşfedeceğiz. Hazır olun, çünkü kelimelerin ardındaki bu küçük gizemleri çözerken eğlenceli bir dil yolculuğuna çıkacağız!
Open English, dil geliştirmek ve küresel bir iletişim ağına katılmak için tasarlanmış esnek bir dil kursudur. Programlar, senin için en uygun olan zamanda ders almana olanak tanır, böylece İngilizce öğrenme sürecini kendi tempo ve programına göre şekillendirebilirsin.
Uzman eğitmen kadrosu, dilini ileri seviyelere taşımana yardımcı olacak pratik ve etkili öğrenme yöntemlerini sunar. Bireysel derslerle kişiselleştirilmiş içeriklerle tanışıp ve gerçek zamanlı geri bildirimlerle hızla ilerleme kaydedebileceksin.
Open English, sadece dil öğrenme değil, aynı zamanda kültürel bağlantılar kurma fırsatı sunar. Dünya çapında öğrencilerle etkileşimde bulunup uluslararası bir perspektife sahip olabilirsin.
Dil öğrenimi, Open English ile sadece bir hedef değil, aynı zamanda keyifli bir macera da! Başlamak için bugün kaydol ve dilini geliştirirken dünya ile bağlantı kurmanın ayrıcalığını yaşa!

IDK: I Don’t Know (Bilmiyorum)
FYI: For Your Information (Bilginize)
DIY: Do It Yourself (Kendin Yap)
ASAP: As Soon As Possible (Mümkün Olan En Kısa Sürede)
VIP: Very Important Person (Çok Önemli Kişi)
BRB: Be Right Back (Hemen Döneceğim)
IMO/IMHO: In My Opinion/In My Humble Opinion (Benim Görüşüme Göre/Benim Mütevazı Görüşüme Göre)
OMG: Oh My God (Aman Tanrım)

LOL: Laugh Out Loud (Yüksek Sesle Gülmek)
TBH: To Be Honest (Dürüst Olmak Gerekirse)
TTYL: Talk To You Later (Sonra Konuşuruz)
AFAIK: As Far As I Know (Bildiğim Kadarıyla)
ETA: Estimated Time of Arrival (Tahmini Varış Zamanı)
JPEG: Joint Photographic Experts Group (Ortak Fotoğraf Uzmanları Grubu)
GPS: Global Positioning System (Küresel Konumlandırma Sistemi)
AKA: Also Known As (Aynı Zamanda Bilinen Adıyla)
BFF: Best Friends Forever (Daima En İyi Arkadaşlar)
İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmek için yan tarafta yer alan formu doldurarak ilk adımı atabilirsin.

BTW: By The Way (Bu Arada)
SMH: Shaking My Head (Başımı Sallıyorum)
NBD: No Big Deal (Büyük Mesele Değil)
ICYMI: In Case You Missed It (Kaçırman durumunda)
FOMO: Fear Of Missing Out (Kaybetme Korkusu)
OOTD: Outfit Of The Day (Bugünün ombini)
YOLO: You Only Live Once (Bir kere geliyorsun dünyaya)
NSFW: Not Safe For Work (İş İçin Uygun Değil)
Bu yazımızda, en temel kelime bilgisi konularından olan İngilizce mevsimler konusundan bahsedeceğiz. Oldukça basit bir konu olsa da zaman zaman bu tarz konuları tekrar etmek temellerini sağlamlaştıracaktır. İngilizce mevsimler deyip geçmeyin, bu konuda 4 kelimeden fazlasına odaklanacağız! Kelimeleri öğrenmenin yanı sıra bahsettiğimiz mevsimlerin kısa tanımlarını yapacağız ki konuyu en detaylı şekilde öğrenesin.
Bu kısmımızda İngilizce mevsimlerin temeline ineceğiz. İngilizcede mevsim kelimesinin karşılığı “season”, çoğulu ise “seasons”tır. Bildiğin dört adet mevsimimiz var ve bu mevsimlerin her birine üç ay düşüyor. Bu aylar Kuzey ve Güney yarımkürede değişiklik gösterse de şöyle bir tablo yapmak yanlış olmaz.
| Spring
(İlkbahar) |
Summer
(Yaz) |
Autumn/Fall (Sonbahar) | Winter
(Kış) |
| March (Mart) | June (Haziran) | September (Eylül) | December (Aralık) |
| April (Nisan) | July (Temmuz) | October (Ekim) | January (Ocak) |
| May (Mayıs) | August (Ağustos) | November (Kasım) | February (Şubat) |
Not: İngilizce mevsimlerde Sonbahar için Autumn ve Fall olarak iki kelime vardır. İkisi de aynı anlama gelir. “Fall” Kuzey Amerika’da ve Kanada’da sıklıkla kullanılır ve adını yaprakların düşüşünden alır. “Autumn” ise İngilizler tarafından kullanılır. İlginç bir bilgi: İngiltere’de bu mevsimde yapraklar düşmeye başlamadığı için Fall yerine Autumn tercih edilir.

Başlamadan önce seni, İngilizce öğrenmenin en verimli yollarını sunan Open English’e davet etmek isteriz. Open English, dünya çapındaki 15 yıllık deneyimi ve 1.5 milyonu aşkın kullanıcısı ile alanında önde gelen kuruluşlardan! Open English’e abone olarak faydalanabileceğin ayrıcalıklardan kısaca bir bahsedelim:
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.
| Spring
(İlkbahar) |
Summer
(Yaz) |
Fall/Autumn
(Sonbahar) |
Winter (Kış |
| September (Eylül) | December (Aralık) | March (Mart) | June (Haziran) |
| October (Ekim) | January (Ocak) | April (Nisan) | July (Temmuz) |
| November (Kasım) | February (Şubat) | May (Mayıs) | August (Ağustos) |
Buradaki sıralamaya bakınca biraz garip görünebilir çünkü Kuzey yarımkürede olduğumuz için bizimkinin tam tersi. Fakat bunları bilmek hem ayrı bir perspektif kazandıracak hem de İngilizce mevsimleri öğrenmende faydalı olacaktır.
Buraya kadar bir sıkıntı olmadığını düşünüyoruz. Fakat yine de genel olarak İngilizce öğrenimindeki tüm ihtiyaçların için Open English’i göz önünde bulundurmanı şiddetle tavsiye ederiz! Open English sana ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders alma, canlı konuşma gruplarında pratik yapma ve tüm içeriklerimize sınırsız erişme fırsatı sunuyor!
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

Bu kısımda ise 4 mevsimi kısaca tanıttığımız İngilizce/Türkçe yazılar ile İngilizce mevsimleri daha iyi kavraman ve İngilizce mevsimler hakkında konuşabilmen için yeterli kelime bilgisine sahip olabilmeni amaçlıyoruz. Yazıları okurken önce Türkçesine bakmadan kendi aklında çevirmeye çalışarak İngilizce mevsimler konusu hakkında ne kadar önbilgin olduğunu ölçmeye çalışabilirsin.
Spring is between winter and summer. So, it’s a transition period from cold weather to hot weather. In this season, the weather gets warmer and the days become longer. You can see a lot of flowers blooming during Spring. In the Northern Hemisphere, spring starts from March and lasts till the end of April.
(İlkbahar kış ve yaz arasındandır. Yani soğuk havalardan sıcak havalara bir geçiş dönemidir. Bu mevsimde hava ısınır ve günler uzar. İlkbahar süresince birçok çiçeğin açtığını görebilirsin. Kuzey yarımkürede ilkbahar Mart’ta başlar ve Nisan’ın sonuna kadar devam eder.)
Summer comes right after Spring. It is the hottest season of the year. During the Summer season, days are longer and nights are shorter. It generally doesn’t rain or snow during Summer. So it’s considered the best time for a holiday. In the Northern Hemisphere, summer starts from June and lasts till the end of August.
(Yaz, ilkbahardan hemen sonra gelir. Yılın en sıcak mevsimidir. Yaz süresince günler daha uzun, geceler daha kısadır. Genelde yaz süresince yağmur ya da kar yağmaz. Bu yüzden tatil için en iyi zaman kabul edilir. Kuzey yarımkürede yaz Haziran’dan başlar ve Ağustos sonuna kadar devam eder.)
Autumn/Fall is the transition period from summer to winter. Therefore, the weather gets colder and it starts raining. You can see leaves falling from the trees during Autumn. In this season, days become shorter. In the Northern Hemisphere, autumn/fall starts from September and lasts till the end of November.
(Sonbahar yazdan kışa bir geçiş dönemidir. Bu yüzden havalar soğur ve yağmurlar başlar. Sonbaharda yaprakların ağaçlardan düşüşünü görebilirsin. Bu mevsimde günler kısalır. Kuzey yarımkürede sonbahar Eylül’de başlar ve Kasım sonuna kadar devam eder.)
Winter is the coldest season of the year. In this season days become shorter and nights become longer. It generally snows and rains in Winter so you should take your umbrella and wear thick clothes. In the Northern Hemisphere, winter starts from December and lasts till the end of February.
(Kış, yılın en soğuk mevsimidir. Bu mevsimde günler kısalır ve geceler uzar. Genelde kışın yağmur ve kar yağar. Bu yüzden şemsiyeni almalı ve kalın kıyafetler giymelisin. Kuzey yarımkürede kış Aralık’ta başlar ve Şubat sonuna kadar devam eder.)
Böylece İngilizce mevsimler konusundaki yazımızın da sonuna geldik! Eğer aklında bir soru varsa ya da İngilizce öğrenimini daha ciddi bir seviyeye taşımak istiyorsan seni Open English’e davet ediyoruz. Open English’te ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders alabilir, tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir ve canlı konuşma gruplarında pratik yapabilirsin!
İngilizce metinleri çevirileri olmadan anlamaya ne dersin? Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.
Günlük konuşmalarımızda, sıkça kullandığımız deyimler bazen ilginç ve eğlenceli birer sırla dolu olabilir. “When pigs fly” ifadesi de tam da bu kategoriye giren, tuhaf ama bir o kadar da merak uyandıran bir ifadedir. Bu deyim İngilizcede sıkça kullanılan bir deyim olsa da pek çoğumuz bu ifadenin nereden geldiğini ya da nasıl bu anlama geldiğini düşünmeyiz.
Bu yazıda, “When pigs fly” ifadesinin kökenine ve anlamına odaklanacak, bu ilginç deyimin İngilizcedeki yerini keşfedeceğiz. Belki de bu sıradışı ifade, dilin nasıl evrildiğini ve kültürler arası iletişimin ne kadar renkli olduğunu anlamamıza katkı sağlayacak. Hadi gel, domuzların ne zaman uçtuğunu düşünerek, bu deyimin peşine düşelim.
İngilizcede kullanılan ironi içeren deyimleri hızlıca öğrenmek için bu sayfada yer alan iletişim formunu doldur, seni hemen arayalım ve online İngilizce kursu Open English aboneliğini başlatalım.

“When pigs fly” deyiminin kökeni tam olarak belirlenemese de, çeşitli teorilere dayanarak “when pigs fly” ifadesinin geçmişi açıklanabilir. İşte, bu ifade nereden çıktığı ve nasıl evrildiğine dair teoriler:
Bu deyimin tam kökeni belirsiz olsa da, dilin evrimi ve kültürel ifadelerin zaman içinde nasıl şekillendiğini anlamak adına “when pigs fly” deyimi, ilginç bir örnek teşkil etmektedir.
“When pigs fly” deyimi, bir şeyin gerçekleşme olasılığının çok düşük olduğunu ifade eden bir ifadedir. Bu deyim, genellikle bir olayın veya durumun gerçekleşme ihtimalinin neredeyse imkansız olduğunu vurgulamak için kullanılır. İnsanlar, bu deyimi kullanarak bir durumun veya söz konusu olayın gerçekleşmesinin hayli zor olduğunu anlatmış olurlar.
Örneğin, birisi sana, “Eğer o sınavda tam puan alırsam, o zaman gerçekten de domuzlar uçmuş olacak!” dediğinde, bu kişi sınavda tam puan almanın çok zor veya imkansız olduğunu ifade etmek için “when pigs fly” ifadesini kullanmış olacaktır.
“When pigs fly” deyimi, esasen bir espri unsuru taşır ve bir durumun hayli absürt veya olası olmayan bir senaryo olduğunu vurgular. Günlük hayatta kullanabileceğin başka İngilizce deyimleri öğrenmek için Günlük Hayatta Kullanılan İngilizce Deyimler ve Anlamları başlıklı yazımızı okuyabilirsin.

Bir şeyin gerçekleşme olasılığının çok düşük veya neredeyse imkansız olduğunu ifade eden bir deyim olan “when pigs fly” deyiminin anlamını öğrendin. Sıra, “when pigs fly” deyiminin nasıl kullanılacağını öğrenmeye geldi. Aşağıda, bu deyimin İngilizce kullanımları ve Türkçe karşılıklarıyla ilgili örnekler bulunuyor.
Eğer isteyerek bulaşıklara yardım ederse, o zaman domuzlar uçtuğunda inanırım.
Zamanında ödevini bitirmeyi vaat etti, ki bu da domuzlar uçtuğunda gerçekleşir.
Domuzlar uçtuğunda vejetaryen olacağını söyledi; etleri çok seviyor.
Eğer oybirliğiyle karar verirlerse, o zaman domuzlar uçtuğunda olur.
O kitabı isteyerek okurum, ama domuzlar uçtuğunda; bu benim türüm değil.
Her gün erken kalkacağını iddia etti, ki bu da domuzlar uçtuğunda gerçekleşir.
Domuzlar uçtuğunda bir maraton koşacağını söyledi; koşmaktan pek hoşlanmıyor.
Eğer hata yaptığını itiraf ederse, o zaman domuzlar uçtuğunda olur.
Ev temizliğinden keyif alacağını söyledi, ki bu da domuzlar uçtuğunda olur.
Eğer anlaşmazlık olmadan bir uzlaşmaya varırlarsa, o zaman domuzlar uçtuğunda olur.

%100 online İngilizce kursu Open English ile istediğin yer ve zamanda İngilizce deyimleri öğrenmeye başlayabilirsin. Open English, İngilizce dil becerilerini geliştirmek için özel dersler sunar. Deyimlere odaklı dersleri bulup inceleyerek, deyimlerin anlamlarını ve kullanımlarını öğrenebilirsin.
Ana dili İngilizce olan eğitmenlerden İngilizce eğitim alacağın Open English’te interaktif dersler ile sınırsız tekrar yapabilirsin. İnteraktif ders içeriklerini kullanarak öğrenme sürecini güçlendirebilirsin. Online İngilizce kursu Open English, İngilizce pratiği yapma fırsatları sunar. Forumlar, eğitmenler moderatörlüğünde açılan sohbet odaları veya dil değişim programları gibi özellikler aracılığıyla diğer öğrencilerle deyimleri kullanarak iletişim kurabilirsin.
Deyimleri, hikayeler veya konuşma pratiği içeren materyallerle öğrenmek daha etkili olacaktır. Open English’in sunduğu hikayeler, konuşma pratiği ve diyaloglar; deyimleri günlük hayatta kullanmak için iyi bir fırsat ortaya koyuyor.
Unutma ki dil öğrenme süreci kişiseldir ve aktif bir şekilde pratik yapmak önemlidir. Deyimleri öğrenirken günlük İngilizce konuşma pratiği yapmak, öğrenilenleri kullanarak konuyu pekiştirmek öğrenme sürecini hızlandıracaktır. Bunun için de sana en büyük desteği sağlayacak birim, Open English! Bir an önce bu sayfada yer alan iletişim formunu doldur. Seni en kısa sürede arayacak ve detaylı bilgi sunarak Open English üyeliğini başlatmana yardımcı olacağız.
İngilizce bilmek, dünya vatandaşı olmak demek! Küçük bir dünyada yaşıyor olmak ve internetin en uzakları bile komşu kadar yakınlaştırması İngilizce bilmeyi şart kılıyor.
İngilizce konuşup yazabilmen birçok ülkenin kapısını açan anahtar niteliğinde olup aynı zamanda farklı kültürleri de tanımanı sağlıyor; tıpkı beslenme alışkanlıkları ve damak tatlarını yansıtan uluslararası mutfaklar gibi…
Çorbalar, dünyanın farklı ülkelerinde, hatta en uzak coğrafyalarda bile kurulan sofraların baş tacı… İşte, herkesi damak tadında birleştiren ve milyonlarca insanın denemeye değer bulduğu İngilizce çorba tarifleri…
Mutfak lezzetleriyle dünya çapında haklı bir üne kavuşmuş birçok ülke bulunuyor. Lezzet liderliğinde en başı ise Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi Avrupa ülkeleri çekiyor.
Türkiye hem doğu hem de batıyı sentezleyip bir de üzerine Osmanlı mutfağının inceliklerini ekleyerek dünya mutfaklarıyla yarışıyor.

Tarhana çorbası, Anadolu topraklarında asırlardır yapılır. Hem sağlık hem de lezzet içeren tarhana çorbasının İngilizce tarifini yabancı dostlarınla paylaşarak sofralarına renk katabilirsin.
Tarhana Balkanlarda, Anadolu’da ve Orta Asya’da yaygın olan geleneksel, baharatlı bir Türk çorbasıdır. Kış günlerinde tercih edilir. Tarhana, un, yoğurt ve rendelenmiş sebzelerin birkaç gün boyunca fermentasyona bırakılan kalın bir macun halinde karıştırılmasıyla hazırlanır. Daha sonra kurutulur ve tarhana yapmak için ufalanır.
Place tarhana in a bowl with warm water in order for it to dissolve. Melt the butter in the saucepan. Then add tarhana, grated tomato and tomato paste. Add the water, salt and keep stirring. You can serve it with bread.
Tarhanayı çözülmesi için sıcak suyla birlikte bir kasenin içine koy. Tencerede tereyağını erit. Sonra tarhanayı, rende domatesi ve salçayı ekle. Suyunu, tuzunu ilave et ve karıştır. Ekmekle servis edebilirsin.
İskoçlar, İngiliz mutfağından esinlenmiş lezzetleri seviyorlar. Baharatlı ve etli çorbaları en çok akşam yemeklerinde tercih ediyorlar.
Melt the butter in a saucepan. Fry all the vegetables except peas for 5 minutes. Add flour and cook for 2 minutes. While it’s boiling, stir it and cook for 10 minutes. Add peas and parsley and simmer for until the vegetables are tender.
Tereyağını bir tencerede erit. Bezelye hariç tüm sebzeleri 5 dakika kızart. Un ekle ve 2 dakika pişir. Kaynarken karıştır ve 10 dakika daha pişir. Bezelyeyi ve maydanozu ekleyip sebzeler yumuşayana kadar pişir.

İtalyanlar çorbalar da dahil tüm lezzetlerine hamur ve meşhur peynirlerinden katmayı seviyorlar. Pizza ve makarna diyarı olan ülkede, çorbalar en çok öğlen ve akşam yemeklerinde tüketiliyor.
Gently cook the carrots, onions and celery in the oil in a large saucepan for 15 mins, until soft. Add the garlic, sugar, tomato, herbs and courgettes and cook for 5 mins on a medium heat until they brown a little. Pour in the stock, then simmer for 20 mins. Sprinkle with basil and remaining parmesan to serve.
Büyük bir tencerede havuç, soğan ve kerevizi yağda 15 dakika yumuşayana kadar yavaşça pişir. Sarımsak, şeker, domates, otlar ve kabakları ekle ve biraz kızarana kadar orta ateşte 5 dakika pişir. Sebze suyunu ekleyip 20 dakika kaynat. Servis etmek için fesleğen ve parmesan peyniri serp.

Fransızlar çorbalarında deniz ürünlerini sıklıkla tercih ediyorlar. Soğan çorbaları ise dünya çapında oldukça meşhur.
Melt the butter in a large stockpot over medium heat. Add onions, and cook, stirring often, until and caramelized, about 30-40 minutes. Stir in beef stock, thyme and bay leaves. Reduce heat and simmer, stirring occasionally, about 15-20 minutes. Remove and discard thyme sprigs and bay leaves. Stir in vinegar; season with salt and pepper, to taste.
Preheat oven to broil. Place baguette slices onto a baking sheet. Place into oven and broil until golden brown on both sides, about 1-2 minutes per side. Divide soup into ovenproof bowls. Top with baguette slices to cover the surface of the soup completely; sprinkle with cheeses. Place into oven and broil until and cheeses have melted.
Orta ateşte tereyağını büyük bir tencerede erit. Soğan ekle ve yaklaşık 30-40 dakika kadar sık sık karıştırarak karamelize et. Et suyunu, kekik ve defne yapraklarını karıştır. Isıyı azal ve ara sıra karıştırarak yaklaşık 15-20 dakika pişir. Kekik dallarını ve defne yapraklarını çıkar ve at. Sirke kat, tuz ve karabiber ile tatlandır.
Fırını önceden ısıt. Bir fırın tepsisine baget dilimlerini yerleştir. Fırına yerleştir ve her iki taraf da kızıl kahverengi olana kadar, her tarafta yaklaşık 1-2 dakika kızart. Çorbayı fırına dayanıklı kaselere böl. Çorbanın yüzeyini tamamen örtmek için baget dilimleri ile doldur; peynirler serp. Fırına koy ve peynirler eriyene kadar kızart.
%100 online İngilizce kursu Open English olarak İngilizce yemek tarifleri dışında da sana katkılar sunmaya hazırız. İster sıfırdan İngilizce öğrenmek, istersen de İngilizceni ilerletmek olsun; hangisini istediğin fark etmeksizin kursumuzda hızlı ve kolay bir şekilde İngilizce öğrenebilirsin.
Kursumuzu yakından incelemek ve detayları öğrenmek için yan tarafta yer alan formu doldurabilir, ekip arkadaşlarımızın kısa sürede sana ulaşmasını sağlayabilir ve İngilizce öğrenmeye hemen başlayabilirsin.
İngilizce dil seviyeleri, uluslararası alanda belirli bir standartta kabul edilir ve genellikle farklı sınavlarla ölçülür. Bu seviyeler genellikle Avrupa Dil Portföyü (CEFR) tarafından belirlenen altı temel seviyede incelenir: A1, A2, B1, B2, C1 ve C2. Bu seviyeler, bir kişinin İngilizce dil becerilerini anlamak, ölçmek ve değerlendirmek için kullanılır.
CEFR (Common European Framework of Reference for Languages), Avrupa Konseyi tarafından geliştirilen ve Avrupa’da kullanılan dil öğrenimi ve öğretimi standartlarını belirleyen bir çerçevedir. Bu çerçeve, dil öğrenenlerin dil becerilerini belirlemek, ölçmek ve karşılaştırmak için kullanılır. Hem öğrencilerin hem de eğitmenlerin, hangi seviyede olduklarını anlamalarına yardımcı olur ve eğitim programlarının oluşturulmasında rehberlik eder.

CEFR, altı ana dil seviyesini tanımlar: A1, A2, B1, B2, C1 ve C2. Bu seviyeler, dil becerilerini anlamak ve değerlendirmek için bir ölçüt olarak kullanılır.
CEFR, dört temel dil becerisini kapsar: Dinleme, Konuşma, Okuma ve Yazma. Her dil seviyesi için bu becerilerin nasıl geliştiğini açıklar.
Her dil seviyesi için tanımlayıcı faktörler, o seviyedeki becerileri daha detaylı olarak belirtir. Bu faktörler, belirli bir dil seviyesine ulaşmak için gereken beceri düzeylerini açıklar.
CEFR aynı zamanda bir “dil portföyü” oluşturmanın önemini vurgular. Bu, bir kişinin dil becerilerini, hedeflerini ve başarılarını izlemek ve kaydetmek için bir araçtır.
İngilizce öğrenmek için hemen yan tarafta yer alan formu doldurarak ilk adımı atabilirsin.

A1 seviyesi, temel İngilizce becerilerine sahip olunan seviyedir. Bu seviyedeki bir kişi, günlük hayatta temel ifadelerle iletişim kurabilir ve basit cümleleri anlayabilir. Temel kelime dağarcığı ve genel dil yapısını anlama seviyesi A1 olarak tanımlanır. Birkaç örnekle gösterelim:
Sınavlar:
A2 seviyesindeki bir kişi, daha karmaşık cümleleri anlamaya ve kullanmaya başlar. Basit konularda iletişim kurabilir ve temel seviyede bir konuyu anlayabilir. Hemen örneklerine bakalım:
Sınavlar:
B1 seviyesindeki bir kişi, günlük yaşamda daha karmaşık iletişim durumlarına uyum sağlayabilir. Daha karmaşık metinleri anlayabilir, fikirlerini açıklayabilir ve basit tartışmalara katılabilir. Örnekler gelsin:
Sınavlar:
B2 seviyesi, daha karmaşık dil yapılarını anlamak ve kullanmak için gerekli olan becerileri içerir. Geniş bir kelime dağarcığına sahip olma ve farklı konularda rahatça iletişim kurma yeteneği bu seviyede önem kazanır.
Sınavlar:
C1 seviyesindeki bir kişi, neredeyse her türlü metni anlayabilir, karmaşık cümleler kurabilir ve çeşitli konularda derinlemesine iletişim kurabilir. Dil becerileri oldukça gelişmiştir.
Sınavlar:
C2 seviyesi, neredeyse ana dil düzeyinde İngilizce bilgisine sahip olduğu anlamına gelir. Kişi, her türlü metni anlayabilir, karmaşık düşünceleri ifade edebilir ve akıcı bir şekilde iletişim kurabilir.
Having lived in an English-speaking country, my language skills have reached a native level.
Sınavlar:
Her seviye, belirli bir dil beceri seviyesini temsil eder ve bu seviyelerin çoğu uluslararası dil sınavları aracılığıyla ölçülebilir. Ancak, sınavlar ve değerlendirme süreçleri her bir kurum veya sınav için farklılık gösterebilir. Kendi İngilizce seviyeni belirlemen için bu sınavlardan birine girmeni öneririz. Sınavlara hazırlanma konusunda endişelerin varsa bir kursa dahil olman sana iyi gelecektir. Open English tam da bu tür durumlar için yıllardır hizmet veriyor.

Dil öğrenme sürecinde önemli olan şeylerden biri de sürekli pratik yapmak ve kendini geliştirmek için fırsatları değerlendirmektir. Her seviyede hedefler belirleyerek ve düzenli çalışarak, dil becerilerini istediğin seviyeye taşıyabilirsin. Open English sana düzenli çalışman için ihtiyacın olan her şeyi sağlamaya hazır.
Open English ile 7/24 istediğin yerden istediğin saatte derse bağlanabilirsin. Uzman eğitmenler ve keyifli sohbet odaları ile ihtiyacın olan şekilde kendini geliştirebilirsin.
Uluslararası dil sınavlarından lokal dil sınavlarına ve her türlü dil sınavına Open English ile hazırlanabilirsin. Daha fazla bilgi ve kayıt işlemleri için sayfanın kenarında bulunan formu doldurman yeterli.
İngilizce öğrenmek isteyen herkesin aklında belli başlı değişmeyen sorular vardır. Bunlardan bir tanesi nerden başlamalıyım iken diğeri kiminle başlamalıyım oluyor genelde. Dili öğrenim sürecinde kimi tercih edeceğin konusu öğrenim aşaman açısından oldukça önemli.
Bu yüzden kafanı karıştırmadan hızlı ve pratik bir şekilde öğrenmek istediğin dili kimden ve ne şekilde öğrenebilirim bunu bilmen gerekiyor. Daha yazının bu kısmındayken bile sana önereceğimiz, istediklerini fazlasıyla içeren bir platform var tabii ki: Open English.
İngilizceyi en iyi konuşanlar genelde anadili İngilizce olanlar olur. Çünkü orada doğmuş büyümüşlerdir ve dili öğrenmek için extra herhangi bir çabaları olmaz çünkü dilin içindedirler. Bu yüzden söz konusu İngilizce olduğu zaman anadili İngilizce olan birinden alacağın çok fazla şey olacak.
Bunların neler olduğunu ve daha birçok şeyi bu yazıda senin için açıklayacağız. Ama öncesinde Open English’in anadili İngilizce olan eğitmenlerle sana 7/24 sunacağı fırsatlara bir göz atmanı öneririz.

İngilizce öğrenmek isteyenler için Open English, büyük bir fırsat. Open English, online İngilizce kursu olarak istediğin her an pratik yapmanı sağlıyor. Bu demek oluyor ki sen nerede olursan ol, derslere katılabilirsin. Değişen dünya ve gelişen teknoloji ile birlikte İngilizce öğrenmek artık çok daha kolay.
Open English ile canlı sınıflarda İngilizceni geliştirebilirsin. Ayrıca ana dili İngilizce olan eğitmenlerden ders almak da sana pratik yapman için alan yaratabilir. 7/24 İngilizce ders görebileceğin Open English’te okuma, anlama, konuşma ve yazma becerilerini daha iyi bir noktaya taşıyabilirsin.
Native İngilizcede yerel demek. Yani konuştuğu dilin yerlisi, orada doğup büyümüş ve o kültüre hâkim olan kişi. Non- native ise o dili sonradan öğrenmiş, üniversitelerin İngilizce bölümlerinden veya daha sonra orada yaşayarak edinmiş olan kişi. Dili native kullananlar dile dair çoğu detayı bilirler.
Yani argo terimleri, sokak ağzını, mecazları vs. Tabi native olmak sadece bununla sınırlı değil. Aynı zamanda yaşadığın, büyüdüğün ülkenin tarihini, sosyal, kültürel yapısını bilmeyi de gerektiriyor. O ülkenin ekonomik ve politik arka planına dair de bilgi sahibidirler. Bu sayede native bir öğretmenden öğreneceğiniz ülkenin dilinden coğrafyasına, kültürüne kadar çoğu şey hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
Ama anadili İngilizce olmayanlar, sonradan öğrenenler genelde sokakta kullanılan günlük dile aşina olmazlar. Onlar belli başlı müfredatın ötesine pek geçemezler. Örneğin bir podcast dinlediğinizde ya da dizi izlediğinizde orada geçen günlük konuşma dilini anadili İngilizce olan biri kolaylıkla anlarken non-native bir durup bir düşünmeye, sözlük karıştırmaya falan başlar. Çünkü sonradan öğrendiğin bir dilin tüm ayrıntılarına sahip olmak aslında çok zor bir şey.

Native ve non-native arasındaki farkı deneyimlemek için öncelikle native biriyle konuşmanı öneririz. Bunun için tabii ki başvuracağın ilk adres Open English olmalı. Orada anadili İngilizce olan birçok eğitmenle konuşabilir istediğini sorabilirsin. Bu sayede İngilizceni daha hızlı ve pratik bilgilerle ilerletebilirsin.
İngilizce öğrenme sürecinde native birinden alacağın destek sana dile daha yakın olduğunu hissettiren kuvvetli bir motivasyon sağlayacaktır. Sonuçta İngilizce öğrendiğinde bu dili onlarla ve onlar gibi konuşanlarla konuşacaksın. Bu kişiler tarafından anlaşıldığın da bu işin de üstesinden kolayca gelebildiğin anlamına gelir.
Native öğretmenlerin native olmayanlara göre daha tercih sebebi olmasının bir diğer yanı ise kendini sürekli doğuran bir şey olması. Dilin yapısı itibariyle dinamik, yenilenen, artan eksilen bir yanı vardır. Anadili İngilizce olan biri tüm bu gelişimlerden haberdar olmak zorunda çünkü dilin içinde. Yani onu her gün kullanmak zorunda olduğu için tüm bu dinamizmi de takip eder. Bu yüzden anadili İngilizce olan biri size çok fazla katkıda bulunabilir.
Speaking Clup’larda genelde native olanları tercih ederler. Çünkü onlardan günlük yaşama dair genelde internette ya da İngilizce kitaplarında bulunmayan idiomların ötesinde bir de aksan meselesi vardır.
Aksan dil öğrenim sürecinde olmazsa olmaz bir şey değil tabi ama İngilizceni daha profesyonel hale getirmek istiyorsan biraz gerekli bir şey. Tabii ki farklı farklı aksanlar var, milletlere, ülkelere göre değişiyor bunlar. Hatta Amerika’da eyaletten eyalete bile değiştiği oluyor. Bu kadar aksan çeşidi olmasına rağmen yine de en yaygın olanlardan birini öğrenmekte fayda var. Anadili İngilizce olan biri bunu sana çok kolay verebilir. Onunla konuşurken telaffuzlarına dikkat etmen ve bol bol pratik yapman bu iş için yeterli olacaktır.
Yukarda saydıklarım anadili İngilizce olan birinden alacağın eğitimde sana katacağı artı değerlerle alakalıydı. Ama bazen bunun eksi yanları olabiliyor. Örneğin anadili İngilizce olmayan biri dilin gramerine, teknik detaylarına oldukça hakimdir çünkü dili öğrenirken öncelikle gramerden başlıyoruz genelde.
Öte yandan onlar dil için gerekli akademik dereceye de sahip oldukları için bir dilin iskeletini oluşturabilecek konulara çoğu zaman bir native’den daha fazla bilgili olabiliyorlar. Bu da gramer bilgisini ölçen yabancı dil sınavlarına hazırlık için tercih edeceğiniz hocalar için önemli bir kriter. Onlar sizi bu sınavlara daha iyi hazırlayabilir.
Bir de genellikle özel eğitim kursların da yaygın olan bir şeyden bahsetmekte fayda var. Sırf yabancı ve native diye birinden İngilizce eğitimi almak yukarıda bahsettiğimiz özellikleri kapsamayabilir. Çünkü anadilini konuşan herkes bu konuştuğu dilin tüm yapısına hâkim kişiler değiller sonuçta. Onlardan alacağınız eğitimin çok daha iyisini non-native birinden de alabilirsiniz. Yazmada, konuşmada, gramer bilgisi konusunda yeterli olan öğretmenleri tercih etmelisiniz. Bunları sağlayabilen native öğretmenler size dil öğrenme sürecinde fazlasıyla yardımcı olacaklardır.
İnsanlarla iletişim kurarken evet ya da hayır demek, zannettiğinden daha önemli. Hatta bu kelimeler, iletişimin seyrini tayin ediyor. Genelde evet diyen insanlar, daha uyumlu ve iyimser olarak algılanıyor. İnsanlar, hayır diyenleri ise kapalı ve daha uyumsuz algılama eğiliminde oluyor.
Evet demek, olumlu ve güzel bir şey. Ama elbette kimseden, her şeye evet demesi beklenemez. Her şeye hayır demek ne denli sorunluysa, evet demek de o ölçüde bir sorun teşkil edebilir. Bu konuyla ilgili epey popüler bir komedi filmi dahi var. Eğer Jim Carrey’i seviyorsan, Bay Evet (Yes Man) isimli filme bakabilirsin.
Fırsatlara açık olmak, insanlara evet diyebilmek ve sosyal olmak son derece önemli. Fakat istemediğin şeyler için zorlanmadan hayır diyebilmelisin. Kendi istemediğin bir şeyi, sırf karşındakini kırmamak adına yapmak makul bir davranış değil. Çünkü istemediğin bir şeyi yapmak, seni mutlu etmeyeceği gibi kendinden de uzaklaştırır.
İletişim esnasında karşındaki kişiyle bir diyalog kuruyorsun ve bunu sürdürüyorsun. Diyalog da genelde sorular ve cevaplar üzerine kuruluyor. Bundan dolayı evet ve hayır gibi, bir sorunun yanıtı olabilecek kelimeleri sık kullanıyorsun.
Evet ve hayır, günlük hayatta en çok kullandığın kelimelerin arasında yer alıyor. Hatta bu nedenle yeni bir dil öğreneceğin zaman, ilk önce evet ve hayır kelimelerini öğrenirsin. Bu İngilizce için de geçerli.
Evet demek zaten kolay. O halde karşındakini kırmadan İngilizce hayır deme kalıplarından bahsetmek gerek. Hem bu arada temel seviyede İngilizce biliyorum ama yetmez diyenleri, Open English ile tanıştıralım. Hiç İngilizce bilmiyorsan da İngilizce öğrenmek Open English ile hem eğlenceli hem de kolay!
İngilizce öğrenmek Open English ile oldukça kolay. Open English, online İngilizce kursu olarak sana 7/24 sınırsız pratik yapma imkanı veriyor. Sen nerede olursan ol, oradan derse katılabileceğin bir platforma sahip. Canın ne zaman İngilizce öğrenmek isterse, açıp ders dinleyebilirsin.
Ana dili İngilizce olan eğitmenlerden ders alarak İngilizceni geliştirebilirsin. Ayrıca Open English, 7/24 İngilizce derslere katılabileceğin bir kurs. Üstelik bol bol pratik yapabilme imkanına da sahipsin. Gelişen teknoloji ve Open English’in işbirliği ile İngilizce öğrenmek, artık çok daha kolay!
Open English ile İngilizce öğrenmek istiyorsan, hemen yan taraftaki formu doldurabilirsin. Böylece konu hakkında daha detaylı bilgi edinebilirsin.

Konuştuğun dile hakim olsan da hayır demekte biraz zorlanıyor olabilirsin. Bu durum oldukça normal. Çünkü birçok insan, hayır demekte zorluk çekiyor. Hatta hayır demeyi öğretmek adına düzenlenen seminerler bile var.
Hayır kelimesini nasıl ve ne şekilde söylediğinin bile bir önemi var. O anda jest ve mimiklerin, ses tonun, üslubun karşındaki kişi tarafından değerlendiriliyor. Dolaylı olarak hayır demek için günlük hayatta çok kullanılan deyimler ve şakalardan yararlanabilirsin. Günlük Hayatta Kullanılan İngilizce Deyimler ve Anlamları adlı yazımıza bir göz atabilirsin.
Hayır kelimesini insanlar şahsi anlamaya eğilimli. Oysa ki hayır, teklifin reddedilmesi anlamına geliyor, kişinin değil. Bu durum sende karşındakini kırabileceğin korkusu oluşturuyor olabilir.
Sevgiyi ve onaylanmayı kaybetme korkusu, karşındakini kırabilecek olma gibi nedenlerden dolayı hayır demiyor olabilirsin. Ancak bu, yapmak istemediğin şeyleri yapmana sebebiyet verebilir. Diğer insanların ne düşündüğünü çok önemsemeden kendi istediklerine odaklanmalısın.
Hayır demek, aslında zannedildiği kadar zor bir şey değil. Çünkü aslında karşımızdaki kişiyle bir alakası yok. Aslında tamamen yapılan teklife verilen bir yanıttan ibaret.
Kendi önceliklerini belirlediysen neye hayır diyeceğini de biliyorsun demektir. Üstelik hayır demenin birçok yolu var. Karşındakini kırmadan İngilizce hayır deme kalıplarına bir bakalım.
Tüm dillerde olduğu gibi İngilizcede de hayır demenin birçok yolu var. Direkt olarak hayır yani “No” diyebilirsin. Ama bunu kullanmak istemiyorsan daha kibar ifadeler tercih edebilirsin.
İngilizcede, doğrudan hayır demeden dolaylı olarak teklifi reddettiğini anlatabileceğin kalıp ifadeler var. Karşındakini kırmadan İngilizce hayır demek istediğin zaman bu kalıp cümlelerden faydalanabilirsin.
Bu kalıbı daha çok bir soru yöneltildiğinde cevap verirken kullanabilirsin. Yapmak isteyip de elinde olmayan sebeplerden dolayı yapamadığın durumlar buna uygun olacaktır. Türkçedeki, çok isterdim ama kalıp cümlesine benzer bir anlamı var.
Türkçesi: Tiyatroya gitmek ister misin?
Türkçesi: Çok isterdim ama gelemem.
Karşındakini kırmadan İngilizce hayır deme kalıplarından biri de “i wish i could” kalıbı. Bu cümle kalıbı da “i’d love to” kalıbına benzer bir yapıda. Bu sefer işin içine keşkeler giriyor. Keşke yapabilsem ama yapamam gibi bir anlama tekabül ediyor. Bu nedenle yapmak isteyip de yapamayacağın durumlarda kullanabilirsin.
Türkçesi: Benimle bir şeyler yemek ister misin?
Türkçesi: Keşke yiyebilseydim ama işim bitmedi.
En çok kullanılan karşındakini kırmadan İngilizce hayır deme kalıplarından bir tanesi. Aslında bu kalıp Türkçede de çok kullanılıyor. Korkarım ki yapamam gibi anlamlara gelebilen bir cümle kalıbı. Fazlasıyla kibar olman gereken durumlarda kullanabilirsin.
Türkçesi: Yarın bir toplantı yapmak ister misin?
Türkçesi: Korkarım ki yarın toplantıya katılamayacağım.
Türkçesi: Çok iyiyim.
Türkçesi: Ben tamamım/ iyiyim.
Türkçesi: Ben iyiyim.
Peki, ben iyiyim anlamına gelen bu üç cümlenin konuyla ne alakası var? Hemen o kısma gelelim. Bu cümleler, karşındakini kırmadan İngilizce hayır deme kalıpları içerisinde yer alıyor. Çünkü sorulan bir soruya hayır cevabını vermeden, soruyu reddetme işlevini görüyorlar.
Türkçesi: Biraz daha çay?
Türkçesi: Ben iyiyim. (Bir bakıma, hayır böyle iyi gibi bir anlam katıyor.)

Türkçesi: Kesinlikle olmaz.
Fikrinin değişmeyeceğinden eminsin. O halde bu kalıbı kullanabilirsin. Çünkü anlamında bir kesinlik mevcut. Karşındakini kırmadan İngilizce hayır deme kalıplarından biri olan bu cümle, hayırdan daha fazlası. Olumsuzluk anlamını, kesinlik ile birlikte iletiyor.
“Hell no!” (asla) ve “No way!” (imkanı yok) gibi cümle kalıpları, “Absolutely not!” ile çok benzer anlamlara geliyor. Hepsinde olumsuzluk kadar kesinlik de dikkat çekici. Hayır demen gereken durum, bir kesinlik içeriyorsa bu cümleleri kullanabilirsin.
Türkçesi: Maalesef.
Sorry, üzgünüm gibi anlamlara da geliyor. Fakat kibarca hayır demek istediğin zamanlarda da kullanabilirsin.
Türkçesi: Şimdi olmaz.
Karşındakini kırmadan İngilizce hayır deme kalıplarından biri de bu cümle. Bu kalıp cümlede vurgu, zamana yapılıyor.
Türkçesi: Mümkün değil.
Türkçesi: Olası değil.
Türkçesi: Bu kez değil.
Türkçesi: Sanmıyorum.
Karşındakini kırmadan İngilizce hayır diyebileceğin kalıp cümleler oldukça kolay. İngilizce öğrenmek için Open English’i tercih edebilirsin. Haydi hemen formu doldur ve detaylı bilgi al.