İngilizce yazma becerilerini geliştirmek mi istiyorsun? Anlattıklarını daha detaylı, belki de şiirsel bir hale mi getirmeye çalışıyorsun? Öyleyse yolun mutlaka İngilizce zarflardan geçecek. Çünkü zarflar bazen gözden kaçsa da isimler, sıfatlar, fiiller kadar önemli sözcük türleridir. İngilizce zarfları doğru kullanman yazılarını daha ayrıntılı ve akıcı yapacaktır.
Bu yüzden bu yazımızda İngilizce zarflara değinmek istedik. Her ne kadar belli başlı durumlarda nasıl kullanıldığına aşina olsak da bir çok işlev ve anlamı beraberinde getiren İngilizce zarfları detaylıca incelemek birçok eksiği gidermemizi sağlayacaktır. Özellikle yazma becerilerini geliştirmek istiyorsan İngilizce zarfları sakın gözden kaçırma!
İngilizce zarfların kullanımı ile ilgili yazımıza başlamadan önce, seni bu konuyu ve çok daha fazlasını öğrenebileceğin Open English’e davet etmek istiyoruz. Eğer İngilizceyi tüm detaylarıyla, en doğru şekilde öğrenmek istiyorsan alanında önde gelen online İngilizce kursu Open English’e de bir göz atmalısın. Peki Open English sana neler sunuyor?
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.

Kullanımına geçmeden önce İngilizce zarfların ne demek olduğunu, işlevlerini hatırlayalım. İngilizce zarflara “adverbs” diyoruz. Zarflar için diğer kelimeleri niteleyen, “nasıl, ne kadar, ne zaman” yapıldığını belirten sözcük türü diyebiliriz. Genellikle fiilleri nitelerken görsek de, sıfatları ve diğer zarfları nitelerken de görebiliriz.
Sıfatlar ile zarfları karıştırmak çoğumuzun zaman zaman yaptığı bir hatadır. Bu noktada dikkat etmemiz gereken şey sıfatların isimleri, zarfların ise genellikle fiilleri nitelemesidir. Yani bir isme “nasıl” sorusunu sorduğumuzda bunu karşılayan şey sıfat, fiile “nasıl” sorusunu sorduğumuzda cevaplayan öğe zarf olacaktır.
İngilizce zarfların oluşmasının tek bir yolu yoktur. Birçoğu etimolojik olarak farklı kökenlerden gelebilir. Fakat bunların arasında en dikkat çekenleri “-ly adverbs” dediğimiz, -ly eki ile biten İngilizce zarflardır.
Bu ekle biten zarfların kökü genellikle sıfatlardan oluşur. Örneğin:
Fakat her -ly ile biten kelime zarf değildir. Örneğin -ly ile biten sıfatlar da vardır:
Bu yüzden “tüm İngilizce zarflar -ly ile biter” ya da “-ly ile biten kelimeler her zaman zarftır” diyemeyiz. Ama yine de -ly ile biten bir sözcük gördüğümüzde kökünü inceleyerek bir tahmin yürütebiliriz.
Bazı İngilizce zarflar ise sıfat halleri ile tamamen aynıdır. Kullanım yerine göre işlevi değişebilir.
Bu örneğinimizde “fast” arabayı nitelediği için sıfattır.
Bu örneğimizde ise “sürmek” fiilini nitelediği için zarftır.
Umarız buraya kadar her şey açık ve nettir! İngilizce zarfların kullanımı gibi temel konuları en doğru şekilde öğrenmek çok önemlidir. Bu yüzden bu tür konular hakkında aklında sorula işaretleri varsa Open English’e göz atmanı öneriyoruz!
Open English’e abone olarak ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders alabilir, derslerde öğrendiklerini canlı konuşma gruplarında pratiğe dökebilir ve dev içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilirsin!
İngilizce seviyelere ulaşmak için İngilizce seviyeler konulu yazımıza tıklayabilirsin.

İngilizce zarfları kullanabileceğimiz belli başlı yerler vardır. Bunları iyi bilirsen yazma becerilerini ileri seviyelere taşıyabilirsin. Haydi gel bir göz atalım.
İngilizce zarfların en sık kullanım amacı fiilleri nitelemektir. Fiile “nasıl, ne zaman, ne kadar” sorusunu sorarak bu İngilizce zarflara ulaşabiliriz. Genelde böyle durumlarda zarfı fiilden sonra görürüz.
Zarfların tek görevi fiilleri nitelemek değildir. Bazen sıfatların anlamını pekiştirmek için, sıfattan önce kullanabiliriz.
Zarflar, fiiller ve sıfatları nitelediği gibi diğer zarfları da niteleyebilir. Niteledikleri zarfın derecesini belirleyerek anlama farklı bir boyut katarlar.
Evet, yanlış duymadın! Bir zarf öğelerden ziyade tüm cümleyi de niteleyebilir. Biraz kafa karıştırıcı olabilse de oldukça sık kullanılan bir özelliğidir. Genellikle cümlelerin başında, ardından virgül kullanılarak yer alır.

Bu yazımızda İngilizce zarfların kullanımını konuştuk ve detaylarına yer verdik. İngilizce zarflar her ne kadar temel bir konu da olsa bazen detaylarında kaybolmak mümkün. Bu yüzden İngilizce zarflar gibi konuları mantığını anlayarak, örneklerle pekiştirerek öğrenmek gerekir. Bu yüzden seni Open English’e davet ediyoruz!
Open English’e abone olarak sadece İngilizce yer edatlarının kullanımı gibi ufak detayları değil, İngilizceyi tüm incelikleriyle bir bütün olarak öğrenebilirsin. Open English’e aboneliğin ile edineceğin kendine özel çalışma programınla amaçlarını özelleştirebilir, ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders alabilir ve canlı konuşma gruplarında öğrendiklerini pratiğe dökebilirsin! Eğer blogumuzda gezinmeye devam etmek istersen ilgili bir konu olan Prepositions Konu Anlatımı yazımıza göz atabilirsin.
İngilizce öğrenmek için bu sayfadaki iletişim formunu doldur, seni arayalım.
Günümüzde insanlar sık sık ülkeler arası seyahatler yapmaktadır. Türkiye de yurt dışından gelen pek çok misafiri ağırlayan ülkelerden biri. Bu misafirler Türkiye’de gün içinde birçok restoranda vakit geçiriyor. Peki, bu restoran çalışanları için İngilizce bilmek önemli mi? Restoranlarda kullanılabilecek kalıp cümleler ve restoran çalışanları için İngilizce eğitimi hakkında her şeyi bu yazıda bulabilirsin.
Sayfadaki formu doldurarak restoran çalışanları için online İngilizce kursu hakkında daha fazla bilgi alabilir, bir an önce eğitimlerine başlayabilirsin.
Restoran çalışanları için İngilizce bilmek önemlidir mi? diye düşünüyorsan sana cevabı hemen söyleyelim. Elbette, restoran çalışanları için İngilizce bilmek çok önemli. Çünkü restoranlara birçok yabancı müşteri yemek yemeye ya da bir şeyler içmeye gelir. Bu müşteriler iyi iletişim kurmak, yemek yediği ortamda rahatça anlaşılmak ister. Müşterilerin ana dilini konuşman onlara çok iyi hissettirecektir. Bu yüzden restoranda çalışıyorsan İngilizce bilmen çok önemli.
Restoranlarda müdürlükten garsonluğa kadar birçok iş grubu bulunuyor. Restoran çalışanları için İngilizce bilmenin öneminden bahsettik. Peki, hangi çalışanlar İngilizce bilmeli? Restoran çalışanlarından garson, karşılama hostesi, komi, şef, müdür; İngilizce bilmesi en çok gereken kişiler.
Garsonların, İngilizce bilmesi en fazla gereken çalışanlardan olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü garsonlar her gün birçok insanla konuşur ve müşteriler ile birebir muhatap olur. Garsonlar aslında müşterinin restoran ile iletişimini sağlayan kesimdir.
Karşılama hostesi müşterileri karşılar ve bazen de rezervasyon alır. Masalar dolu ise müşterileri bilgilendirir. Restorana girildiğinde ilk muhatap olunan kişi karşılama hostesi olduğundan burada kurulan iletişim çok önemlidir. Bu sebeple karşılama hosteslerinin iyi derecede İngilizce biliyor olması gerekir.
Diğer restoran çalışanları için İngilizce ne kadar önemliyse komiler için de o kadar önemli. Komi; masaları toplar, içecekleri tazeler ve böylelikle işlerin hızlı ilerlemesine yardımcı olur. Kominin, müşteri ile nasıl konuşacağını bilmesi ve iyi yönlendirmesi gerektiğinden İngilizce bilmesi de şarttır.
Şefler yemeklerle ilgili bilgileri ve aşçılığın kurallarını bilmek zorundadır. Bu durumda bazı İngilizce terimleri bilmesi gerekir. Eğer bir şefsen, bu alana özgü İngilizce kelimeleri öğrendiğinde profesyonel mutfaklarda kendine yer bulabilirsin.
Müşterilerden gelen şikâyetler ve isteklerle restoran müdürleri ilgilenir. Ayrıca işletme hakkında bilgi almak isteyenler de restoran müdürleriyle iletişim kurarlar. Bu sebeplerle restoran çalışanları için İngilizcenin gerekli olması gibi, restoran müdürleri için de İngilizce gereklidir. Eğer bir restoran müdürüysen, hem günlük hem de mesleki İngilizceye hâkim olmalısın. Böylelikle diyaloglarında profesyonelce davranman kolaylaşır.

Restoran Çalışanları için İngilizcenin önemini artık biliyorsun. Şimdi sıra restoran çalışanları için İngilizce öğrenmenin kolay yollarını keşfetmekte.
Restoranlarda kullanılan belli başlı kelime ve cümleleri öğrenmeli, bunların telaffuzuna çalışmalısın. Telaffuzunun iyi olması, sağlıklı iletişim kurmanı sağlayacağı için profesyonel görünümün için çok önemli. Karşındaki kişiyi anlamak için İngilizce listening, karşındaki kişiye kendini ifade edebilmen için İngilizce speaking çalışman gerekiyor. Yeni öğrendiğin kelimeler ile kalıpları sıkça tekrar etmelisin ve bolca pratik yapmalısın.
Hızlıca Open English aboneliğini başlatarak restoran çalışanları için İngilizceyi kolayca öğrenebilirsin. Bu sayfadaki iletişim formunu doldur ve İngilizce öğrenmeye hemen başla.
Yurt dışında çalışmayı planlıyorsan önceki yazımız ilgini çekebilir.
Restoran çalışanları için İngilizcede diğer cümlelerden daha mühim olan cümleler vardır. Bunlara çok sayıda kelime de eşlik eder. Bu bölümde sana, işini çok kolaylaştıracak cümleler ve kelimeler sunacağız.
Restoran çalışanları için İngilizcede bazı belli kalıplar olduğunu söyleyebiliriz. Kalıplaşmış bu cümlelerin en önemlilerini aşağıda sıraladık. Bu cümleler, restoranda yaşayacağın birçok diyalogda başarılı olmanı sağlayacak.
Yukarıda verilen cümleler dışında restoran çalışanları için İngilizcede sık tekrarlanan kelimeler de bulunuyor. Bu kelimeleri öğrenirsen, müşterilerden duyduğunda isteklerini hemen anlarsın. Restoran çalışanları için İngilizce kelimeleri bilmek pratik bir şekilde işini halletmeni sağlayacak. Sana en fazla yardımı dokunacak kelimeleri aşağıda bulabilirsin.
Restoran çalışanları için İngilizce kelime ve cümlelerin daha fazlasını öğrenmek istiyorsan sayfadaki formu doldurman yeterli. Sana hemen dönüş sağlayacağız ve sen de Open English ailesine katılıp öğrenmeye hemen başlayabileceksin.

Restoranda çalışıyorsan müşterilerine karşı kibar olmalısın ve resmi bir dille konuşmalısın. Bilmen gereken kalıp cümleleri ve kelimeleri öğrendin. Daha fazlasını öğrenmek ve düzgün bir telaffuzla İngilizce konuşabilmek için yapman gereken, İngilizceyi Open English ile öğrenmek.
Online İngilizce kursu Open English ile ana dili İngilizce olan uzman eğitmenlerden alacağın eğitim sayesinde sen de ana dilin gibi İngilizce konuşabileceksin. Pratik yapmanın öneminden yukarda bahsetmiştik. Eğitmenlerinin rehberliğinde dünyanın her yerinden ana dili İngilizce olan yabancı öğrencilerle sohbet ederek pratik yapabilirsin.
İngilizcen hangi seviyede olursa olsun Open English’te kısa bir test ile İngilizce seviyeni belirleyip 8 seviyeli CEFR’e (Avrupa Ortak Dil Çerçevesi) temelli eğitimlere kendi seviyenden başlayarak İngilizce öğrenebilirsin. Canlı derslere 7/24 istediğin yer ve zamanda katılabilirsin. Evet, iş yerinde moladayken bile!
Ayrıca binlerce saatlik interaktif ders içeriğine de sahip olacağın için speaking, listening, writing, reading çalışmalarına sınırsız erişim hakkın olacak. Ses tanıma özellikli telaffuz uygulamasıyla Open English online İngilizce kursu sayesinde telaffuzunu ileri seviyelere taşıyabilir, böylelikle profesyonel mutfaklarda kendine yer bulabilirsin.
Open English’te saymakla bitmeyen fırsatlar bulunuyor. Daha fazlasını öğrenmek ve avatantajlı fiyatlardan faydalanmak için sayfadaki formu doldur, sana hemen ulaşalım.
Bazen duygusal sorularla karşılaşmak kaçınılmaz olabilir. Kimi zaman bu sorular, beklenmedik bir anda gelir ve bizi rahatsız edebilir. Özellikle kişisel alanımıza dokunan, derin duygusal sorularla karşılaşmak zorlayıcı olabilir. Peki, böyle durumlarda nasıl tepki verilmeli, ya da bu tür sorulara nasıl kaçınılır?
Özellikle farklı bir dilde kendini ifade etmeye çalışıyorsan daha zor bir süreç olacaktır. Ama endişelenmene gerek yok. Çünkü Open English ile kendini her an olduğun halinle ifade edebilirsin.
Heyecan verici bir maceraya hazır mısın? Open English ile İngilizce öğrenmek artık daha eğlenceli ve ilham verici! Geleneksel dil kurslarından sıkıldın mı? O zaman, özgürlüğünü ve öğrenme deneyiminin kontrolünü alma zamanı geldi. İstediğin zaman, istediğin yerde, kişiselleştirilmiş derslerle kendi hızında öğrenmeye başla.
Gelişmiş teknoloji ve uzman eğitmenler eşliğinde, dil öğrenme deneyimini dönüştürmek senin elinde. İngilizce konuşma pratiği yaparken, gerçek hayat durumlarına odaklanarak öğren. Heyecan verici materyaller, interaktif dersler ve size özel öğrenme planları ile her adımında sana destek oluyoruz.
Open English ile yeni bir dil öğrenirken kültürler ve duygular arası bağlantılar kurup, dünyayı farklı bir bakış açısıyla keşfetmeye başlamalısın. Haydi, yeni bir dünyaya yolculuk başlasın!
Bu blog yazısında duygusal anlarımızda İngilizcede nasıl tepkiler, cevaplar vermemiz gerektiğinden bahsedeceğiz.

Duygusal sorulara karşı sınırlarını belirlemek önemlidir. Bunu yaparken nazikçe ve net bir dille ifade etmek, kendini korumanın ve rahatsızlık hissettiğinde bunu dile getirmenin önemli bir yoludur. Böyle bir durumla karşılaştığında İngilizcede kullanabileceğin bazı ifadeleri örneklendirelim:
“I’m sorry, this topic feels a bit too personal for me to discuss.” (Özür dilerim, bu konu benim için biraz fazla kişisel.)
“I’d prefer not to delve into this right now, can we talk about something else?” (Şu an için bunun üzerine konuşmak istemem, başka bir şey hakkında konuşabilir miyiz?)
“I’m not comfortable going into detail about that issue, let’s focus on a different aspect, if you don’t mind.” (O konuda detaylara girmek istemiyorum, başka bir yönüne odaklanalım, rahatsız etmiyorsa.)
“This topic is a bit sensitive for me; I hope you understand if I’d rather not discuss it.” (Bu konu benim için biraz hassas; umarım anlarsınız, konuşmak istemiyorum.)
“I’m not in the right headspace for this conversation at the moment. Can we revisit this later?” (Şu an için bu konuşma için doğru ruh halinde değilim. Daha sonra tekrar konuşabilir miyiz?)
Karşındaki kişinin niyetlerini anlamak önemlidir. Ancak, kendini rahatsız hissediyorsan, bunu anlayışla ifade edebilirsin. Empatiyle davranırken, kendi duygusal konforunu da göz önünde bulundurmalısın.
“I understand you might have good intentions, but I feel uneasy discussing this particular topic.” (İyi niyetlerin olabileceğini anlıyorum, ama bu özel konu hakkında konuşmak beni rahatsız ediyor.)
“I appreciate your concern, but I’m not comfortable delving into this matter right now.” (Endişelerin için teşekkür ederim, ama şu an bu konuya girmek istemiyorum.)
“I respect your interest, but discussing this subject isn’t sitting well with me currently.” (İlgini anlıyorum, ama şu anda bu konuyu konuşmak benim için uygun değil.)
“While I appreciate your willingness to talk, this topic is causing discomfort for me at the moment.”(Konuşma isteğini anlıyorum, ama bu konu şu anda benim için rahatsızlık yaratıyor.)
“I understand you’re trying to connect, but I’m not feeling ready to discuss this particular issue.” (Bağlantı kurmaya çalıştığını anlıyorum, ama bu belirli konuyu konuşmaya hazır hissetmiyorum.)
İngilizce çalışmak istersen hemen yan tarafta yer alan formu doldurabilirsin.

Eğer duygusal bir konudan kaçınmak istiyorsan nazikçe konuyu değiştirmek iyi bir strateji olabilir. Farklı bir konuya geçmek, konuşmanın tonunu değiştirerek rahatlamana yardımcı olabilir.
“I understand this topic is important, but can we shift our focus for a moment to something lighter?” (Bu konunun önemli olduğunu biliyorum, ama bir süre daha hafif bir konuya odaklanabilir miyiz?)
“I appreciate your interest in this, but I feel like discussing something different right now. Can we talk about [insert different topic]?” (Bu konuya ilgin için teşekkür ederim, ama şu an farklı bir şey konuşmak istiyorum. [Farklı bir konu adı] hakkında konuşabilir miyiz?)
“I understand the importance of this matter, but I’d like to lighten the mood a bit. How about we talk about something else?” (Bu konunun önemini anlıyorum, ama biraz hafifleyelim mi? Başka bir şey hakkında konuşalım mı?)
“I’m feeling a bit overwhelmed discussing this right now. Could we perhaps change gears and discuss a different aspect?” (Şuan bu konuyu konuşmak beni biraz bunaltıyor. Belki başka bir yönüne odaklanabilir miyiz?)
“I value our conversation, but I think I’d prefer shifting our attention to a different topic for the moment.” (Konuşmamızı değerli buluyorum, ama şu an dikkatimizi başka bir konuya çevirmeyi tercih ederim.)
Duygusal bir soruyla karşılaştığında, kısa ve nötr cevaplar vermek konuşmayı sadeleştirebilir. Detaylara girmeden, basit cevaplarla konuyu derinleştirmekten kaçınabilirsin.
“I’d prefer not to discuss that right now.” (Şu an o konuyu konuşmak istemem.)
“I’m not comfortable sharing those details.” (O detayları paylaşmak istemiyorum.)
“I’d rather not get into that at the moment.” (Şu an için ona girmek istemiyorum.)
“I’m not in the right headspace to discuss this deeply.” (Şu an bu konuyu derinlemesine tartışacak durumda değilim.)
“I prefer keeping that to myself for now” (Şu an için bunu kendime saklamayı tercih ediyorum.)

Eğer duygusal bir konuşma istemiyorsan, dürüst ve nazik bir şekilde bunu ifade etmeye çalış. Ancak bunu yaparken karşı tarafı incitmeyecek şekilde iletişim kurmaya özen göstermelisin.
“I appreciate your concern, but I’d rather not delve into this emotional topic right now.” (Endişelerin için teşekkür ederim, ama şu an bu duygusal konuyu detaylandırmak istemiyorum.)
“I hope you understand, I’m not feeling ready for this deep conversation. Can we revisit this at another time?” (Umarım anlarsın, bu derin bir konuşma için hazır hissetmiyorum. Bu konuyu başka bir zamanda ele alabilir miyiz?)
“I value our relationship, but I’m not comfortable discussing such emotional matters currently.” (İlişkimizi önemsiyorum, ama şu anda böyle duygusal konuları konuşmak istemiyorum.)
“I want to be honest with you; however, this conversation feels a bit overwhelming for me.” (Seninle dürüst olmak istiyorum; fakat bu konuşma benim için biraz baskı oluşturuyor gibi hissediyorum.)
“I value your understanding; I’m just not emotionally prepared for this discussion at the moment.” (Anlayışını takdir ediyorum; sadece şu an için duygusal olarak bu konuşmaya hazır değilim.)
İngilizce seviyeler hakkında detaylı bilgi ister misin? Detaylar için İngilizce seviyeler sayfamızı ziyaret edebilirsin.
Bugün sizlere İngilizce öğrenen çoğu kişinin ilk öğrendiği zamanlardan olan Present Continuous Tense, yani şimdiki zamandan bahsedeceğiz. Kuralları ve anlamı basit bir zaman olsa da ince detaylarını gözden kaçırmak mümkün. Fakat bu yazımızda açık bir dille ve örneklerle Present Continuous Tense’e hakim olduğuna emin olacağız!
Başlamadan önce seni Open English’e davet ediyoruz. Dünyada önde gelen İngilizce öğrenim platformu olan Open English ile anadili İngilizce olan eğitmenlerle 7/24 canlı dersler, konuşma grupları ve sınırsız içerik erişimi fırsatlarına sahip olabilir ve İngilizceyi çabucak, kendi programına uygun bir şekilde öğrenebilirsin!
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.
İngilizce zamanlar konusuna detaylıca bakmak istersen ilgili yazımıza mutlaka göz at.
Türkçede “şimdiki zaman” olarak kullandığımız Present Continuous Tense şu anda yaşanan, devam eden ya da deneyimlediğimiz olaylardan bahseder. İsmindeki “present” şimdiki zaman olduğunu, “continuous” ise devam ettiğini belirtir. Bunu aklında tutsan iyi edersin, çünkü daha sonra farklı “continuous” yapılar gördüğünde ortak noktalarını yakalaman kolaylaşacaktır.
Present Continuous Tense, şimdiki zaman anlamı dışında gelecek zaman anlamıyla da karşımıza çıkabilir ve bazı fiillerde ufak istisnaları vardır. Gözün korkmasın, bunların hepsinden bahsedeceğiz! Önce cümleleri nasıl kurduğumuzu öğrenelim.

Present Continuous Tense’de cümle kurmak çok basit temellere dayanır. Diğer continuous yapıları biliyorsan, fiilimizi “-ing” ekiyle kullandığımızı da hatırlarsın. Burada da aynı mantıkla devam ediyoruz. Öznemizi ekledikten sonra, “to be” fiilinin özneye göre çekimlerinden uygun olanı kullanıp arkasından fiilimizi “-ing” eki ile kullanırız.
| Özne | To Be yardımcı fiili | Fiil |
| I | am | fiil + ing |
| you, we, they | are | |
| he, she, it | is |
Örnek:
Eğer Present Continuous Tense’de olumlu cümleleri kavradıysan şimdiki zaman İngilizce konu anlatımımızın bu kısmı çok kolay gelecek. Çünkü Present Continuous Tense olumsuz cümleyi kurmak için tek yapmamız gereken yardımcı fiilimize “not” eklemek!
| Özne | To Be yardımcı fiili | Fiil |
| I | am not | fiil + ing |
| you, we, they | are not / aren’t | |
| he, she, it | is not/ isn’t |
Dikkat! “Am not” kısalmaz fakat “I’m not” olarak I ve am’i kısaltabiliriz
Örnek:
Present Continuous Tense tam aklında oturmadı mı? Endişelenme! Open English sana aboneliğinle birlikte anadili İngilizce olan öğretmenlerle 7/24 canlı ders fırsatı, konuşma gruplarında pratik yapma imkanı ve tüm içeriklerimize sınırsız erişim veriyor!
Online İngilizce kursu Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.
Diğer zamanlarda olduğu gibi Present Continuous Tense’de soru cümlesi yapmak için yardımcı fiillerimizi başa getirmemiz gerekir. Bu tarz sorulara Yes/No Question denir ve kısa ya da uzun cevap verilebilir. Yes/No Questionların başına soru kelimesi eklersek Wh- Question elde edebiliriz.
| To Be yardımcı fiili | Özne | Fiil |
| Am | I | fiil + ing |
| Are | you, we, they | |
| Is | he, she, it |
Örnek:
Gördüğün gibi Present Continuous Tense’de kısa cevaplı, uzun cevaplı ve Wh- Question soruları bu şekilde oluşturulabilir ve cevaplanabilir!
Present simple tense konusuna da çalışmak istersen, ilgili yazımız sana yardımcı olacak.

Türkçede her nasıl “Yarın Ankara’ya gidiyorum.” gibi cümleleri şimdiki zamanda kurup gelecek anlamı verebiliyorsak şimdiki zaman İngilizcede de kullanabiliriz. Yapı olarak tek farkı gelecekte olan bir zaman ibaresini eklemek olsa da anlam olarak biriyle planlanmış, organize edilmiş bir olaydan bahsederken kullanmamız gerekli.
Örnek:
Dikkat! Buradaki yapı ilk bakışta gelecek zamanda kullandığımız “going to” gibi dursa da değil. Dikkatli bakarsan “going” burada fiil…
Bu başlıkta Present Continuous Tense’de dikkat etmemiz gereken birkaç detaydan kısaca bahsedeceğiz.
Örnek:
He is begging me to stay.
(Kalmam için yalvarıyor.)
“Beg” yani yalvarmak fiilinin son iki harfi sesli ve sessiz olduğu için son harfimiz olan “g” tekrar etti.
Örnek:
She is typing her password.
(Şifresini yazıyor.)
“Type” yani yazmak fiili “-e” ile bittiği için “-e”yi düşürdük.
Örnek:
“I’m smelling the burnt bread.” yerine “I smell burnt bread.” demek daha doğru olacaktır.
Bir yazımızın daha sonuna geldik. Umarız konuyu güzelce kavramışsındır. Aklına yatmadıysa üzülme, Open English bu gibi durumlar için yanında! Önde gelen İngilzce öğrenim platformu olan Open English anadili İngilizce olan deneyimli eğitmen kadrosu, 7/24 yapabileceğin canlı dersleri, çevrimiçi konuşma grupları ve sınırsız içerik erişimi ile 1.5 milyon kişinin tercihi. Seni de bu büyük ailede görmeyi çok isteriz!
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.
İngilizce öğrenme süreci, her birey için farklılık gösterir ve zaman zaman ilerleme hissetmekte zorlanmak oldukça normaldir. Bu durum, birçok dil öğrencisinin yaşadığı ortak bir deneyimdir. İlerleme konusundaki bu zorluklarla karşılaştığında, motivasyonunu yeniden kazanmak ve gelişimini desteklemek adına birkaç stratejiyi düşünebilirsin. Öncelikle, neden İngilizce öğrenmeye başladığını hatırlamak önemli. Bu amacını gözden geçirerek ve odaklanarak motivasyonunu canlı tutabilirsin.
Öğrenme tarzını anlamak da önemli; farklı kaynaklar ve materyaller deneyerek veya öğrenme yöntemlerini değiştirerek yeni bir yaklaşım bulabilirsin. Düzenli pratik yapmak ve farklı dil etkileşimlerine katılmak da ilerlemeni destekleyebilir. Kendine karşı sabırlı olmak ve küçük adımlarla ilerlemenin değerini bilmek, motivasyonunu artırabilir. Son olarak, diğer dil öğrencileriyle tecrübelerini paylaşmak ve destek almak, süreci daha keyifli hale getirebilir.
Birazdan tüm bu anlattıklarımızı detaylandıracağız. Yazdıklarımızı okuduktan sonra bir dil kursuna ihtiyacın olduğunu düşünürsen Open English senin için burada.
Open English, çevrimiçi bir dil öğrenme platformu olarak, kullanıcılara İngilizcelerini geliştirmeleri için çeşitli olanaklar sunar. Bu platform, katılımcıların İngilizce öğrenme süreçlerini desteklemek ve dil becerilerini geliştirmek için çeşitli öğretim materyalleri ve yöntemleri kullanır. Ne çeşit materyaller diye soracak olursan kısaca açıklayalım hemen:
Bunlar ve daha fazla imkanla dil öğrenme sürecini en kolay ve eğlenceli şekle çevirmek senin elinde. Seni de aramızda görmekten mutluluk duyarız.
Şimdi dönelim yazımıza. İngilizcenin ilerlemediğini düşündüğün zamanlarda kendine hatırlatman gereken bazı şeyler var. Hadi gel beraber bakalım, neymiş onlar:

Elbette, İngilizce öğrenme amaçlarının derinlemesine anlaşılması, öğrenme sürecindeki motivasyonun sürdürülmesi açısından son derece önemlidir. İngilizce öğrenme amaçları kişisel, mesleki veya kültürel olabilir ve bu amaçlar genellikle bireyin hayatındaki değişiklikleri, hedeflerini veya iletişim ihtiyaçlarını yansıtır.
Örneğin, biri İngilizce öğrenmeye başlama sebebi olarak seyahat etmek istiyor olabilir. Yabancı bir ülkeye seyahat etmek, yerel halkla etkileşimde bulunmak ve farklı kültürleri keşfetmek için İngilizce öğrenme motivasyonunu besleyebilir. Bu durumda, İngilizce öğrenmenin, seyahat deneyimini daha zengin ve etkileşimli hale getireceği beklentisi olabilir.
Bir başkası ise kariyer gelişimi veya iş olanakları açısından İngilizce öğrenmeye başlamış olabilir. Küreselleşen dünyada, birçok işletme ve sektör uluslararası düzeyde İngilizce dilini kullanmaktadır. Dolayısıyla, iş hayatında ilerlemek veya uluslararası bir kariyer yapmak için İngilizce öğrenme gerekliliği ortaya çıkabilir.
İngilizce öğrenme amaçları, bireyin kişisel hedeflerine, yaşam tarzına ve hayatın hangi alanında dilin önemli bir rol oynadığına bağlı olarak oldukça çeşitlilik gösterebilir. Bu amaçların belirlenmesi, dil öğrenme sürecine odaklanmanı sağlar ve motivasyonunun sürekliliğini destekler. Bu nedenle, İngilizce öğrenme amaçlarının özelleştirilmesi ve net bir şekilde belirlenmesi, başarılı bir şekilde ilerlemene yardımcı olabilir.
İngilizce öğrenirken hangi yöntemlerin veya materyallerin sana daha fazla yardımcı olduğunu belirlemek, daha etkili bir öğrenme deneyimi yaşamanı sağlayabilir.
Birçok kişi farklı öğrenme tarzlarına sahiptir: görsel, işitsel veya kinestetik gibi. Örneğin, görsel öğrenenler, resimler, grafikler, veya renkli materyaller aracılığıyla daha iyi öğrenebilirken, işitsel öğrenenler sesli kaynaklar veya dinleme pratiği yaparak daha verimli olabilirler. Ayrıca, kinestetik öğrenenler daha fazla pratik yaparak, öğrenmeyi deneyimleyerek daha iyi öğrenebilirler.
İngilizce öğrenme sürecinde sana yardımcı olan belirli yöntemleri veya materyalleri tanımlamak önemlidir. Belki belirli bir dil öğrenme uygulaması, interaktif dersler, dil değiştirme programları veya kendini dilin içinde bulabileceğin farklı etkileşimli platformlar senin için daha etkili olabilir.

Tek bir kaynaktan öğrenme, ilerleme kaydetmekte zorlanmana neden olabilir. Farklı kitaplar, uygulamalar, videolar veya podcast’ler gibi çeşitli kaynakları denemek dil becerilerini geliştirmene yardımcı olabilir. Yeni kaynaklar keşfetmek, öğrenme sürecini canlandırabilir.
Düzenli olarak İngilizce konuşma, yazma, okuma ve dinleme pratiği yapmak, dil becerilerini geliştirmenin temel bir unsuru olarak öne çıkar. Bir dil değiştirme partneri bulmak veya çevrimiçi etkileşimlerde bulunmak gibi yöntemlerle pratik yapmak, dilin doğal kullanımını anlama ve ifade etme becerilerini güçlendirir. Ayrıca, İngilizce materyallere maruz kalmak, kelime dağarcığını genişletirken dilbilgisi yapısını ve farklı ifade biçimlerini öğrenme konusunda yardımcı olur. Bu pratikler, günlük hayatın bir parçası haline gelerek dil becerilerinin sürekli olarak gelişmesine katkı sağlar.
Yeni bir dil öğrenmek zaman alabilir ve bazen hızlı bir ilerleme beklemek hüsran yaratabilir. Kendine karşı sabırlı ol ve küçük adımlarla ilerlediğini hatırla. Her yeni kelime veya dil yapılarındaki ufak gelişmeler bile büyük bir ilerlemenin parçası.
Motivasyonunu artırmak için İngilizce konuşulan ülkelerin kültürleriyle ilgili içerikleri keşfedip, ilgini çeken konular hakkında İngilizce kaynaklar bulabilirsin. Veya hedeflerini yeniden gözden geçirmekte işe yarayabilir. Yeniden motive olmak için kendine yeni bir hedef koymak çoğu zaman işe yarar.
İngilizce öğrenme yolculuğunda, zaman zaman ilerlemeni zor bulabilirsin. Ancak, sürekli olarak çaba göstererek ve farklı yaklaşımları deneyerek, İngilizceni geliştirmenin yollarını bulabilirsin. Kendine zaman tanı ve süreç boyunca keyif al.
Online İngilizce kursumuz hakkında bilgi almak için hemen yan taraftaki formu doldurabilirsin.
Bilgi, ana dili İngilizce olan ülkelerde üretilir ve bu ülkelerden tüm dünyaya yayılır. Küreselleşen dünyada bir şirketin İngilizceyi kullanmadan ayakta kalması neredeyse imkansızdır.
Büyükten küçüğe birçok uluslararası şirket, ofis dili olarak İngilizceyi kullanır. Yerli ve yabancı şirketler, işe alımlarda İngilizce bilen adaylara öncelik tanır, çalışanlarının İngilizce dil becerilerini geliştirmelerini talep eder.
İngilizceyi etkili kullanmak, rekabetçi iş koşulları düşünüldüğünde artık bir lüksten çok ihtiyaçtır. İşe yarar iş İngilizcesi kalıplarını bilmek seni bu yarışta öne geçirecektir.
Daha iyi şirketlerde çalışmak veya çalıştığın işte kariyer basamaklarını hızlıca tırmanmak istersen çok sık kullanılan bazı kalıpları bilmen gerekir.
Open English’te hızlandırılmış mesleki ders içerikleri olduğununu biliyor muydun? Ayrıca her hafta mesleki İngilizceye yoğunlaşmış canlı dersler düzenliyoruz. Ana dili İngilizce olan TEFL/TESOL sertifikalı eğitmenlerle 7/24 online dersler ve konuşma sınıflarından yararlanmaya bugün başlayabilirsin.
Bu sayfadaki iletişim formunu doldur, müşteri temsilcilerimiz detaylı bilgi vermek adına seni kısa sürede arayacaktır.
Şimdi hangi durumlarda ne tür kalıplar kullanman gerektiğine hep birlikte bir göz atalım.

İngilizce yazışmalarda karşı tarafa hitap ederken yazışmanın açılış kısmında şu kalıbı kullanabilirsin:
Yazıştığın kişinin ismini ve cinsiyetini bilmiyorsan e-postana “Dear Sir/Madam” diyerek başlaman daha uygun olur. Eğer biliyorsan, “dear” kelimesinden sonra yazıştığın kişinin ismini yazmalısın.
Örnek:
İngilizce yazışmalarda bir konu hakkında karşı tarafı bilgilendirmek istediğinde cümleye şu kalıpla başlamalısın:
Örnek:
Karşı taraftan bir konu hakkında bilgi almak istediğinde şu kalıbı kullanmalısın:
Örnek:
Yazışmalarına hızlıca cevap almak istediğinde, karşı taraftan sana gelecek bilgiye acil ihtiyaç duyduğunda veya bir zaman kısıtlaman varsa şu kalıpları kullanmalısın:
“As soon as possible”, “mümkün olduğu kadar kısa sürede” anlamına gelir ve genellikle “asap” diye kısaltılır. “By the end of” kalıbı “belli bir tarihin sonuna kadar” anlamı taşır. “No later than” kalıbı ise “istenen süreden daha geç olmamak koşuluyla en geç” manasına gelir.
Örnek:
İngilizce yazışmalarda karşı taraftan e-postana cevap almak istediğinde e-postayı bitirmeden önce şu kalıbı kullanmalısın:
Alternatif olarak şunu da kullanabilirsin:
Yazışmanı bitirmeden önce her zaman karşı tarafa teşekkür etmelisin.
Şu ifadeleri kullandıktan sonra ismini ve çalıştığın şirketteki görevini belirtmelisin:

Birçok şirkette telefon ettiğin kişiye doğrudan ulaşman mümkün değildir ve aramana cevap verecek kişi büyük bir ihtimalle şirket sekreteri olacaktır. Dolayısıyla şu kalıp da telefon görüşmelerinde sıkça karşılaşacağın kalıplardandır.
Örnek:
Yurt dışı telefon aramalarında veya video görüşmelerinde bağlantı problemleriyle sık sık karşılaşılaşman ve iletişim kurduğun kişinin telaffuzunu anlamakta güçlük çekmen mümkün. Şu kalıpla karşı tarafı daha rahat anlayabilirsin.
Görüşmende anlatılan konuyu yeterince anlayamadıysan, karşı taraftan yardım istemekten çekinmemelisin. Şu kalıpla, karşı taraftan görüştüğün konu hakkında daha fazla bilgi edinebilirsin:
İş ortamında yapacağın sunumlara kendini tanıtarak başlamalı ve toplantıya katılanlara hangi konu hakkında konuşacağına dair bilgi vermelisin. Şu kalıp, sunum yapan kişiler tarafından sıklıkla tercih edilir:
Örnek:
Genellikle telekonferanslarda veya toplantılarda kullanılan şu kalıp, görüşmeyi yöneten kişi tarafından tüm katılımcıların konuşulan konu hakkında aynı fikirde olup olmadığını kontrol etmek için kullanılır:
Toplantılarda konuşan kişinin sözünü kesmen gerekirse şu kalıbı kullanmalısın:
Toplantıyı yöneten kişi, konu hakkında konuşan kişiye şöyle der:
Konuşulan bir konu hakkında karşı tarafla aynı fikirde olmadığında ve şirketinin konuya ilişkin yaklaşımını anlatmak istediğinde şu kalıplardan yararlanabilirsin:
Toplantı talep etmen gerektiği durumlarda şu kalıba başvurabilirsin.

Müzakere ettiğin konuda istediğini elde etme ihtimalin olduğu gibi, beklemediğin durumlarla da karşılaşabilirsin. Müzakerelerde şirketinin çıkarlarını koruyamayacağın durumlar söz konusu olabilir. “Bottom line” terimini bu gibi durumlarda kullanabilirsin.
Örnek:
Müzakerelerde, karşı tarafla görüştüğün konuda asla kabul edemeyeceğin koşullarla iş yapman beklenebilir. “Deal breaker” bu gibi durumlarda kullanılan bir terimdir.
Örnek:
Müzakerelerde üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiğinde şu kalıbı kullanabilirsin:
Örnek:
İş hayatınızda kullanman gereken ve sıklıkla karşılaşacağın en önemli kalıpları görmüş oldun. Pratik yaparak bu kalıpları daha etkin kullanmak, şüphesiz İngilizce iletişim kabiliyetinin gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır.
İş İngilizcesiyle alakalı detaylara ulaşmak için mesleki İngilizce sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Dil becerilerini geliştirmek ve daha fazla bilgi almak için Open English’in yetkinliğinden faydalanabilir, yan tarafta yer alan formu doldurarak size ulaşmamızı sağlayabilirsin.
Ekip arkadaşlarımız kısa süre içerisinde seni arayacak ve merak ettiğin her soruya cevap vererek İngilizce öğrenmede ilk adımı atmana yardımcı olacaklar.
Toplantılarımız zaman zaman beklenmedik durumlarla karşılaşabilir ve bu durumlar planlarımızı altüst edebilir. Ancak, esneklik ve iletişimde kullanabileceğin bazı İngilizce ifadeler, toplantıları yeniden planlarken yardımcı olabilir.
Bu blog yazısında böyle durumlarda kullanabileceğin bazı ifadeler ve onları nasıl samimi bir şekilde kullanabileceğin hakkında örnekler vereceğiz. Ama öncesinde bu ifadeleri kolay ve eğlenceli şekilde öğrenebileceğin bir platformdan bahsedelim: Open English.
Hayatın tempolu ritminde, dil öğrenme yolculuğu bazen zorlayıcı olabilir. İşte tam da burada Open English’e çok iş düşüyor! Geleneksel dil kurslarının sıkıcılığından bıktıysan arkana yaslan ve yalnızca ekranını aç. Open English ile İngilizce öğrenmek, özgürlük demek. İster evde ister seyahatte, istediğin zaman, istediğin yerde Open English ile dil becerilerini geliştirebilirsin.
Uzman eğitmenler ve yenilikçi teknolojiyle dil öğrenme deneyimini kişiselleştirmek senin elinde. İhtiyacına göre şekillenen derslerle gerçek hayattaki konuşmaları öğrenirken, sınırsız kaynaklara erişim sağlayabilirsin. Esnek ders saatleri ve interaktif materyallerle, dil öğrenmek artık eğlenceli!
Open English ile dil sınırlarınızı kaldırıp kültürler arası bağlantılar kurarak, yeni bir dilde kendini ifade etmenin özgüvenini keşfedebilirsin. Toplantıda, okulda yaşamın her anında kendini olduğun gibi ifade edebiliyor olmanın tadını çıkar. Her adımda sana destek olacak bir dil deneyimi için Open English yanında! Daha fazla bilgi ve kayıt işlemleri için sayfanın kenarında bulunan formu doldurman yeterli.

Toplantıları ertelemek veya daha sonraki bir tarihe taşımak için kullanılabilecek bazı İngilizce ifadeler ve bunların çeşitli durumlarda kullanılabilecek farklı örnekleri:
“I’m terribly sorry, but I’m going to have to reschedule our meeting for tomorrow. (Çok özür dilerim, ancak toplantımızı yarına ertelemek zorundayım.)
“Apologies for the short notice, but I’ve encountered an urgent matter that requires my immediate attention. Can we postpone our meeting to tomorrow?” (Kısa süreli bir bildirim için özür dilerim, ancak acil bir konuyla karşılaştım ve hemen ilgilenmem gerekiyor. Toplantımızı yarına erteleyebilir miyiz?)
“Due to unforeseen circumstances, I’m afraid I won’t be available for our scheduled meeting today. Would it be possible to move it to tomorrow?” (Beklenmeyen durumlar nedeniyle, maalesef bugün planlanmış toplantı için uygun olmayacağım. Yarına ertelemek mümkün olur mu?)
“Due to unforeseen circumstances, I’d like to move our meeting to a later time if possible.”(Beklenmeyen durumlar nedeniyle, mümkünse toplantımızı daha sonraya taşımak istiyorum.)
“Given the unexpected change in my schedule, I’d prefer to reschedule our meeting to a later time today. Is there a time slot available in the afternoon?” (Beklenmedik bir değişiklikten dolayı, bugün toplantımızı biraz daha sonraya ertelemeyi tercih ederim. Öğleden sonra uygun bir zaman dilimi var mı?)
“Unfortunately, due to last-minute complications, I need to move our meeting to a later hour. Would shifting it to the afternoon work for you?” (Ne yazık ki, son dakika karışıklıkları nedeniyle, toplantımızı daha sonraki bir saatte yapmak zorundayım. Öğleden sonraya kaydırmak size uygun olur mu?)
İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmek istersen, hemen yan tarafta yer alan formu doldur!

“Apologies for the inconvenience; let’s find a new time slot that works for everyone.” (Bu rahatsızlık için özür dilerim; herkesin uygun olduğu yeni bir zaman dilimi bulalım.)
“I apologize for any disruption caused; shall we try to locate a different time that accommodates everyone’s availability?” (Oluşabilecek herhangi bir aksilik için özür dilerim; herkesin uygun olacağı farklı bir zamanı bulmaya çalışalım mı?)
“Sorry for any inconvenience caused; could we reschedule to a time that suits everyone’s schedules?” (Oluşabilecek rahatsızlık için özür dilerim; herkesin programına uygun bir zamana erteleyebilir miyiz?)
“I’m really sorry about this sudden change; could we reschedule for later in the day?” (Bu ani değişiklik için gerçekten özür dilerim; günün ilerleyen saatlerine ertelesek olur mu?)
“I genuinely apologize for this abrupt alteration; would it be possible to push it to a later time during the day?” (Bu ani değişiklik için gerçekten özür dilerim; gün içinde daha sonraki bir saatine erteleyebilir miyiz?)
“I’m truly sorry for this unexpected modification; is it feasible to reschedule for a later time later today?” (Bu beklenmedik değişiklik için gerçekten özür dilerim; bugünün ilerleyen saatlerine ertelemek mümkün mü?)

“I completely understand if this doesn’t work for everyone, we can consider other available times.” (Eğer herkes için uygun değilse tamamen anlarım, diğer uygun zamanları da değerlendirebiliriz.)
“I understand if this timing isn’t convenient for everyone; let’s explore other possible time slots that suit everyone.” (Eğer bu zamanlama herkes için uygun değilse anlıyorum; herkesin uygun olabileceği diğer zaman dilimlerini araştıralım.)
“If this timing doesn’t fit everyone’s schedule, I completely get it; shall we look into other available time options?” (Eğer bu zamanlama herkesin programına uymuyorsa, tamamen anlıyorum; diğer uygun zaman seçeneklerine bir bakalım mı?)
“Let’s be flexible with our schedules; perhaps a brief meeting tomorrow morning would suit us better?” (Zamanlarımızda esnek olalım; belki yarın sabah kısa bir toplantı daha uygun olur?)
“Let’s keep our schedules open; maybe a short morning meeting tomorrow would be more suitable for all?” (Zamanlarımızı esnek tutalım; belki yarın sabah kısa bir toplantı herkes için daha uygun olabilir mi?)
Verimli bir şekilde İngilizce çalışmak istersen hemen yan tarafta yer alan formu doldur ve bu konuda ilk adımı at!
Gelecek zaman İngilizcedeki basit sayılabilecek konulardan olsa da alt başlıkları arasındaki anlamsal farklılıklar sebebiyle kafa karıştırabilmektedir. Özellikle planlarımızdan, geleceğe yönelik tahminlerimizden ve hayallerimizden bahsederken kullandığımız gelecek zaman, İngilizcenin olmazsa olmaz konularındandır.
Başlamadan önce seni Open English’e davet etmek istiyoruz. Sadece gelecek zaman konusu için değil, aklında gelebilecek İngilizce ile alakalı merak ettiğin her şey ve ihtiyaçların için Open English yanında! Aboneliğinin başlangıcıyla birlikte anadili İngilizce olan eğitmenler eşliğinde 7/24 dersler, konuşma gruplarında pratik yapma, tüm içeriklerimize sınırsız erişebilme gibi bir çok fırsat için seni önde gelen İngilizce eğitim platformu olan Open English’e bekliyoruz!
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.
Future Tense yani gelecek zaman, İngilizcede sıklıkla plan yaparken ya da geleceğe yönelik tahminlerimizden bahsederken kullanılır. Adı üstünde bir konu olduğu için tanımında kafanın karışacağını sanmıyoruz. Fakat alt başlıklara geldikçe anlam farklılıklarında biraz zorlanman mümkün. Ama korkma, İngilizce gelecek zaman örneklerimizle konuyu anladığına emin olacağız!
Will ve Going To farkı İngilizceyi yeni öğrenen kişilerin kavramakta zorlandığı noktalardan birisidir. Aslında temel farkları olsa da günlük kullanımda hangisini kullanmamız gerektiği konusunda tereddüte düşebiliriz. Temel farklarını şöyle inceleyebiliriz:
Örnek:
A: Are you hungry? Do you want to eat? (Aç mısın? Yemek yemek ister misin?)
B: No, I will not eat. I’m not hungry. (Hayır, yemeyeceğim. Aç değilim.)
Bu örneğimizde A kişisi soru sorduğu ve B kişisi anlık olarak cevap verdiği için Will kullanmış olduk.
A: Why are you eating less than usual? (Neden normalden az yiyorsun?)
B: I’m on a diet. I’m not going to eat much this week. (Diyetteyim. Bu hafta fazla yemeyeceğim.)
Bu örneğimizde ise B kişisi diyette olduğu için az yemeyi planladığını anlayabiliyoruz. Bu yüzden Going To kullandık.
Örnek:
I hope he will be the champion.
(Umarım o şampiyon olur.)
You’re standing too close to the edge of the cliff. You’re going to fall!
(Uçurumun kenarına çok yakın duruyorsun. Düşeceksin!)
İlk örneğimizde cümledeki kişinin geleceğe dair bir söylemi var fakat bahsettiği kişinin şampiyon olacağına dair bir kanıtı yok, yalnızca umut ediyor. Fakat ikinci örnekteki kişinin bir kanıtı var (uçuruma yakın durmak), bu ise dayanaklı bir tahmin olduğunu söylemek için yeterli. İlla %100 gerçekleşeceğine dair bir kanıt olmasına gerek yok. Bir sebep belirtsin yeter.

Bahsettiğimiz gibi İngilizce gelecek zaman yapıları arasında yer alan Will, geleceğe yönelik anlık kararlarda ve tahminlerde kullanılıyordu. Türkçeye çevirirken “-ecek, -acak” şeklinde çeviriyoruz. İngilizce gelecek zaman yapılarının arasında Simple Future Tense olarak da gördüğümüz bu yapı aslında oluşturması çok kolay bir yapıdır. Hemen inceleyelim:
İşimiz gerçekten de çok kolay. Çünkü yapmamız gereken neredeyse her cümledeki gibi özne ile başlayacak, will ile devam edecek ve arkasından fiilimizin yalın halini getireceğiz. Simple Present Tense’in aksine, Simple Future Tense’de özneye göre fiilimize ek getirmek gibi karışık bir durumumuz yok.
Özne + will + fiilin yalın hali
Örnek:
İngilizce gelecek zaman konularımızdan Simple Future Tense’in olumsuz yapılarını oluşturmak, olumluyu biliyorsan çok kolay. Will’e not eklememiz yeterli. Will not, won’t olarak kısalır, unutma.
Örnek:
Simple Future Tense’de soru cümlesi oluşturmak çok kolay. Diğer tenselerimizdeki gibi Simple Future Tense’de yardımcı fiilimizi will olarak kabul edip başa getireceğiz. Bu oluşturduğumuz Yes/No Question’ın başına soru kelimesi ekleyerek Wh- Question da oluşturabiliriz.
Örnek:
Aklında bir soru mu var? Hemen Open English’e kaydolarak 7/24 canlı dersler, sınırsız içerik erişimi ve konuşma gruplarıyla tüm sorularına cevap bulabilirsin!
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

Planlı gelecek ve elimizde kanıt olan tahminlerde kullandığımız going to İngilizce gelecek zaman yapılarının önemli bir parçası. Bu konuda unutmaman gereken şey başında “be” fiilini çekimleyerek özneye göre “am/is/are” olarak kullanmamız gerektiği…
Örnek:
Gelecek zaman İngilizce yapılarımızın ikincisi olan Going To’da olumsuz cümle kurarken yapmamız gereken tek şey am/is/are’a not eklemek.
Örnek:
Going To soru cümleleri için yapmamız gereken şey am/is/are’ı başa getirmek. Aynı şekilde bu sorunun başına soru kelimesi getirmemiz mümkün.
Örnek:
Bu konumuzun sonuna gelmişken seni tekrardan önde gelen dil öğrenim platformu olan Open English’e davet ediyoruz. Bu konu ya da başka bir konu hakkında İngilizce ile alakalı tüm sorularına, ana dili İngilizce olan eğitmenlerle 7/24 canlı dersler, pratik yapabileceğin konuşma grupları ve sınırsız içerik erişimiyle Open English İngilizce yolculuğunda yanında!
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.
İngilizcede, kimi kelimeler birden fazla amaç için kullanılabilir. “Enough” (yeterli, yeterince) kelimesi de bunlardan biri. Bu kelime, sıfat, zamir ve zarf olarak farklı bağlamlarda kullanılabilir ve cümlenin anlamını önemli ölçüde değiştirebilir. Bu blog yazısında enough kelimesinin kullanım şekillerini inceleyeceğiz. Ama daha fazlasını öğrenmek ve ayrıntılara kolay ve en eğlenceli şekilde erişmek istiyorsan seni Open English’i tanıştıralım.
Open English, etkili ve esnek bir öğrenme deneyimi sunarak İngilizce öğrenmek isteyenlere geniş imkanlar sunan online bir dil kursu. Katılımcılar, çeşitli öğrenme araçları ve kaynaklarıyla dil becerilerini geliştirme fırsatına sahip olurlar.
Open English, katılımcıların dil seviyelerine uygun programlar sunarak, adım adım İngilizcelerini geliştirmelerine yardımcı olur. Esneklik, kaynak çeşitliliği ve nitelikli öğretmenlerle, dil öğrenme sürecini etkili ve keyifli hale getirir. Daha fazla ayrıntı ve kayıt işlemleri için sayfanın kenarında bulunan formu doldurman yeterli.

Enough, İngilizcede sıfat olarak kullanıldığında, bir ismin yeterliliğini veya miktarını ifade etmek için kullanılır. Bu kelime, belirli bir ihtiyacın veya gereksinimin karşılanması için yeterli olan miktarı vurgular. Bu kullanım, İngilizce cümlelerde belirli bir miktarın veya durumun yeterliliğini açıkça ifade etmek için önemli bir araçtır.
Örneğin, “There is enough food for everyone.” cümlesi Türkçeye, “Herkes için yeterince yiyecek var.” şeklinde çevrilebilir. Burada “enough”, “food” (yiyecek) isminin ne kadar olduğunu veya gereksinimi karşılayacak düzeyde yeterliliği vurgular.
Benzer şekilde, “Do you have enough money to buy a new phone?” cümlesi Türkçeye, “Yeni bir telefon almak için yeterli paran var mı?” şeklinde çevrilebilir. Bu cümlede “enough”, “money” (para) isminin yeterliliğini sorgular ve bir eylemi gerçekleştirmek için gereken miktarın olup olmadığını sorar. Daha fazla örnekle konuyu pekiştirelim:
We have enough time to finish the project before the deadline. (Müşterek teslim tarihinden önce proje bitirmek için yeterli zamanımız var.)
There aren’t enough chairs for all the guests at the party. (Partideki tüm konuklar için yeterli sandalye yok.)
I don’t have enough information to make a decision. (Karar vermek için yeterli bilgiye sahip değilim.)
Is there enough room in the car for everyone? (Herkes için araçta yeterli yer var mı?)
She needs enough practice before the performance. (Sahne performansı öncesinde yeterli pratik yapması gerekiyor.)
Bu örneklerde “enough”, sıfat olarak farklı isimleri (time/zaman, chairs/sandalye, information/bilgi, room/yer, practice/pratik) belirterek, her bir durum için yeterlilik veya yetersizlik durumunu ifade eder.

Enough, İngilizcede bir zamir olarak kullanıldığında, bir şeyin veya durumun yeterli olduğunu vurgular. Bu durumda, özne veya nesne yerine geçerek yeterlilik düzeyini belirtir.
Örneğin, “I don’t need more cake; I’ve had enough.” cümlesi Türkçeye, “Daha fazla kek istemiyorum; yeterince yedim.” şeklinde çevrilebilir. Burada “enough”, “cake” (kek) öğesinin yeterliliğini belirterek, daha fazla kek istemediğini ifade eder.
Benzer şekilde, “She has enough to deal with already; don’t burden her with more work.” cümlesi Türkçeye, “Zaten baş edecek yeterince işi var; onu daha fazla işle yorma.” şeklinde çevrilebilir. Bu cümlede “enough”, kişinin mevcut durumunda yeterli işi olduğunu vurgulayarak, daha fazla iş yükü eklenmemesi gerektiğini ifade eder. Hadi örneklerle pekiştirelim:
I have enough books; I don’t need to buy more. (Yeterince kitabım var; daha fazla almam gerekmiyor.)
He earns enough to support his family. (Ailesini desteklemek için yeterince kazanıyor.)
We have enough time to finish the project. (Projeyi bitirmek için yeterince zamanımız var.)
Do you have enough information to make a decision? (Karar vermek için yeterli bilgiye sahip misin?)
They’ve seen enough movies this week; they want to do something else now. (Bu hafta yeterince film izlediler; şimdi başka bir şey yapmak istiyorlar.)
Bu örneklerde “enough”, zamir olarak farklı durum ve nesnelerin yeterliliğini ifade ederek, daha fazlasına ihtiyaç olmadığını vurgular.
“Enough” kelimesi zamir olarak kullanıldığında, bir kişinin veya bir durumun gereksinimlerinin veya isteklerinin karşılandığını belirtir. Bu kullanımıyla, bir şeyin yeterliliği üzerine vurgu yaparak cümleye anlam katar.

Enough, İngilizcede zarf olarak da kullanılır. Bir eylemin ne kadar süreceğini veya ne ölçüde gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır. Bu kullanım, bir eylemin derecesini veya zamanlamasını vurgulamak amacıyla cümlenin yapısına katkı sağlar.
Örnek olarak, “She can sing well enough to perform on stage.” cümlesi Türkçe’ye, “Sahne performansı için yeterince iyi şarkı söyleyebilir.” şeklinde çevrilebilir. Burada “enough”, “well” (iyi) sıfatını pekiştirerek, sahne performansı için yeterli düzeyde şarkı söyleyebildiğini vurgular.
Benzer bir örnek olarak, “I arrived early enough to catch the first bus.” cümlesi Türkçe’ye, “İlk otobüsü yakalamak için yeterince erken geldim.” şeklinde çevrilebilir. Bu cümlede “enough”, “early” (erken) zarfını pekiştirerek, ilk otobüsü yakalamak için gereken zamanda geldiğini belirtir. Sıra geldi örneklere:
He speaks Spanish well enough to communicate with the locals. (Yerlilerle iletişim kurmak için yeterince İspanyolca konuşuyor.)
She ran fast enough to win the race. (Yarışı kazanmak için yeterince hızlı koştu.)
They arrived late enough to miss the beginning of the movie. (Film başlangıcını kaçırmak için yeterince geç geldiler.)
The soup is hot enough to burn your tongue. (Çorba dilinizi yakacak kadar sıcak.)
He studies hard enough to get good grades. (İyi notlar almak için yeterince sıkı çalışıyor.)
Bu örneklerde “enough”, zarf olarak eylemlerin ne kadar veya ne ölçüde gerçekleştiğini belirterek, belirli bir derece veya zaman dilimine vurgu yapar.
“Enough” kelimesi zarf olarak kullanıldığında, bir eylemin derecesini, miktarını veya zamanlamasını vurgulamak için cümleye katkı sağlar ve anlamı güçlendirir.
“Enough” kelimesi, İngilizcede esnek bir kullanıma sahiptir. Sıfat, zamir ve zarf olarak farklı bağlamlarda kullanılarak cümlede farklı anlamlar oluşturabilir. Doğru kullanıldığında, bu kelime cümlelere anlam ve vurgu katmada oldukça etkilidir. İngilizce öğrenirken, “enough” kelimesinin çeşitli kullanımlarını anlamak ve pratiğini yapmak önemlidir. Bu şekilde, İngilizceni geliştirebilir ve iletişimde daha güçlü bir şekilde ifade edebilirsin.
Bugün, İngilizcede en sık kullanılan fiillerden olan Have/Has’den bahsedeceğiz. Have/Has kullanımı basit olsa da, yardımcı fiil olarak gördüğümüzde bu kullanımı sorgulayabiliriz.
Fakat merak etme, bu yazımızda Have/Has farkına ve kullanım alanlarına değip, örneklerle destekleyeceğiz!
Başlamadan önce seni Open English’in ayrıcalıklı dünyasına davet etmek istiyoruz. 1.5 milyon kullanıcısıyla önde gelen online İngilizce kursu olan Open English aboneliğinin başlangıcı ile sana anadili İngilizce olan dünya çapında eğitmenlerle 7/24 dersler, sınırsız içerik erişimi ve konuşma gruplarında pratik yapma imkanı sağlıyor!
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.
Have/Has farkı aslında çok temel bir ayrıma dayanıyor. En temel tenselerimizden olan Simple Present Tense’i hatırlarsan burada öznelerimize göre fiillerimize “-s” takısı getiriyorduk. Öznemiz “I, you, we, they” ise “-s” takısı gelmiyor, “he, she, it” ise “-s” takısı geliyordu.
Aslında Have/Has kullanımında mantığımız bu kadar basit. Yani özetle Have/Has kullanımını aşağıdaki gibi öznemize göre yapıyoruz:
Şöyle de düşünebiliriz: have fiilimizin yalın haliyken, has bu fiilin “-s” takısı almış hali. Yani, anlam farkı yok, yalnızca öznemize göre doğru olan halini kullanmamız gerekiyor.

Yazımızın başında bahsettiğimiz gibi Have/Has kullanımı oldukça çeşitli. Fiil olarak en temel anlamı “sahip olmak” olsa da, yardımcı fiil olarak da farklı yapılarda geçmiş, şimdiki zaman ve gelecekte görmemiz mümkün. Haydi birlikte Have/Has kullanımını farklı alanlarda inceleyelim:
Have/Has’in temelinde fiil anlamının “sahip olmak” olduğunu söylemiştik. Türkçeye çevirirken sürekli olarak “sahip olmak” fiilini kullanmak garip olacağı için çoğu zaman “var” şeklinde çeviririz.
Geniş zamanda (Simple Present Tense) üçüncü tekil şahıslar olan “he, she, it” ile has kullanırken, kalan öznelerimiz olan “I, you, we, they” ile have kullanıyoruz.
Örnek:
Not: Geniş zamanın olumsuz halinde has kullanmayız, fiilimizin en temel hali olan have’i “don’t/doesn’t” eşliğinde kullanırız. Bunun dışında diğer zamanlarda yardımcı fiil olmadığı zamanlarda da fiilimizi have olarak kullanır, has’i kullanmayız.
Bu detaya Have/Has kullanımında dikkatle yaklaşmalıyız.
Have/Has kullanımının fazlasıyla yaygın olmasının bir sebebi de epey popüler bir yardımcı fiil olması. Perfect Tense’lerin hepsinde have yardımcı fiildir.
Örnek:
I have played football for 10 years.
(10 yıldır futbol oynuyorum.)
She has been studying all day.
(Tüm gün boyunca ders çalıştı.)
Örnek:
She had cleaned the house before I arrived.
(Ben gelmeden önce evi temizledi.)
They had been studying before I came.
(Ben geldiğimde onlar ders çalışmışlardı.)
Örnek:
She will have graduated from university in 2025.
(2025’te üniversiteden mezun olmuş olacak.)
I will have gone when you arrive tomorrow.
(Yarın vardığında ben gitmiş olacağım.)
Not: Have/has kullanımında yardımcı fiil olduğu zamanlarda, olumsuz cümle kurmak için have/has’in yanına olumsuzluk eki olan not’ı getiririz. Haven’t/Hasn’t/Hadn’t olarak kısaltabiliriz. Soru olduğunda ise yardımcı fiil olan have/has/had cümlenin başına taşınır.
Have/Has kullanımında değindiğimiz bütün bu tenseler biraz fazla gelmiş olabilir. Fakat merak etme, Open English yanında! İngilizcede birçok tense, fazlasıyla konu olsa da Open English sana bunların hepsine hakim olma fırsatı sunuyor.
Dünyada önde gelen İngilizce öğrenim platformu olan, 1.5 milyon kişinin güvendiği Open English sana 7/24 canlı dersler, sınırsız içerik erişimi ve konuşma gruplarında pratik imkanı sunuyor.
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.
İsmi biraz komik olsa da Türkçede “ettirgen” olarak bahsettiğimiz yapıların ingilizcesi olan Causative yapılarda da have kullanabiliriz. Have/Has farkı burada yoktur, yalnızca have kullanırız. Bu yapıları make ve get fiilleri ile de kullanabiliriz. Have ile kullanımları şu şekildedir:
I have my books delivered to me.
(Kitaplarım bana teslim edilir.)
Maria had him do her homework.
(Maria ona ödevini yaptırdı)
Not: Bu yapılarda farklı zamanlar kullanabildiğimiz için have fiili de zamana göre çekimlenebilir. Örneğin son cümlemizde had olarak kullandık.

Bu yapının anlam olarak ilk başlığımızdaki Have/Has kullanımından hiçbir farkı yoktur. Bazı kişilerde resmi olmadığı söylenir fakat anlamı tamamen aynı.
Yapmamız gereken tek şey have/has’in yanına get fiilinin geçmiş zamanı olan got’ı getirmek. Bunun dışında geniş zamanda kullanımıyla aynı.
Örnek:
Öğrenmeyi kolaylaştıran 5 İngilizce dil bilgisi kuralına göz atmaya ne dersin?
Bugünkü yazımızda Have/Has kullanımı ve Have/Has farkından bahsettik. Umarız aklında soru işaretleri kalmamıştır! Eğer hala aklına takılan noktalar varsa unutma, Open English yanında. Bu konuyu ve aklına gelebilecek İngilizce ile alakalı her şeyi Open English’e abone olarak ana dili İngilizce olan eğitmenlerle 7/24 canlı derslerde öğrenebilir, tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir, konuşma gruplarımızda pratik yapabilirsin!
Bu sayfadaki iletişim formunu doldur, seni arayalım.