E İle Başlayan Phrasal Verb’ler

Phrasal verb’ler, İngilizcenin vazgeçilmez bir parçasıdır. Peki, nedir bu phrasal verb’ler? Aslında, bir phrasal verb, bir fiil ile bir veya daha fazla edat veya zarfın birleşmesinden oluşan bir ifadedir. Örneğin, “get up” (kalkmak), “take off” (havalanmak) veya “turn on” (açmak) gibi ifadeler phrasal verb’lerdir. Bu tür ifadeler, tek başlarına kullanılan kelimelerden farklı anlamlara sahiptir ve sıklıkla deyimsel bir anlam taşırlar.

Phrasal verb’ler İngilizce çalışma sürecinde önemli bir rol oynar. Dili geliştirmene, iletişim yeteneklerini güçlendirmene ve İngilizceyi anlama kapasiteni artırmana yardımcı olurlar. Başlangıçta zor gelebilirler, ancak sürekli pratik yaparak ve kullanarak bunları öğrenmek mümkündür. Dil sürecini daha kolaylaştırmak ve bu süreçten keyif almak istiyorsan Open English’in sana sunduğu fırsatları kaçırma. 

Phrasal verb serimizin bu seferki başlığı “E” ile Başlayan Phrasal Verb’ler’. Bu yazıda E harfiyle başlayan 30 tane phrasal verb, bunlarla alakalı birer İngilizce örnek ve Türkçe çevirisini verdik. Hadi bol şans!

e ile başlayan phrasal verb listesi

E İle Başlayan Phrasal Verb Listesi

End up (Sonuçlanmak):

  • I missed the last bus and ended up walking home. (Son otobüsü kaçırdım ve eve yürüyerek gittim.)

Eat out (Dışarıda yemek yemek):

  • Let’s eat out tonight and try that new restaurant. (Bu akşam dışarıda yemek yiyelim ve o yeni restoranı deneyelim.)

Exercise off (Egzersiz yaparak yakmak):

  • I need to exercise off all the calories I consumed during the holidays. (Tatil boyunca tükettiğim tüm kalorileri egzersiz yaparak yakmalıyım.)

Ease off (Hafiflemek, azalmak):

  • The rain finally eased off, and we could continue our outdoor activity. (Yağmur sonunda hafifledi ve dışarıdaki etkinliğimize devam edebildik.)

Empty out (Boşaltmak):

  • Please empty out your backpack and let me check its contents. (Lütfen sırt çantanızı boşaltın ve içeriğini kontrol edeyim.)

Embark on (Bir şeye başlamak):

  • They decided to embark on a new business venture together. (Birlikte yeni bir iş girişimine başlamaya karar verdiler.)

Entertain with (Bir şeyle eğlendirmek):

  • The magician entertained the audience with his incredible tricks. (Sihirbaz, inanılmaz numaralarıyla izleyicileri eğlendirdi.)

Explore around (Çevreyi keşfetmek):

  • We took a day to explore around the city. (Şehri keşfetmek için bir gün ayırdık.)

Express oneself (Kendini ifade etmek):

  • Art provides a way for individuals to express themselves. (Sanat, bireylerin kendilerini ifade etmeleri için bir yol sağlar.)

Eye up (Dikkatle bakmak):

  • The teacher was eyeing up the students to see who was paying attention. (Öğretmen dikkatle öğrencilere baktı, kimin dikkatini çektiğini görmek için.)

İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmek için yan taraftaki formu doldurarak ilk adımı atabilirsin.

e ile başlayan phrasal verb listesi ikinci kısım

Emerge from (Bir şeyden çıkmak, ortaya çıkmak):

  • The sun emerged from behind the clouds. (Güneş bulutların ardından çıktı.)

Enter into (Bir anlaşmaya girmek):

  • They entered into a contract with the new supplier. (Yeni tedarikçiyle bir sözleşme yaptılar.)

Elaborate on (Ayrıntılı bir şekilde açıklamak):

  • Can you elaborate on your plans for the project? (Projedeki planlarınızı ayrıntılı bir şekilde açıklayabilir misiniz?)

Escape with (Bir şeyi kaçırmak):

  • She managed to escape with only minor injuries from the car accident. (Araba kazasından sadece hafif yaralarla kurtulmayı başardı.)

Establish as (Bir şeyi kurmak, oluşturmak):

  • The company aims to establish itself as a leader in the industry. (Şirket, sektörde bir lider olarak kendini kurmayı hedefliyor.)

Enjoy oneself (Keyif almak):

  • We went to the amusement park and really enjoyed ourselves. (Lunaparka gittik ve gerçekten keyif aldık.)

Escape from (Bir şeyden kaçmak):

  • The prisoner managed to escape from the high-security prison. (Mahkum yüksek güvenlikli hapishaneden kaçmayı başardı.)

Excuse oneself (Özür dilemek):

  • She excused herself for being late to the meeting. (Toplantıya geç kaldığı için özür diledi.)

Explain away (Bir şeyi açıklamaya çalışmak):

  • He tried to explain away his mistake, but nobody believed him. (Hatasını açıklamaya çalıştı, ama kimse ona inanmadı.)

Evaluate on (Değerlendirmek):

  • The manager will evaluate the performance of the employees at the end of the month. (Yönetici, çalışanların performansını ay sonunda değerlendirecek.)

Ease up (Hafiflemek):

  • The traffic finally eased up after rush hour. (Yoğun saatlerden sonra trafik nihayet hafifledi.)

Exercise caution (Dikkatli olmak):

  • It is important to exercise caution when dealing with sensitive information. (Hassas bilgilerle uğraşırken dikkatli olmak önemlidir.)

e ile başlayan phrasal verb listesi üçüncü kısım

Endure through (Katlanmak, dayanmak):

  • They had to endure through a difficult period of financial instability. (Mali belirsizlik döneminde dayanmak zorunda kaldılar.)

Exchange for (Bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek):

  • I would like to exchange this shirt for a different size. (Bu gömleği farklı bir bedenle değiştirmek istiyorum.)

Expose to (Maruz bırakmak):

  • The children were exposed to different cultures during their travels. (Çocuklar seyahatleri sırasında farklı kültürlere maruz kaldılar.)

Escape to (Bir yerden kaçmak):

  • They escaped to the countryside to find peace and tranquility. (Huzur ve dinginlik bulmak için kırsala kaçtılar.)

Enter in (Girmek, katılmak):

  • She entered in the dance competition and won first place. (Dans yarışmasına girdi ve birinci oldu.)

Expand on (Genişletmek, ayrıntılandırmak):

  • Could you please expand on your idea? I’d like to hear more. (Fikrinizi genişletebilir misiniz? Daha fazlasını duymak istiyorum.).

Expect of (Birinden bir şey beklemek):

  • We expect a high level of professionalism from our employees. (Çalışanlarımızdan yüksek bir profesyonellik bekliyoruz.)

Engage in (Bir şeyle meşgul olmak, dahil olmak):

  • He likes to engage in outdoor activities such as hiking and biking. (Yürüyüş ve bisiklet gibi açık hava etkinlikleriyle meşgul olmayı sever.)

Open English İle İngilizce Öğren!

İngilizce öğrenmek için yeni bir yol arıyor musun? Open English tam sana göre! Modern ve etkileşimli öğrenme deneyimiyle, İngilizceyi kolaylıkla öğrenmek ve akıcı konuşmak artık hayal değil.

Open English, dünya çapında binlerce öğrenciye İngilizce öğrenme fırsatı sunan online bir dil kursudur. Sana özel hazırlanan ders programları, uzman eğitmenler ve interaktif materyallerle dil becerilerini hızla geliştirebilirsin.

Open English, öğrenme sürecini en verimli şekilde yönlendirmek için ileri teknolojiye dayalı araçlar ve öğrenme platformu sunar. Öğrenciler, istedikleri herhangi bir zamanda ve yerde derslere erişebilir, eğitmenleriyle canlı konuşma seansları düzenleyebilir ve diğer öğrencilerle interaktif etkileşimlerde bulunabilirler.

E, hadi o zaman, Open English ailesine katıl ve dünyayı keşfetmek, yeni insanlarla iletişim kurmak ve kariyerinde ilerlemek için İngilizce öğrenmeye bugün başla!

Veri Bilimi İçin İş İngilizcesi

Veri bilimi, modern iş dünyasında büyük bir önem kazanmış durumda. Şirketler; farklı birçok sebeple veri bilimi uzmanlarına ihtiyaç duyuyor. Ancak, veri bilimi sadece teknik becerileri gerektiren bir alan değil. İyi bir veri bilimcisinin aynı zamanda Veri Bilimi için iş İngilizcesine hakim olması da önemli.

Veri Bilimi için iş İngilizcesi; veri bilimcilerin projelerini etkili bir şekilde yönetmeleri, analiz sonuçlarını doğru bir şekilde iletişim etmeleri ve işbirliği yapmaları için gerekli. Veri bilimciler; yazılı ve sözlü iletişim becerilerini kullanarak projelerini sunmalı, raporlar hazırlamalı, iş toplantılarına katılmalı ve müşterilerle etkileşimde bulunmalı. Veri Bilimi için iş İngilizcesi, veri bilimcilerin sektördeki güncel gelişmeleri takip etmesi ve uluslararası düzeyde işbirliği yapabilmesi için de önemli.

Veri Bilimi için iş İngilizcesi başlıklı yazımız, veri bilimcilerin iş İngilizcesi becerilerinin önemine dikkat çekiyor. Veri bilimi, sadece teknik bilgilere sahip olmanın ötesine geçerek iş stratejileriyle entegre olmayı ve iş gereksinimlerini karşılamayı gerektiriyor. Veri Bilimi için iş İngilizcesine hakim olmak; veri bilimcilerin projelerini daha etkili bir şekilde yönetmelerine, işbirliği yapmalarına ve kariyerlerinde ilerlemelerine yardımcı oluyor. Bu nedenle, veri bilimcilerin Veri Bilimcileri için iş İngilizcesi becerilerini geliştirmek ve iş İngilizcesine yatırım yapmaları önemli bir hal alıyor.

Veri Bilimi için iş İngilizcesi, Open English iş İngilizcesi programları ile rahatlıkla öğrenilebiliyor. Sayfada bulunan formu doldurarak sen de online İngilizce kursu Open English’in iş İngilizcesi programları ile Veri Bilimi için iş İngilizcesi öğrenmeye hemen şimdi başlayabilirsin.

veri bilimci kime denir

Veri Bilimci Kime Denir?

Veri bilimciler, büyük veri kümelerini analiz eden, istatistiksel ve analitik yöntemleri kullanarak bilgi ve değerli içgörüler elde eden profesyonellerdir. Veri bilimciler, genellikle matematik, istatistik, programlama ve veritabanı becerilerine sahip olan ve analitik düşünme yetenekleri gelişmiş olan kişilerdir.

Veri bilimciler, çeşitli endüstrilerde ve sektörlerde çalışabilirler. Şirketler, finans kurumları, sağlık hizmetleri, perakende, teknoloji firmaları, telekomünikasyon şirketleri ve daha birçok alanda veri bilimcilerin talebi giderek artmaktadır. Bu profesyoneller, veri analizi, tahmin modelleri oluşturma, makine öğrenimi uygulamaları geliştirme, veri görselleştirme yapma ve veri stratejileri oluşturma gibi görevleri yerine getirirler.

Veri bilimciler, genellikle istatistiksel ve programlama dilleri (Python, R gibi) konusunda uzmanlaşmış olurlar. Ayrıca, büyük veri platformlarına, veritabanı yönetim sistemlerine ve veri işleme araçlarına da hakim olurlar. Veri bilimciler aynı zamanda iyi bir problem çözme yeteneği, analitik düşünme ve iletişim becerileri, takım çalışması ve yönetim yetenekleri gibi yetkinliklere sahip olmalıdır. İyi bir veri bilimci olmak için Veri Bilimi için iş İngilizcesine dair bilgilerin önemi de unutulmamalıdır.

İngilizce Veri Bilimi Nedir?

Veri biliminin İngilizce karşılığı “data science” olarak bilinir. Data science terimi, büyük veri kümelerini analiz etmek, model oluşturmak, bilgileri çıkarmak ve tahminlerde bulunmak için istatistiksel ve analitik yöntemleri kullanma disiplinini ifade eder. Data science, istatistik, makine öğrenimi, veri madenciliği, veri görselleştirme ve veritabanı yönetimi gibi çeşitli alanları içeren çok disiplinli bir alandır.

Data science, birçok sektörde ve endüstride geniş uygulama alanına sahiptir. Şirketler; finans, sağlık, perakende, e-ticaret, pazarlama, iletişim ve daha birçok alanda data science yöntemlerini kullanarak verileri analiz eder ve karar alma süreçlerini geliştirir. Veri bilimi; verilerden anlamlı bilgiler elde etmek, trendleri keşfetmek, müşteri davranışlarını anlamak, operasyonları iyileştirmek ve gelecekteki olayları tahmin etmek gibi hedeflere ulaşmada önemli bir rol oynar.

veri bilimi için iş ingilizcesi neden gerekli

Veri Bilimi İçin İş İngilizcesi Neden Gerekli?

Veri bilimi için mesleki İngilizce öğrenmek, birkaç nedenle önemlidir:

  1. Küresel İş Ortamı: Veri bilimi, küresel bir perspektife sahip olan ve uluslararası iş ortamında faaliyet gösteren bir alandır. İngilizce, dünya genelinde iş iletişimi için yaygın olarak kullanılan bir dil olduğundan, veri bilimiyle ilgili işlerde çalışırken uluslararası iş ortaklarıyla iletişim kurmak ve etkili bir şekilde işbirliği yapmak için Veri Bilimi için iş İngilizcesi becerileri önemlidir.
  2. Kaynaklara Erişim: Veri Bilimi için iş İngilizcesi, çok sayıda kaynağa erişim sağlar. En güncel araştırma makaleleri, blog yazıları, eğitim materyalleri, veri bilimi projeleri ve örnekleri genellikle İngilizce olarak yayınlanır. İyi bir İngilizce anlayışı, bu kaynaklara kolayca erişebilmeni ve veri bilimi becerilerini geliştirebilmeni sağlar.
  3. İş Başvuruları ve Kariyer İmkanları: Veri bilimi alanında iş başvuruları ve kariyer fırsatları genellikle İngilizce olarak yapılır. İşverenler, veri bilimi pozisyonları için Veri Bilimi için iş İngilizcesi becerisine sahip adayları tercih edebilirler. İngilizceyi iyi derecede konuşabilen bir aday, daha geniş bir iş pazarına erişebilir ve uluslararası şirketlerde veya küresel projelerde çalışma fırsatlarına sahip olabilir.
  4. İletişim ve Sunum Becerileri: Veri bilimciler, elde ettikleri sonuçları ve analizleri etkili bir şekilde sunmalı ve iş paydaşlarına anlaşılır bir şekilde aktarmalıdır. İyi bir Veri Bilimi için iş İngilizcesi bilerek sağlanan İngilizce iletişim becerisi; verileri açıklama, analiz sonuçlarını paylaşma ve çözümleri sunma konusunda daha etkili olmanı sağlar.
  5. İş Ortamında İletişim: Veri bilimi, genellikle farklı ekipler ve departmanlar arasında çalışma gerektiren bir alandır. İş ortamında Veri Bilimi için iş İngilizcesi bilmek; proje toplantılarında, tartışmalarda, rapor yazma süreçlerinde ve işbirliği içinde olduğun diğer ekip üyeleriyle daha etkili bir şekilde iletişim kurmanı sağlar.

Veri bilimcilerin sahip olması gereken Veri Bilimi için iş İngilizcesi becerileri şunları içerir:

  • Programming Languages (Programlama Dilleri): Veri bilimciler; analiz yapmak, veri işlemek ve model oluşturmak için çeşitli programlama dillerini kullanır. En yaygın olarak kullanılan diller Python ve R’dır. Bununla birlikte, veri bilimciler genellikle SQL, Java, C++ gibi diğer programlama dillerine de aşina olmalıdır.
  • Statistics (İstatistik): Veri bilimi, istatistiksel yöntemleri kullanarak verileri analiz etmeyi içerir. Bu nedenle, veri bilimcilerin temel istatistiksel kavramları ve yöntemleri anlamaları önemlidir. Olasılık, regresyon analizi, hipotez testleri ve örnekleme gibi konulara hakim olmaları gerekmektedir.
  • Machine Learning (Makine Öğrenimi): Makine öğrenimi, verilerden otomatik olarak öğrenen modellerin oluşturulmasıyla ilgilenir. Veri bilimciler, makine öğrenimi algoritmalarını anlamalı, uygulamalı ve bu algoritmaları kullanarak tahminler yapmalıdır. Denetimli ve denetimsiz öğrenme teknikleri, derin öğrenme ve doğrusal olmayan modeller gibi konuları öğrenmelidirler.
  • Data Visualization (Veri Görselleştirme): Veri bilimcilerin, elde ettikleri sonuçları etkili bir şekilde sunmak ve anlaşılır hale getirmek için veri görselleştirme araçlarını kullanmaları önemlidir. Görselleştirme araçları arasında Matplotlib, Seaborn ve Tableau gibi popüler araçlar bulunur.
  • Data Manipulation (Veri İşleme): Veri bilimcileri, veri setlerini temizlemek, dönüştürmek ve manipüle etmek için veri işleme tekniklerini kullanmaları gerekmektedir. Bu amaçla, Pandas ve NumPy gibi kütüphaneleri kullanarak veri setlerini analiz etmeyi öğrenmelidirler.

Yukarıda saydığımız ve Open English iş İngilizcesi programıyla öğrenebileceğin daha fazla Veri Bilimi için iş İngilizcesi becerisi, Veri Bilimi alanı için oldukça önemli. Çok şanslısın, çünkü Open English iş İngilizcesi konusunda kusursuz bir çalışma sergiliyor.

veri bilimi için iş ingilizcesi terimleri

Veri Bilimi İçin İş İngilizcesi Terimleri

Veri Bilimi için iş İngilizcesinin öneminden ve Veri Bilimi için iş İngilizcesini nasıl öğrenebileceğinden bahsettik. Veri Bilimi İçin İş İngilizcesi başlıklı yazımızın bu bölümünde seninle, Veri Bilimi için iş İngilizcesi terimlerinden bazılarını paylaşmak istedik. İşte, Veri Bilimi için iş İngilizcesi terimlerinden 10 tanesi!

  1. Data Scientist: Veri bilimcisi
  2. Data Analyst: Veri analisti
  3. Data Engineer: Veri mühendisi
  4. Machine Learning Engineer: Makine öğrenimi mühendisi
  5. Data Architect: Veri mimarı
  6. Data Visualization Specialist: Veri görselleştirme uzmanı
  7. Data Mining Specialist: Veri madenciliği uzmanı
  8. Business Intelligence Analyst: İş zekası analisti
  9. Data Consultant: Veri danışmanı
  10. Data Operations Manager: Veri operasyonları yöneticisi

Veri Bilimi alanında kullanılan terimlerin daha fazlasını öğrenmek için Veri Bilimcileri İçin İngilizce Kelimeler başlıklı yazımızı okuyabilirsin.

Open English Veri bilimi için iş İngilizcesi programı ile diğer Open English iş İngilizcesi programları, istediğin her alanda daha rahat bir iş iletişimi kurmanı sağlayacak. Ana dili İngilizce olan eğitmenlerden alacağın İngilizce eğitimi sayesinde İngilizce bilgini ileri seviyelere taşıyabilirsin. Open English iş İngilizcesi programlarına katılarak alacağın özelleştirilmiş ve interaktif İngilizce dersleri sayesinde kendi alanında İngilizceye dair bilmen gereken her şeyi öğrenebilirsin. 

Hadi, bir an önce bu sayfada bulunan iletişim formunu doldur ve Open English ile çalışma alanına ait iş İngilizcesine dair her şeyi öğrenmek için Open English aboneliğini başlat!

İçinde Dog/Köpek Geçen İngilizce Deyimler

Günümüzde İngilizce biliyor olmak son derece önemli bir hale geldi. İş ve okul hayatında İngilizce bilmenin senin olanaklarını nasıl genişleteceği ortada. Bunun dışında artık günlük hayatta da İngilizce sıkça kullanılıyor.

İnternette araştırma yaparken İngilizce bilen kişi her zaman daha fazla kaynağa sahip. Ayrıca sosyal medyada birçok içeriğin İngilizce olduğunu görebilirsin. Hatta İngilizce kelimeleri farkında olmadan günlük hayatında da kullanıyor olmalısın. 

İngilizce evrensel bir dil ve gelinen noktada İngilizce bilmenin artıları çok. Bu durumda sen de İngilizce öğrenme telaşı içinde olabilirsin. O zaman seni Open English ile tanıştıralım!

Open English ile İngilizce Öğren!

Open English, online bir İngilizce kursu. İngilizce öğrenmek isteyip de kursa gidecek vaktin yoksa tam sana göre! Open English ile istediğin zamanda ve dilediğin yerde İngilizce öğrenmeye başlayabilirsin. 

7/24 canlı derslere katılarak İngilizce çalışabilirsin. Ayrıca ana dili İngilizce olan eğitmenlerle konuşarak İngilizce pratik yapabilirsin. Open English ile sıfırdan İngilizce öğrenebilirsin. Var olan temel İngilizce bilgini geliştirmen de mümkün. 

Open English ile İngilizce öğrenmek hem kolay hem de eğlenceli! Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek istersen formu doldurabilirsin. 

İngilizce Konuşabilmek

Dil öğrenmek ve hedeflediğin dile hakim olmak bir süreç işi. Daha önce İngilizce öğrenmeyi denemiş ve başarısız hissetmiş olabilirsin. Kaygılanmana gerek yok. Belki de yanlış bir metodla dil öğrenmeye çalıştın. 

İngilizce birçok dile göre öğrenilmesi daha kolay bir dil. Eğer daha önce İngilizce öğrenmeyi denediysen, bunu en az bir kez duymuşsundur. İngilizce konuşmak istiyorsan, İngilizceyi günlük hayatının bir parçası haline getirmelisin. 

Bol bol İngilizce kelimeler öğrenmek oldukça iyi bir fikir. Bunun yanında günlük hayatta işine çok yarayacak basit diyaloglara da çalışabilirsin.

günlük hayatta sık kullanılan içinde köpek geçen terimler

Günlük Hayatın Vazgeçilmezi Deyimler

Deyimler belli bir kültür ve tarihsel bağlam içerisinde ortaya çıkar. Deyim kendisini meydana getiren kelimelerden fazlasıdır. Yani deyimin içinde yer alan kelimeleri tek tek çevirsen bile deyimin anlamını karşılamaz. Bu nedenle günlük dilde sık kullanılan deyimleri bilmen önemli. 

Her dilin kendine ait deyimleri var. Türkçede de bu durum değişmiyor. Şöyle bir düşün, günlük konuşmalarında hangi deyimleri sık kullanıyorsun? 

Deyimler özel anlamı olan ifadelerdir. Bundan dolayı bir dili öğrenmek istiyorsan o dildeki deyimleri bilmen gerek. Hem bu senin o dildeki hakimiyetini de güçlendiren bir pratik olur. 

İngilizce Deyimler

Türkçe mecaz ve deyim bakımından oldukça zengin bir dil. Hatta yeni Türkçe öğrenmeye çalışan herkes ilk bundan şikayet eder. Her dilde olduğu gibi İngilizcede de deyimler kullanılıyor. 

Günlük konuşmalarda sık geçen İngilizce deyimler var. Hepsini bir seferde aklında tutman çok zor. Ama işi eğlenceli hale getirebilirsin. Biz de bu konuda sana yardımcı olalım istedik. Senin için içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimleri listeledik. 

dog kelimesi ile ilgili ingilizce deyimler

Dog / Köpek Kelimesi İle İlgili İngilizce Deyimler

Çok sayıda İngilizce deyim var. Bunlar İngilizce okuma yaparken karşına çıkabilir. Ayrıca İngilizce bir metin yazarken sen de deyimlerden yararlanmak isteyebilirsin. 

Bütün İngilizce deyimleri bir seferde ezberleyemezsin. Ama kategorilere bölerek çalışabilirsin. İşi eğlenceli hale getirmek için bu yöntemi mutlaka dene! Senin için içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimler bulduk. Haydi gel, içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlere bir bakalım. 

Every dog has his day.

Herkesin başarılı olacağı, şansının güleceği bir gün vardır.

İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerin ilkiyle başlayalım. Bu deyim oldukça sık kullanılıyor. Türkçede kullanılan şeytanın bacağını kırmak deyimine benziyor aslında. Herkes bir gün başarılı ve şanslı olabilir. O an gelecektir şeklinde bir kullanıma sahip. 

Gone to the dogs.

Durum çok kötüye gidiyor. 

İşte içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerden biri daha! Bu deyim de sık kullanılıyor. İşlerin kötüye gittiğini belirten bir deyim. Sakın bu anlam ile “dog” kelimesinin ne alakası var deme, bunlar İngilizce deyimler!

The tail wagging the dog. 

Önemsiz bir şeyin, önemli bir şey üzerinde büyük etkisi olması. 

İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerin en popüler olanlarından biri. Bu deyim gündelik konuşmalarda epey tercih ediliyor. 

A barking dog never bites.

Tehditkar ve çok konuşan kişi genellikle iş eyleme gelince bir şey yapamaz. 

Bu deyim bir yerden tanıdık geldi mi? Demek ki içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerin bazıları Türkçede de var. Tamamen aynı olmasalar da anlamları benzeş deyimler mevcut. Türkçedeki havlayan köpek ısırmaz kullanımına çok yakın bir anlamı var.

In the dog house. 

Yakın olunan birine genellikle de sevgiliye çok kızgın olunan durumlarda kullanılıyor.

Dog / köpek geçen İngilizce deyimlerden biri daha! Bunu da gündelik hayatta sıkça duyabilirsin. Geniş bir kullanım alanı var. 

içinde köpek kelimesi olan ingilizce deyimler

Work like a dog. 

Çok fazla çalışmak. 

Peki, bu deyim sana tanıdık geliyor mu? İşte tanıdık içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerden biri! Türkçedeki köpek gibi çalışmak kullanımına çok benziyor. 

Top dog.

Bir grubun içinde ya da bir toplantıda, buluşmada en baskın, en dikkat çeken kişiler için kullanılıyor. 

Yine popüler deyimlerden biri daha! İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimler ne kadar çok değil mi? Bu deyim de gündelik konuşmalarda yaygın kullanılıyor. 

Dog eat dog.

Acımasız durdurak bilmeyen sıkı bir rekabet anlamına geliyor.

Evet, İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerden devam edelim. Bu ilginç deyim rekabet ortamlarını anlatmak için kullanılıyor. Günlük hayatta tercih edilen deyimlerden bir tanesi. 

Puppy dog eyes. 

İstediğini elde etmek, sözünü geçirmek için masum ve üzgün bir ifade takınmak. 

İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerin en sevimli olanlarından biri! Bu İngilizce deyimi sosyal medyada sıkça görebilirsin. 

Fight like cats and dogs.

Sürekli birbiriyle kavga etmek, anlaşamamak.

Tanıdık içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerden biri değil mi? Türkçedeki kedi köpek gibi kavga etmek kullanımına benziyor. Konuşmalarda sık duyacağın İngilizce deyimler arasında yer alıyor. 

Put on the dog. 

Abartılı hareketler sergilemek, gösteriş yapmaya çalışmak. 

Eleştirel bir anlama sahip olan bu deyim oldukça popüler. Gündelik konuşmalarda, arkadaş arasında yapılan dedikodularda sık kullanılıyor. Bu deyimin anlamını artık sen de biliyorsun! Biriyle diyalog kurarken öğrendiğin deyimleri aralara sıkıştırabilirsin.

İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimler çok fazla. Biz en çok kullanılan İngilizce deyimleri senin için listeledik. Sen de kendin için buna benzer listeler hazırlayabilirsin. Bu sayede İngilizce kelime haznen genişlemiş olur. 

İngilizce konuşabilmek için günlük hayatta sık kullanılan deyimleri öğrenmen gerek. Bunu kelime ezberi yapmak gibi düşünebilirsin. İngilizce pratik yapman da son derece önemli. Çünkü ezberlediklerini kullandıkça belleğine yerleşecek ve unutmayacaksın. Kaygılanma, İngilizce serüvenin boyunca Open English her zaman yanında! 

Open English ile İngilizce öğrenmek oldukça kolay! Online İngilizce kursumuz hakkında daha detaylı bilgi edinmek istersen formu doldurabilirsin. 

Bir Yemeği Tanımlarken Kullanılabilecek İngilizce Sıfatlar

Diyelim ki yurt dışına çıktın ve arkadaşlarınla güzel bir restorana gittin. Harika bir akşam yemeği yediniz ve yediğiniz yemek üzerine sohbet ediyorsunuz. Ya da diyelim ki Türk mutfağı hakkında yabancı arkadaşlarına bilgi vermek istiyorsun. Bunları nasıl anlatacağını biliyor musun? Eğer bilmiyorsan bu yazı tam ihtiyacın olan şey!

Tatları tanımlamak her zaman düşündüğümüz kadar kolay olmayabilir. Çünkü duyu organlarımızla deneyimlediğimiz şeyler için genelde belli başlı kelimeler vardır. Bu yüzden bu yazımızda İngilizce yemek sıfatlarından bahsedeceğiz. İngilizce yemek sıfatları, yediğiniz bir yemeği tanımlamak için olmazsa olmaz olacaktır! 

İngilizce yemek sıfatları yazımıza başlarken öncelikle en temel tat türlerinden bahsedeceğiz. Yemekleri kategorize ederken başlıca kullandığımız bu kelimeler İngilizce yemek sıfatlarına başlamak için en doğru yol olacaktır. Sonrasında ise daha genel kullanılan, günlük hayatta sık sık göreceğin tanımlara da İngilizce yemek sıfatları yazımızda yer vereceğiz!

İngilizce yemek sıfatları yazımıza başlamadan önce seni Open English’e davet etmek istiyoruz. Eğer, seviyen ne olursa olsun, İngilizceyi en verimli şekilde öğrenmek ve akıcı bir şekilde konuşmak istersen seni aramızda görmeyi çok isteriz!

Dünyada önde gelen online İngilizce kursu olan Open English, sana bir çok ayrıcalıklı fırsat sunuyor. Open English’e abone olarak bu fırsatlardan gönlünce faydalanabilirsin. Peki nedir bu fırsatlar?

  • Open English’e abone olarak sana özel hazırlanmış çalışma programını edinirsin.
  • Ardından ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders almaya başlayabilirsin.
  • Öğrendiklerini pratiğe dökebileceğin canlı İngilizce konuşma gruplarında, eğitmen moderatörlüğünde yabancılarla konuşabilirsin.
  • Dev içerik arşivimizdeki materyal ve kaynaklara sınırsız erişebilirsin.

Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.

ingilizce tat profilleri nelerdir

İngilizce Tat Profilleri

İngilizce yemek sıfatları yazımızın lk başlığında temel tat profillerinin İngilizce isimlerini öğrenmekte fayda var. Bu temel tat profilleri her yemeği kategorize etmek için kullanıldığı için İngilizce yemek sıfatları arasında olmazsa olmazdır! Bu yüzden İngilizce yemek sıfatlarında ilk sıra onlarda. 

Sweet

Türkçede “tatlı” anlamına gelen bu kelime en sık gördüğümüz İngilizce yemek sıfatlarındandır. En sevdiğimiz tatlılardan bahsederken sık sık kullanırız!

“This pudding is very sweet.” 

“Bu puding çok tatlı.”

Sour

İngilizce yemek sıfatlarından bir diğer önemli kelime ise “sour” yani “ekşi”. Aklına ilk olarak limon geldi, biliyoruz. 

“Your lemonade is too sour!”

“Senin limonatan fazla ekşi!”

Spicy

“Baharatlı” anlamına gelen “spicy” kelimesi de İngilizce yemek sıfatlarının olmazsa olmazı. Bazen “hot” ile karıştırılabilir ama unutmamamız gereken şey baharatlı her şeyin “acı” denecek kadar keskin olmadığı.

“Indian food is generally very spicy.”

“Hint yemekleri genelde çok baharatlıdır.”

Umarız buraya kadar İngilizce yemek sıfatları yazımızdan yeni şeyler öğrenmişsindir! Günlük hayatta sık sık kullanacağın İngilizce yemek sıfatlarını öğrenmek mutlaka sana çok faydalı olacaktır. Eğer İngilizceyi daha derinlemesine, daha verimli bir şekilde öğrenmek istersen seni tekrardan Open English’e davet etmek isteriz! 

Open English’e abone olarak sana özel hazırlanmış çalışma programını edinebilir ve ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders almaya hemen başlayabilirsin. Bunun yanı sıra, öğrendiklerini pekiştirebileceğin canlı konuşma gruplarında yabancılarla konuşabilir ve dev içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilirsin!

Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

ingilizce tat profilleri bitter

Bitter

“Bitter” kelimesini duyunca aklına hemen bitter çikolata geldi eminiz ki. Evet, o bitter bu bitter! “Acı” olarak çevirsek de baharat acısı gibi olmadığını bitter çikolatayı hatırlayarak aklında tutabilirsin. 

“Tonic is very bitter. That’s why I don’t like it.”

“Tonik çok acı. Bu yüzden sevmiyorum.”

Umami

Bu kelime aslında Türkçede pek karşılaştığımız bir kelime değil. İngilizce yemek sıfatları arasında yer vermemize engel değil tabii ki. Tam bir çevirisi olmasa da “et gibi yüksek proteinli yiyeceklere ait tat” diye özetleyebiliriz. 

“This soup has a nice umami flavor.”

“Bu çorbada güzel bir umami aroması var.”

Sık Kullanılan İngilizce Yemek Sıfatları

Yazımızın bu kısmında kısa kısa çok sık karşılaşacağın İngilizce yemek tanımlarken kullanabileceğin sıfatlara değineceğiz! Bu kelimeler sayesinde yemeklerle ilgili konuşurken dünyaca ünlü bir şef gibi yorumlar yapıp arkadaşlarının takdirini toplaman garanti!

salty tuzlu tart mayhoş
rich zengin fruity meyvemsi
acidic asidik earthy topraksı
mild hafif refreshing ferahlatıcı
juicy sulu buttery tereyağlı
smoky isli crisp çıtır çıtır
mellow yumuşak bittersweet acı-tatlı

 

sık kullanılan ingilizce yemek sıfatları

İngilizceyi Ana Dilin Gibi Konuş!

Bugünkü yazımızda İngilizce yemek sıfatlarından bahsettik ve en yaygın İngilizce yemek sıfatlarından örnekler verdik. Umarız İngilizce yemek sıfatlarını öğrenmek faydalı olmuştur! İngilizce yemek sıfatları gibi günlük hayatta sık sık karşılaşabileceğin Kolay İngilizce Konuşma Kalıpları: Günlük Hayatta Kullanabileceğin İngilizce İfadeler isimli yazımızı da incelemeni öneririz. Fakat eğer İngilizceyi ciddiye alıyorsan adres belli diyebiliriz! 

İngilizce yemek sıfatları yazımızı kapatırken sana bir sorumuz var: İngilizceyi ana dilin gibi konuşmak ister misin? Eğer çoğu insan gibi cevabın “evet” ise seni Open English’te görmeyi çok isteriz. Open English, dünya çapında 1.5 milyon insana 15 yıldır İngilizce öğreten bir online İngilizce kursu. Dolayısıyla alanında oldukça donanımlı ve deneyimli! Bu deneyimden faydalanmak istersen sen de aramıza katıl!

Open English’e abone olarak ana dili İngilizce olan dünya çapında eğitmenlerden 7/24 canlı ders alabilir, öğrendiklerini canlı konuşma gruplarında yabancılarla konuşarak pratiğe dökebilir ve dev içerik arşivimizdeki materyal ve kaynaklara sınırsız erişim sağlayabilirsin!

Bu sayfadaki iletişim formunu doldur, seni arayalım.

“D” ile Başlayan Phrasal Verb’ler ve Örnek Cümleler

İngilizceyi geliştirmek bazen zorlu bir yolculuk gibi gelebilir. Gramer kuralları, kelime dağarcığı, telaffuz… Bunların hepsi bir araya gelince kafa karıştırıcı olabilir. Ama Phrasal verb’ler, İngilizce öğrenirken heyecan verici bir şekilde dili zenginleştiren ve gerçek hayatta kullanmanı sağlayan bir araçtır.

Phrasal verb’ler, bir fiilin yanına eklenen preposition (edat) veya adverb (zarf) ile yeni bir anlam kazanan ifadelerdir. Örneğin, “get” fiiliyle birlikte “up” kelimesi kullanıldığında “kalkmak, yükselmek” anlamlarını taşıyan “get up” Phrasal verb’ünü oluşturur.  Bu tür ifadeler, İngilizceyi gerçek hayatta kullanırken karşına sıklıkla çıkacaklardır. Phrasal verb’leri en eğlenceli ve sıkı şekilde nasıl öğrenirim diyorsan Open English’in sana sunduğu fırsatlara göz atabilirsin. 

Phrasal verb’leri bilmenin ne kadar önemli olduğunu anladıysan bu yazının konusunu oluşturacağını anlamışsındır. Evet, bu yazımızın konusu D harfiyle başlayan phrasal verb’ler. Hazırsan başlayalım!

İngilizce dil kursumuz hakkında bilgi için yanda yer alan formu doldurabilirsin.

d ile başlayan phrasal verbler

“D” ile Başlayan Phrasal Verb’ler 

D harfiyle başlayan phrasal  verb’leri aşağıya ekledik. Bol şans.

  • Deal with (Halletmek, ilgilenmek):

I need to deal with this customer complaint right away. (Bu müşteri şikayetiyle hemen ilgilenmem gerekiyor.)

  • Dress up (Süslenmek, şık giyinmek):

We should dress up for the wedding. (Düğün için şık giyinmeliyiz.)

  • Drop off (Bırakmak, arabayla bir yere götürmek):

Can you drop me off at the train station? (Beni tren istasyonuna bırakabilir misin?)

  • Drive away (Uzaklaşmak, arabayla uzaklaşmak):

The thieves drove away before the police arrived. (Hırsızlar, polis gelmeden önce uzaklaştılar.)

  • Dry off (Kurutmak, kurulanmak):

After swimming, I need to dry off with a towel. (Yüzmeden sonra bir havluyla kurulanmam gerekiyor.)

  • Drop in (Uğramak, ansızın ziyaret etmek):

I’ll drop in on my friend on the way home. (Eve giderken arkadaşımın yanına ansızın uğrayacağım.)

  • Draw up (Hazırlamak, düzenlemek):

The lawyer will draw up the contract for us. (Avukat, sözleşmeyi bizim için hazırlayacak.)

  • Drive off (Uzaklaştırmak, arabayla uzaklaşmak):

The loud noise drove off the birds from the tree. (Yüksek ses, kuşları ağaçtan uzaklaştırdı.)

  • Dig up (Kazmak, ortaya çıkarmak):

They dug up an ancient artifact in the backyard. (Arka bahçede eski bir eser kazdılar.)

  • Do away with (Kaldırmak, ortadan kaldırmak):

Let’s do away with this old furniture and get something new. (Bu eski mobilyaları kaldıralım ve yeni bir şey alalım.)

İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmenin en kolay yolunu öğrenmek için yanda yer alan formu doldurabilirsin.

d ile başlayan phrasal verb listesi birinci kısım

  • Dress down (Sade giyinmek, rahat giyinmek):

It’s a casual event, so feel free to dress down. (Bu rahat bir etkinlik, bu yüzden sade giyinebilirsiniz.)

  • Drive in (İçeri sürmek, içeri doğru sürmek):

The rain was so heavy that it drove in through the open window. (Yağmur o kadar şiddetliydi ki açık pencereden içeri sürdü.)

  • Drop out (Bırakmak, vazgeçmek):

He decided to drop out of college and pursue a different career. (O, üniversiteden ayrılmaya ve farklı bir kariyer peşinde koşmaya karar verdi.)

  • Die down (Yatışmak, azalmak):

The wind finally died down after the storm. (Fırtına sonrası rüzgar nihayet yatıştı.)

  • Double up (Katlamak, ikiye katlamak):

We had to double up the chairs to fit everyone around the table. (Herkesi masanın etrafına sığdırmak için sandalyeleri ikiye katlamak zorunda kaldık.)

  • Drive up (Yukarı doğru sürmek, yukarı çıkmak):

The car drove up to the front entrance of the hotel. (Araba otelin ön girişine doğru sürdü.)

  • Do up (Düzenlemek, tamir etmek):

We need to do up the old house before we can sell it. (Eski evi satabilmek için onu düzenlememiz gerekiyor.)

  • Drop by (Uğramak, geçerken uğramak):

I’ll drop by your house tomorrow to pick up the books. (Yarın kitapları almak için evine uğrayacağım.)

  • Dive in (Dalış yapmak, içine dalmak):

She couldn’t resist the delicious cake and immediately dove in. (Lezzetli pastaya dayanamadı ve hemen içine daldı.)

  • Dress in (Giyinmek, giyinmek):

They always dress in formal attire for important business meetings. (Önemli iş toplantıları için her zaman resmi kıyafet giyerler.)

  •  Die out (Nesli tükenmek, yok olmak):

Many species of animals have died out due to habitat destruction. (Biyotop tahribatı nedeniyle birçok hayvan türü nesli tükenmiştir.)

  • Dry up (Kurumak, tükenmek):

The river has dried up during the summer drought. (Nehir yaz kuraklığı sırasında kurudu.)

  • Dress down (Eleştirmek, azarlamak):

The boss dressed him down for being late to the meeting. (Patron onu toplantıya geç geldiği için azarladı.)

d ile başlayan pharasal verb listesi ikinci kısım

  • Drive out (Defetmek, kovmak):

The villagers tried to drive out the wild animals from their crops. (Köylüler, tarlalarından vahşi hayvanları kovmaya çalıştılar.)

  • Double down (Riski artırmak, daha çok yatırım yapmak):

Despite the initial losses, he decided to double down and invest more in the business. (Başlangıçtaki zararlara rağmen, işe daha çok yatırım yapmaya ve riski artırmaya karar verdi.)

  •  Dust off (Tozunu almak, eski bir şeyi kullanıma hazırlamak):

I dusted off my old guitar and started playing again. (Eski gitarımın tozunu aldım ve tekrar çalmaya başladım.)

  •  Draw out (Çekip çıkarmak, uzatmak):

The speaker drew out the presentation to cover all the important points. (Konuşmacı, sunumu tüm önemli noktaları kapsayacak şekilde uzattı.)

  •  Do without (Olmadan geçinmek, olmadan idare etmek):

We had to do without electricity for a few hours during the power outage. (Elektrik kesintisi sırasında birkaç saat elektriksiz idare etmek zorunda kaldık.)

  •  Dial up (Numara çevirmek, telefonla bağlanmak):

 He dialed up his friend to invite him to the concert. (Konsere arkadaşını davet etmek için onu aradı.)

  •  Drop back (Geri düşmek, geri çekilmek):

The runner dropped back from the leading pack during the race. (Koşu sırasında koşucu önde giden gruptan geri düştü.)

İngilizce Öğrenmek İçin Open English’e Davetlisin!

Open English, etkileşimli online İngilizce kursuyla dünyanın her yerinden öğrencilere hızlı ve etkili bir şekilde İngilizce öğrenme imkanı sunuyor. Uzman öğretmenlerle birebir dersler alırken, pratik yapma fırsatını kaçırma. Kendi hızında ilerle, programını sen belirle ve öğrenme sürecini tamamen kontrol altına al.

Open English, 24/7 erişilebilirlik sağlayabilen online bir dil kursudur. İster sabahın erken saatlerinde, ister gece geç saatlerde ders al, her zaman bir öğretmen yanında olacak. Canlı sınıflar, interaktif materyaller ve öğrenci topluluğuyla desteklenen eğitim platformu, sana güven ve rahatlıkla İngilizce konuşma becerilerini geliştirme imkanı sunuyor.

Hemen Open English’e katıl ve İngilizce öğrenmenin heyecanını yaşa! Unutma, dil öğrenmek için asla geç değil!. Başarılı olmanı sağlamak için buradayız. Yan tarafta bulunan formu doldur ve dil yolculuğuna başla!

See & Look ve Watch Arasındaki Farklar

İngilizcede eş anlamlı birçok kelime bulunur. Bazı kelimeler ise temelde aynı anlamda gelirken kullanım olarak farklılık gösterir. İngilizceyi ikinci dil olarak öğrenen birçok kişi de see, look ve watch arasındaki farkı anlamakta zorlanır. Bu yazıda bu üç kelimenin kullanım alanlarını örneklerle birlikte açıklayacağız.

Temelde görmek anlamına gelen bu üç kelime arasındaki fark sanıldığından çok daha basittir ve biraz pratikle kolaylıkla öğrenilebilir. Sonraki başlıklarda vereceğimiz örneklerle birlikte pratik yaparak, evde yazma ve dinleme çalışmaları yapman da bu üç kelime arasındaki farkı rahatlıkla ayırt edebilme için sana yardımcı olacaktır.

Görmek, bakmak ve izlemek kelimelerinin tümü, bir şeyi gözlerinizle algılamak ile ilgilidir. Dinlemek ve duymak, bir şeyi kulaklarınızla algılamak ile ilgilidir. Ancak farklı şekillerde kullanılırlar. Bunu çok kısa şekilde açıklamak gerekirse: “to see” görsel olarak algılama, “to look at” odak gerektiren bir şeye, “to watch” gözleme dayalı durumlarda kullanılır.

İngilizce çalışmanın en iyi yöntemini öğrenmek için yan tarafta yer alan formu doldurabilirsin.

see kelimesi ve kullanım alanları

See Kelimesi ve Kullanım Alanları

See kelimesi “görmek” anlamında kullanılır. Bir şeyi veya kişiyi gördüğümüzde “see” ifadesini kullanırız. Örneğin:

  •     “I see a bird in the tree.” (Ağaçta bir kuş gördüm.)
  •     “Can you see the mountains in the distance?” (Uzaktaki dağları görebiliyor musun?)

Algı veya anlamayı ifade ederken:

  •     “I see what you mean.” (Demek istediğini anlıyorum.)
  •     “I can’t see how that would work.” (Bunun nasıl işe yarayacağını anlamıyorum.)

“Do you see the logic in this argument?” (Bu tartışmadaki mantığı görüyor musun?) 

Görüş veya gözleme dayalı tanımlamada:

  •     “I see a beautiful sunset.” (Güzel bir gün batımı görürüm.)
  •     “He saw a shooting star.” (Kayan bir yıldız görmüş.)
  •     “I saw her across the room.” (Onu odasına geçerken gördüm.)

Biriyle buluşma veya ziyaret hakkında konuşurken:

  •     “I’m going to see my friend tomorrow.” (Yarın arkadaşımı göreceğim/buluşacağım.)
  •     “Let’s see each other next week.” (Hadi, haftaya görüşelim.)
  •     “She wants to see her grandparents for the holidays.” (Tatil için büyükanne ve babasını görmek istiyor.)

Görme becerisinden bahsederken:

  •     “I have trouble seeing in the dark.” (Karanlıkta görme problemim var.)
  •     “He can’t see without his glasses.” (Gözlükleri olmadan göremiyor.)
  •     “She has excellent vision and can see far distances.” (Harika bir görüşü var ve uzak mesafeyi bile görebiliyor.)

Deyimsel ifadeler:

  •     “We’ll see what happens.” (Wait and find out) (Neler olacağını göreceğiz.)
  •     “I’ll believe it when I see it.” (I’m skeptical) (Ben gördüğüme inanırım.)
  •     “Let me see.” (Thinking or considering) (Bir bakayım.)

İngilizce konuşmaya hemen başlamak için yan tarafta yer alan formu doldurabilirsin.

look kelimesi ve kullanım alanları

Look Kelimesi ve Kullanım Alanları

Look kelimesi Türkçede bakmak anlamında kullanılır. Bir şeye doğrudan göz kontağı kurarak bakmayı ifade eder. Bununla birlikte bu kelimenin farklı şekillerde kullanıldığı birkaç farklı tür daha vardır:

Örneğin;

  •     “Look at that beautiful flower.” (Bu güzel çiçeğe bak!)
  •     “Look, there’s a rainbow!” (Bak, burada bir gökküşağı var!)
  •     “Look over there, someone is waving.” (Şuraya bak, biri el sallıyor!)

Görselin görünümü:

  •     “She looks tired today.” (Bugün çok yorgun görünüyor.)
  •     “The sunset looks shiny” (Günbatımı parlak görünüyor.)

Bir şeye dikkat verirken veya dikkat verilmesini isterken:

  •     “Look, I have something to show you.” (Bak, sana gösterecek bir şeyim var.)
  •     “Look at me when I’m talking to you. (Seninle konuşurken bana bak.)
  •     “Could you look after my dog while I’m away?” (Ben yokken köpeğime bakar mısın?)

Gözlem veya soruşturmadan bahsederken:

  •     “I need to look into this matter further.”  (Bu probleme yakından bakmalıyım.)
  •     “We should look for a solution to the problem.” (Problem için bir çözüm aramalıyız.)
  •     “They are looking for a missing person.” (Kayıp birini arıyorlar.)

İstek ve amacı ifade ederken:

  •     “I’m looking for a new job.” (Yeni bir iş arıyorum.)
  •     “She is looking to buy a new car.” (Yeni bir araba almak istiyor.)
  •     “They are looking forward to the vacation.” (Tatili sabırsızlıkla bekliyorlar.)

Deyimsel ifadeler:

  •     “Look before you leap.” (Consider the consequences) (Yapmadan önce iyi düşün!)
  •     “Look on the bright side.” (Focus on the positive) (İyi tarafından bak.)
  •     “Look out!” (Be careful or watch out) (Dikkat et!)

İngilizce dil kursumuz hakkında bilgi almak için yan tarafta yer aaln formu doldurabilirsin.

watch kelimesi ve kullanım alanları

Watch Kelimesi ve Kullanım Alanları

Watch kelimesi gözlemleme ve izleme anlamında kullanılır. Televizyon izlemek, çocukları izlemek gibi kalıplar için kullanılır.

  •     “I watch TV every evening.” (Her akşam televizyon izlerim.)
  •     “She watches the birds in the park.” (Parkta kuşları izler.)
  •     “They watched the sunset from the beach.” (Sahilde gün batımını izlediler.)

Gözlem yaparken:

  •     “Watch the children while I’m gone.” (Ben gittiğimde çocuklara göz kulak ol.)
  •     “The security guard watches the premises.” (Güvenlik görevlisi çevreyi izliyor.)
  •     “I like to watch people passing by.” (Geçip giden insanları seyretmeyi seviyorum.)

Dikkat vermemiz gereken bir şey olduğunda:

  •     “Watch your step on the icy sidewalk.” (Buzlu kaldırımda adımlarına dikkat et!)
  •     “Watch out for that car!” (Arabaya dikkat et!)
  •     “Please watch for any changes in the schedule.” (Programdaki değişiklikleri kontrol et lütfen!)

Bir etkinliğe katılırken:

  •     “Let’s watch a movie tonight.” (Hadi bu akşam film izleyelim.)
  •     “We’re going to watch a live concert.” (Canlı konser izlemeye gideceğiz.)
  •     “He watches sports games on weekends.” (Haftasonları spor maçı izler.)

Zaman tutarken:

  •     “I watch the clock to make sure I’m not late.” (Geç kalmadığımdan emin olmak için saate bakıyorum.)
  •     “Could you watch my watch while I wash my hands?” (Ben ellerimi yıkarken saatime bakabilir misin?)
  •     “We need to watch the time to catch the train.” (Treni yakalamak için saate dikkat etmeliyiz.)

Deyimsel ifadeler:

  •     “Watch your language.” (Be mindful of your words) (Kelimelerine dikkat et.)
  •     “Watch your back.” (Be cautious or aware of potential dangers) (Arkanı kolla.)
  •     “Watch the world go by.” (Observe the happenings around you) (Durup hayatın akışını seyret.)

See&Look&Watch Arasındaki Farklar

See: Bir şeyi gözlerinizle algılama yeteneğini ifade eder. Aktif olarak ona odaklanmadan veya ona dikkat etmeden görsel algıyı ima eden genel bir terimdir. Görme yoluyla bir şeyi algılamanın istemsiz bir eylemidir.

Örnek: “I can see a beautiful sunset from my window.

Look: Bir şeyi belirli bir süre boyunca daha uzun süreli ve odaklanmış bir şekilde gözlemleme eylemini ifade eder. Genellikle bir olaya, eyleme veya devam eden etkinliğe dikkat etmeyi içerir.

Örnek: “Look at that adorable puppy playing in the park!”

Watch: Bir şeyi belirli bir süre boyunca daha uzun süreli ve odaklanmış bir şekilde gözlemlemeyi ifade eder. Genellikle bir olaya, eyleme veya devam eden etkinliğe dikkat etmeyi içerir.

Özetle, “see” görme yoluyla algılamanın genel bir eylemidir, “look” kasıtlı olarak bakışınızı bir şeye yönlendirmeyi içerir ve “watch” bir olayı veya devam eden eylemi aktif olarak gözlemlemeyi veya bunlara dikkat etmeyi içerir.

See&Look&Watch Arasındaki Farklarla İlgili Diyalog

Carl: Did you see the beautiful sunset last night? (Dün geceki güzel gün batımını gördün mü?)

Brad: No, I missed it. I was busy working. How did it look? (Hayır kaçırdım. Çalışmakla meşguldüm. Nasıl görünüyordu?)

Carl: It was absolutely stunning! The sky was filled with vibrant colors. (Büyüleyiciydi. Gökyüzü canlı renklerle doluydu.)

Brad: Oh, I wish I had taken a moment to look outside. I heard it was breathtaking. (Oh, keşke dışarıya bakmak için biraz vaktim olsaydı. Nefes kesici olduğunu duydum.)

Carl: Don’t worry, I took some photos. Would you like to see them? (Endişelenme, Birkaç fotoğraf çektim. Onları görmek ister misin?)

Brad: Yes, please! I’d love to see how it looked. (Evet, lütfen! Nasıl göründüğünü görmeyi çok isterim.)

Carl: Here you go. Take a look at these pictures. (İşte burada. Şu fotoğraflara bir bak.)

Brad: Wow, they’re amazing! I really missed out. Thank you for sharing. (Wow, bu harika! Gerçekten kaçırmışım.)

Carl: You’re welcome. Maybe next time we can plan to watch the sunset together. (Rica ederim. Belki sonraki sefer gün batımını birlikte izlemek için plan yapabiliriz.)

En İyi İngilizce Game of Thrones Replikleri

2011 – 2019 yılları arasında HBO’da yayınlanan, ve bu uzun yayın süreci boyunca dünya çapında git gide daha büyük bir fenomene dönüşen Game of Thrones, hayranlarını genel olarak pek tatmin etmeyen bir final ile ekranlara buruk bir veda etse de, televizyon tarihinin en önemli yapıtları arasındaki yerini çoktan aldı.

George R. R. Martin’in fantastik edebiyat serisinden uyarlanan, barındırdığı fantastik öğelerle olduğu kadar derin karakterleri ve ustaca yazılmış senaryosuyla da beğeni toplayan yapım, bugün hala izlenmeye ve konuşulmaya devam ediyor.

Bu yazımızda da, şimdiden efsane statüsüne ulaşmış olan Game of Thrones hakkında ilgini çekeceğini düşündüğümüz bilgilere, ayrıca diziden unutulmaz birtakım İngilizce repliklere yer verdik. Hazırsan başlayalım!

game of thrones hakkında bilmen gerekenler

Game of Thrones Hakkında Bilmen Gerekenler

İşte Game of Thrones hakkında ilgini çekeceğini düşündüğümüz belli başlı detaylar:

-Game of Thrones’un, yayınlanmayan bir pilot bölümü var! Dizinin çekilen orijinal pilot bölümü hiç beğenilmedi, ve gün yüzüne çıkmadan rafa kaldırıldı.

-Game of Thrones’daki demir taht, gerçek kılıçlar kullanarak yapılmıştır- bununla birlikte, kitaplarda geçen taht, dizidekinden çok daha büyüktür!

-Dizi bitse de, uyarlandığı kitaplar henüz tamamlanmadı! Yazar George R. R. Martin, hala serinin sondan bir önceki kitabı olan “The Winds of Winter” üzerinde çalışıyor.

-Dizinin başarısının ardından, HBO, Targaryen hanedanlığının hikayesinin anlatıldığı House of Dragon diye bir spin-off’a başladı.

-George R. R. Martin, kitabın filme uyarlanması fikrine sıcak bakmıyordu- haklı olarak, olayların bir filme -veya film serisine- sığmayacak kadar çok ve detaylı olduğunu düşünüyordu. Dizinin yaratıcıları David Benioff ve D.B. Weiss kendisine bir dizi teklifi ile gittiklerinde ise, Martin daha bu fikre daha sıcak baktı. İkilinin eseri okuyup anladığından emin olmak için onlara Jon Snow’un ebeveynlerinin kim olduğunu sordu, doğru cevabı alınca da onların doğru kişiler olduğuna karar verdi.

Sevdiğin dizileri İngilizce olarak izlemek için yan taraftaki formu doldurabilir ve efektif bir şekilde İngilizce öğrenmeye başlayabilirsin.

ingilizce game of thrones replikleri

İngilizce Game of Thrones Replikleri

Şimdi de bu modern klasiğin bizlere sunduğu birbirinden ilginç ve düşündürücü repliklere gelelim… Repliklerin önce İngilizcelerini, sonra da çevirilerini paylaşacağız- eğer istersen çevirilerine bakmadan önce kendin de çevirmeyi deneyebilirsin!

1- “First Lesson – Stick ‘Em With The Pointy End.” – Jon Snow

Birinci ders- kılıcın sivri ucunu düşmanına sapla!

2- “That’s What I Do. I Drink And I Know Things.” – Tyrion Lannister

Benim işim bu… İçki içmek, ve bir şeyler bilmek.

3- “Chaos Isn’t A Pit. Chaos Is A Ladder.” – Petyr ‘Littlefinger’ Baelish

Kaos bir çukur değil, bir merdivendir.

4- “You Know Nothing, Jon Snow.” – Ygritte

Hiçbir şey bildiğin yok, Jon Snow.

5- “I’m Not Going To Stop The Wheel. I’m Going To Break The Wheel.” – Daenerys Targaryen

Tekeri durdurmak gibi bir niyetim yok. Onu kıracağım.

6- “When You Play The Game Of Thrones, You Win Or You Die.” – Cersei Lannister

Taht oyunlarını oynayacaksan, ya kazanır ya ölürsün!

7- “If You Think This Has A Happy Ending, You Haven’t Been Paying Attention.” – Ramsay Bolton

Bunun mutlu sonla biteceğini düşünüyorsan, dikkatini buraya vermemişsin demek…

İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmek için tek yapman gereken yan tarafta yer alan formu doldurmak ve İngilizce kursumuza kayıt olmak!

ingilizce game of thrones replikleri - arya stark

8- “Tell them the North remembers. Tell them winter came for House Frey.” – Arya Stark

Onlara de ki, Kuzey olanları unutmadı… House Frey’in kışının geldiğini söyle onlara!

9- “An unhappy wife is a wine merchant’s best friend.” – Cersei Lannister

Mutsuz bir eş, şarap satıcısının en iyi dostudur.

10- “I believe in second chances. I don’t believe in third chances.” – Doran Martell

Ben ikinci şanslara inanırım… Üçüncülere değil…

11-“Give my regards to the Night’s Watch. I’m sure it will be thrilling. And if it’s not, it’s only for life.”

Gece nöbetçilerine selamımı söyle. Eminim orası çok heyecanlıdır. Değilse de boş ver, altı üstü bir ömür kalacaksın işte…

12- “Winter is coming. We know what’s coming with it.” – Jon Snow

Kış geliyor. Ve beraberinde neyi getirdiğini biliyoruz.

13- “I try to know as many people as I can. You never know which one you’ll need.” – Tyrion Lannister

Olabildiğince insan tanımaya çalışırım. Bir gün hangisine ihtiyacın olacağını bilemezsin.

14- “Any man who must say, I am the king, is no true king.” – Tywin Lannister

Ben kralım demek zorunda hisseden adam, gerçek bir kral olamamıştır.

15- “The man who passes the sentence should swing the sword.” – Eddard Stark

Hükmü veren, kılıcı indirir.

Open English ile İngilizceni Geliştir, Favori Dizini Altyazısız İzle!

Sen de Game of Thrones gibi birbirinden güzel dizileri ve filmleri altyazı ile uğraşmak zorunda kalmadan, orijinal dillerinde rahatça izlemek istemez miydin? Eğer buna cevabın “Evet!” ise, artık Open English online İngilizce kursunu keşfetmenin vakti gelmiş demektir!

Dünyanın dört bir noktasında, her seviyeden 1,5 milyonu aşkın öğrencinin öncelikli tercihi olan Open English’in anadili İngilizce olan uzman eğitmen kadrosu, sınırsız içerik erişimi, dilediğin gibi pratik yapabileceğin online konuşma grupları gibi sayısız ayrıcalığı ile sen de İngilizce okuma, yazma, konuşma ve dinleme becerilerini hızlı, keyifli ve etkili bir şekilde geliştirebilir, dil hedeflerine ulaşabilirsin!

İnsan Kaynakları İçin İş İngilizcesi

İnsan kaynakları, herhangi bir şirketin başarısında kritik bir role sahiptir. İnsan kaynakları uzmanları, çalışanlarla ilgili bir dizi sorumluluk üstlenirken, aynı zamanda şirketin hedeflerini desteklemek ve büyümesine katkıda bulunmakla yükümlüdür.

Bu nedenle, günümüz küreselleşmiş iş dünyasında İngilizce’nin önemi giderek artıyor. Bu da İngilizce bilmeyi zorunlu kılıyor. Peki, insan kaynakları uzmanları neden İngilizce bilmelidir? Hadi gel, İngilizce öğrenmen için sebeplerden bahsedelim

Küresel İletişim:

İş dünyası, uluslararası boyutta faaliyet gösterme eğilimindedir. Şirketler, farklı ülkelerden gelen çalışanlarla çalışırken, küresel müşterilere hizmet verirken ve uluslararası şirketlerle işbirliği yaparken İngilizce becerilerine ihtiyaç duyarlar. İnsan kaynakları uzmanları, küresel iletişim gerektiren durumlarla karşılaşabilir ve İngilizce sayesinde daha etkili bir şekilde iletişim kurabilirler. İletişimdeki bu etkiyi devam ettirmek için Open English her zaman seninle. 

İş Görüşmeleri ve İş İlanları:

İnsan kaynakları uzmanlarının, işe alım sürecinde etkili bir şekilde iletişim kurmaları hayati önem taşır. İş görüşmeleri ve iş ilanları, adaylarla etkileşime geçmek, değerlendirmek ve doğru kişiyi seçmek için kullanılan araçlardır. İngilizce bilmek, iş görüşmelerini yapmak, iş ilanlarını yazmak ve uluslararası adayları değerlendirmek için uzmana daha geniş bir yelpaze sunar.

İş İngilizcesi eğitimimiz hakkında detaylı bilgi için yan tarafta yer alan formu doldurabilirsin.

küresel ekiplerle iletişimde insan kaynakları için iş ingilizcesi

Küresel Ekiplerle İletişim:

Çoğu şirket, farklı coğrafyalardaki çalışanlardan oluşan küresel ekipler kullanır. İnsan kaynakları uzmanları, bu küresel ekiplerle iletişim kurarken İngilizce’yi kullanabilirler. Proje yönetimi, performans değerlendirmeleri, eğitim programları gibi konuları ele alırken İngilizce, farklı ülkelerden gelen çalışanlarla etkili bir şekilde iletişim kurmayı sağlar.

Küresel Şirketlerle İşbirliği:

Birçok şirket, uluslararası şirketlerle işbirliği yapar veya onlarla bağlantı kurar. Bu işbirliği, ortak projeler, eğitimler veya iş stratejileri üzerinde çalışma gibi farklı şekillerde gerçekleşebilir. İngilizce bilmek, insan kaynakları uzmanlarının bu tür işbirliklerinde daha etkili bir şekilde iletişim kurmasına yardımcı olur ve uluslararası platformlarda daha fazla fırsat yaratır.

Open English ile İngilizce Öğren!

Open English ile İngilizce öğrenmek artık çok daha kolay! 

Profesyonel öğretmenlerle interaktif online derslerle İngilizceni geliştirmek senin elinde! İstediğin zaman, istediğin yerden erişebileceğin esnek bir öğrenme deneyimi sunan Open English online bir dil kursudur.

İngilizce konuşma, dinleme, okuma ve yazma gibi becerilerini güçlendirip, kendini dünya çapında iletişimde daha güvenli hissedebilirsin. Open English ile hayallerindeki İngilizce seviyesine ulaşmak çok daha kolay. Hemen kaydol ve bugün başla!

insan kaynakları için iş ingilizcesi kelimeleri

İnsan Kaynakları İçin İş İngilizcesi Kelimeleri

  1. Performance appraisal: Performans değerlendirmesi

We will conduct performance appraisals for all employees next week.

(Gelecek hafta tüm çalışanlar için performans değerlendirmesi yapacağız.)

  1. Employee engagement: Çalışan bağlılığı

We need to implement strategies to improve employee engagement in the workplace.

(İş yerinde çalışan bağlılığını artırmak için stratejiler uygulamamız gerekiyor.)

  1. Talent acquisition: Yetenek edinme

Our company is focused on talent acquisition to attract top candidates in the industry.

(Şirketimiz, sektördeki en iyi adayları çekmek için yetenek edinmeye odaklanmış durumda.)

  1. Onboarding process: İşe uyum süreci

 We have a comprehensive onboarding process to ensure new employees feel welcomed and supported.

(Yeni çalışanların hoş geldiniz hissi yaşamasını ve desteklenmesini sağlamak için kapsamlı bir işe uyum sürecimiz var.)

  1. Training and development: Eğitim ve gelişim

 Our company invests in training and development programs to enhance employee skills and knowledge.

(Şirketimiz, çalışanların beceri ve bilgilerini geliştirmek için eğitim ve gelişim programlarına yatırım yapıyor.)

  1. Conflict resolution: Çatışma çözümü

As an HR professional, it’s important to have effective strategies for conflict resolution in the workplace.

(Bir İK profesyoneli olarak, iş yerinde etkili çatışma çözümü stratejilerine sahip olmak önemlidir.)

  1. Diversity and inclusion: Çeşitlilik ve kapsayıcılık

We promote diversity and inclusion in our organization to foster a positive and inclusive work environment.

(Olumlu ve kapsayıcı bir çalışma ortamı oluşturmak için kuruluşumuzda çeşitliliği ve kapsayıcılığı destekliyoruz.)

  1. Work-life balance: İş-yaşam dengesi

Our company values work-life balance and encourages employees to prioritize their well-being.

(Şirketimiz iş-yaşam dengesine değer verir ve çalışanların iyiliklerini önceliklendirmelerini teşvik eder.)

  1. Employee retention: Çalışan koruma

We need to implement strategies to improve employee retention and reduce turnover rates.

(Çalışan korumasını artırmak ve devir hızını azaltmak için stratejiler uygulamamız gerekiyor.)

  1. Compensation and benefits: Ücretlendirme ve yan haklar

Our company offers competitive compensation and benefits packages to attract and retain top talent.

(Şirketimiz, en iyi yetenekleri çekmek ve elde tutmak için rekabetçi ücretlendirme ve yan haklar sunar.)

  1. Workplace safety: İş yeri güvenliği

Ensuring workplace safety is a top priority for our organization.

(İş yeri güvenliğini sağlamak, kuruluşumuzun birinci önceliğidir.)

  1. Employee motivation: Çalışan motivasyonu

We organize team-building activities to boost employee motivation and morale.

(Çalışan motivasyonunu ve moralini yükseltmek için takım oluşturma etkinlikleri düzenliyoruz.)

  1. HR policies and procedures: İK politika ve prosedürleri

It’s important for HR professionals to stay updated on HR policies and procedures.

(İK profesyonellerinin İK politika ve prosedürlerinde güncel kalmak önemlidir.)

İngilizce çalışmanın en efektif yoluna ulaşmak için tek yapman gereken yan tarafta yer alan formu doldurmak ve seni aramamızı beklemek!

ingilizce insan kaynaklarında kullanılan kelimeler

  1. Conflict resolution: Çatışma çözümü

 HR plays a crucial role in facilitating conflict resolution between employees.

(İK, çalışanlar arasındaki çatışma çözümünü kolaylaştırmada kritik bir rol oynar.)

  1. Leadership development: Liderlik gelişimi

 We provide leadership development programs to nurture future leaders within the organization.

(Kuruluş içinde geleceğin liderlerini yetiştirmek için liderlik gelişimi programları sunuyoruz.)

  1. Workforce planning: İş gücü planlaması

HR conducts workforce planning to ensure the right talent is available for future business needs.

(İK, gelecekteki iş ihtiyaçları için doğru yeteneklerin mevcut olduğunu sağlamak için iş gücü planlaması yapar.)

  1. Grievance handling: Şikâyet yönetimi

 HR is responsible for handling employee grievances in a fair and timely manner.

(İK, çalışan şikayetlerini adil ve zamanında bir şekilde ele almakla sorumludur.)

  1. Succession planning: Halef planlaması

Succession planning is important to ensure a smooth transition of key roles within the organization.

(Halef planlaması, kuruluş içindeki önemli rollerin sorunsuz bir şekilde devredilmesini sağlamak için önemlidir.)

Tabii, işte daha fazla insan kaynakları uzmanlarının bilmesi gereken İngilizce ifade ve tercümeleri:

  1. Employee development: Çalışan gelişimi

We invest in employee development programs to enhance skills and foster career growth.

(Becerileri geliştirmek ve kariyer büyümesini desteklemek için çalışan gelişimi programlarına yatırım yapıyoruz.)

  1. Talent management: Yetenek yönetimi

Talent management involves identifying, attracting, and retaining high-potential employees.

(Yetenek yönetimi, yüksek potansiyelli çalışanları belirlemeyi, çekmeyi ve elde tutmayı içerir.)

  1. Workforce diversity: İş gücü çeşitliliği

Embracing workforce diversity leads to a more inclusive and innovative work environment.

(İş gücü çeşitliliğini benimsemek, daha kapsayıcı ve yenilikçi bir çalışma ortamına yol açar.)

  1. Employee engagement survey: Çalışan bağlılığı anketi

We conducted an employee engagement survey to gather feedback and improve workplace satisfaction.

(Çalışan bağlılığını ölçmek ve iş yeri memnuniyetini artırmak için bir çalışan bağlılığı anketi düzenledik.)

  1. HR analytics: İK analitiği

HR analytics provides insights into workforce trends and helps make data-driven decisions.

(İK analitiği, iş gücü eğilimlerine dair bilgiler sunar ve veriye dayalı kararlar almayı sağlar.)

  1. Performance improvement plan: Performans geliştirme planı

We implemented a performance improvement plan to help the employee meet the expected standards.

(Çalışanın beklenen standartları karşılamasına yardımcı olmak için bir performans geliştirme planı uyguladık.)

İngilizce Düğünle İlgili Terimler/İfadeler

Düğünler hayatımızın sık karşılaştığımız bir parçası. Düğünler çeşitli geleneklerin günümüze taşınması ile oluştuğu için İngilizce düğün ile ilgili kelimeler bazen apayrı bir terminoloji gibi durabilir. Ama merak etme, İngilizce düğünlerle alakalı terimleri ve ifadeleri öğrenmek çocuk oyuncağı!

Bu yazımızda İngilizce düğünle ilgili terim ve ifadelerden bahsedeceğiz. Önce İngilizce düğün ile ilgili kelime bilgisini verdikten sonra daha kalıp halindeki ifadeleri İnceleyeceğiz Bu yazımızın sonunda artık İngilizce düğünlerle ilgili istediğin gibi konuşabiliyor olacaksın! 

İngilizce Düğünle İlgili Terimler/İfadeler yazımıza başlamadan sana bir sorumuz var: İngilizceyi en kolay, en mükemmel bir şekilde konuşmak ister misin? Cevabın “evet” ise seni Open English’e davet ediyoruz!

Open English, alanında önde gelen bir online İngilizce kursu. Dünyada 15 yılı aşkın süredir, 1.5 milyondan fazla insana İngilizce öğreten Open English, bu deneyimiyle sana da İngilizce öğretmeye hazır! Peki Open English’te seni ne bekliyor?

  • Open English’e üye olarak seviyeni öğrenip, bu doğrultuda eğitimine devam edebilirsin.
  • Ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders alabilirsin. 
  • İnteraktif dersler ve konuşma gruplarıyla pratik yapabilirsin. 
  • Dev içerik arşivimizdeki kaynak ve materyallere sınırsız erişim sağlayabilirsin.

Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.

ingilizce düğünle ilgili kelimeler

İngilizce Düğünle İlgili Kelimeler

İlk başlığımızda İngilizce düğünle ilgili yüzlerce kelimenin arasından en yaygın olanlarına hızlıca değinelim! Asıl amacımız İngilizce düğün kalıplarını paylaşmak olduğu için bu kısma çok fazla ağırlık vermiyoruz. Zaten hepsinin Türkçede direkt karşılığı var. 

Bride: Gelin

Groom: Damat

Wedding Ceremony: Evlilik merasimi

Bridesmaid / maid of honor: Nedime

Groomsman / best man: Sağdıç

Wedding vow: Evlilik yemini

Bridal bouquet: Gelin buketi

Bachelor / bachelorette party: Bekarlığa veda partisi

Newlywed: Yeni evli

Honeymoon: Balayı 

ingilizce düğünle ilgili kalıplar ve deyimler

İngilizce Düğünle İlgili Kalıplar ve Deyimler

Bu başlığımızda ise İngilizce düğünler ile alakalı en yaygın kalıp ve deyimlere yer vereceğiz. Bazılarının ise anlamlarını ve hikayelerini anlatacağız. Listemizdeki birkaç deyimin gerçekten çok ilginç hikayeleri var!

Tying the knot

“Düğümü bağlamak” anlamına gelen bu deyim İngilizce düğünlerin vazgeçilmezi! Kökeni ise ortaçağda, bizdeki “nişanlılık” dönemine benzer “handfast” denilen bir gelenek varmış. Evlenmek isteyenler ellerini bir ip ya da kurdele ile bağlayarak bağlılıklarını gösterirlermiş. 

Get down on one knee

“Tek diz üstüne çökmek” anlamına gelen bu deyimi tahmin etmen zor olmaz. Evlilik teklifi etmeyi sembolize ediyor. Dünya çapında bir gelenek olduğu için işimize yarayabilir. 

Asking someone’s hand in marriage

İngilizce düğünle ilgili kalıplardan bir diğeri de bu. Biraz daha geleneksel bir açısı olsa da hala kullanıldığını görüyoruz. Anlamı ise gelinin babasından evlilik için izin almak. 

Three little words

“Üç küçük kelime” anlamına gelse de aslında neyi kastettiğini hepimiz anlıyoruzdur. Filmlerde ve dizilerde sık sık gördüğümüz bu deyimin aslında kastettiği üç kelime “I love you” yani “seni seviyorum”. Bizde iki kelime oluyor tabii ki. 

Umarız buraya kadar İngilizce Düğünle İlgili Terimler/İfadeler yazımızdan yeni şeyler öğrenmişsindir! Eğer İngilizceyi daha verimli bir şekilde öğrenmek istersen seni Open English’te görmekten mutluluk duyarız!

Open English’e abone olarak sana özel çalışma programına sahip olabilir ve ana dili İngilizce olan, dünya çapında eğitmenlerden 7/24 canlı ders almaya başlayabilirsin. Üstüne üstlük, öğrendiklerini pekiştirebileceğin canlı İngilizce konuşma gruplarında yabancılarla konuşabilir ve sonsuz içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilirsin!

Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

ingilizce düğünle ilgili kayıplar ve deyimler ikinci kısım

Have cold feet

Bu deyim tabii ki sadece İngilizce düğünle alakalı yerlerde karşımıza çıkmaz. Oldukça yaygın bir deyimdir fakat düğünlerde de sık karşılaşılır. Anlamı ise “evlilik hakkında şüpheleri olmak”

Other half / better half

Evliliğin iki temel parçası olan eşler birbirinden “diğer yarı” ya da “daha iyi olan yarı” gibi bahsedebilir. Sık sık duyduğumuz bu deyimin kökenini açıklamaya çok gerek yok sanırım. 

Head over heels

“Deliler gibi aşık olmak” gibi çevirebileceğimiz bu deyim özellikle İngilizce düğünler ile alakalı değil. Fakat birine evleniyorsanız “deliler gibi aşık olmanız” gerekiyor gibi yorumlayabiliriz! Aynı zamanda çok hoş bir Tears For Fears şarkısıdır. 

Apple of my eye

Aslında Türkçede de sık sık kullanırız. “Gözümün bebeği” olarak çevirebileceğimiz bu İngilizce deyim çok sevdiğin, değer verdiğin, biricik insanlar için kullanılır. Eşinizin de öyle olması gerektiği için İngilizce düğünle alakalı deyimler arasında göstermekte bir sakınca görmüyoruz 

Ball and chain

“Top ve zincir” anlamına gelen bu deyim pek hoş değil aslında. Eski kovboy filmlerinde belki görmüşsündür, tutsakların ayak bileğine demirden bir küreyi zincirle bağlarlar kaçamamaları için. Bu deyimde ise “kısıtlayıcı bir eş”ten bahsederken bu cezalandırma yöntemine benzetiyoruz. 

Bu yazımızda İngilizce düğünle ilgili kalıplara değindik. İngilizce düğünle ilgili kalıpları kelime bilgisi ve sözcük öbekleri olarak iki ayrı başlıkta ele aldığımız bu yazımız umarız ki faydalı olmuştur. İngilizce düğünle ilgili kalıplara benzer bir konuda olan İngilizce Rica Etme Cümleleri yazımızı okumanı öneriririz!

İngilizceye Hakim Olmak İster Misin?

Cevabın “Evet!” ise seni Open English’e bekliyoruz. Open English’e abone olarak ana dili İngilizce olan yabancı eğitmenlerden 7/24 canlı ders alabileceğin gibi, derslerde öğrendiklerini canlı konuşma gruplarında pekiştirebilirsin. Üstelik Open English, dev içerik arşivimize sınırsız erişim fırsatını da sunuyor!

Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. 

Above ve Over Anlamları – Above ve Over Farkları

Above ve over kelimeleri İngilizcede en çok birbirine karıştırılann kelimelerden bir tanesidir. Bu iki kelime anlamca birbirine oldukça yakın olsa da cümle içinde kullanım alanları farklıdır. Tıpkı see-look-watch kelimelerinde olduğu gibi above ve over kelimeleri de sıklıkla birbirine karşılaştırılır.

Biz bu yazıda örnekleriyle birlikte “above” ve “over” kelimelerinin kullanım alanlarını ve aralarındaki farkları detaylı olarak açıklayacağız.

Above Ne Demektir?

Bu kelime bir şeyin, başka bir şeyden daha yüksek bir seviyede olduğu anlamına gelir. Bir eşyanın  bir diğer eşyadan daha yüksekte olduğunu tanımlamak üzere kullanabileceğin gibi, bir kişinin rütbe bakımından diğer kişiden daha üstte olduğu durumlarda da kullanılır.

Örnek vermek gerekirse,

“The sun is above the clouds.” (Güneş bulutların üstündedir.) Bu cümle bir cismin bir diğer cisimden konum bakımından daha üstte olduğunu açıklamak üzere kullanılmıştır.

“The boss is above the employees in the company hierarchy.” (Patron, şirket hiyerarşisinde çalışanların üstündedir.) Bu cümle ise rütbe olarak bir kimsenin bir diğer kimseden daha üst bir rütbede olduğu anlamına gelir.

“above” kelimesi, konum veya derece olarak daha yüksek olan bir şeyi tanımlamak için kullanılır. Fiziksel nesneleri, konumları veya seviyeleri tanımlamak için bu kelime tercih edilir.

Örneğin, “Kitap rafın üzerinde” veya “Sınavda %90’ın üzerinde puan aldım.” İlk cümlede “above” kitabın rafa göre konumunu tanımlamak için kullanılır. İkinci cümlede ise “above”, puanın geçme notlarına göre derecesini tanımlamak için kullanılır.

  • The picture was hanging above the fireplace. (Resim, şöminenin üzerinde asılıdır.)
  • The bookshelf was mounted above the desk. (Kitaplık masanın üstüne monte edildi.)
  • The plane soared above the clouds. (Uçak bulutların üzerinde yükseldi.)
  • The moon shone brightly above the horizon. (Ay, ufuk çizgisinin üzerinde parlak bir şekilde parladı.)
  • The teacher wrote a note above the student’s answer. (Öğretmen, öğrencinin cevabının üzerine bir not yazdı.)
  • The balcony provided a view from above. (Balkon, yukarıdan bir görünüm sağladı.)
  • The helicopter hovered above the stadium during the event. (Helikopter etkinlik sırasında stadyumun üzerinde süzüldü.)
  • The bird flew high above the treetops. (Kuş, ağaçların üzerinde yüksek uçtu.)
  • The drone captured stunning aerial footage from above. (Drone, yukarıdan çarpıcı hava çekimleri yakaladı.)

Online İngilizce kursumuz hakkında detaylı bilgi almak için yan taraftaki formu doldurabilirsin.

over ne demek

Over Ne Demek?

“Over”, tıpkı above gibi bir şeyin başka bir şeye göre daha yüksek bir konumda veya seviyede olduğu anlamına gelen bir edattır. Above’dan farklı olarak ise bir şeye temas ettiğinde veya üstünü kapattığında da “over” kelimesi kullanılır. Bu şekilde anlatıldığında ifadenin kullanımı kavramak zor olabilir Bunun için örneklerle “over” kelimesinin kullanımı üzerine biraz daha duralım:

“The plane flew over the mountains.”  (Uçak dağların üzerinden uçtu.) Bu cümlede uçağın dağlara kıyasla olan konumu belirtilmiştir.

“The spider spun its web over the window.”  (Örümcek ağını pencerenin üzerinde ördü.) Bu cümlede örümcek ağı pencereye temas ettiğinden “over” kelimesi kullanılır.

Bununla birlikte “over” bir bölgenin genelinde veya her yerinde anlamında da kullanılır.

Örnek: “The news spread over the city quickly.” (Haber şehre çabucak yayıldı.)

  1. The cat jumped over the fence. (Kedi çitin üzerinden atladı.)
  2. The blanket was draped over the couch. (Battaniye kanepenin üzerine örtüldü.)
  3. The bridge spans over the river. (Köprü nehrin üzerinde uzanır.)
  4. She placed a towel over her shoulders. (Omuzlarına havlu koydu.)
  5. The plane flew over the mountains. (Uçak dağların üzerinden uçtu.)
  6. The clouds moved slowly over the city. (Bulutlar şehrin üzerinden yavaşça geçti.)
  7. He ran his hand over the smooth surface of the table. (Elini masanın pürüzsüz yüzeyinde gezdirdi.)
  8. The rain poured over the umbrella. (Yağmur şemsiyenin üzerine döküldü.)
  9. The flag fluttered in the wind over the stadium. (Bayrak, stadyumun üzerinde rüzgarda dalgalandı.)
  10. She spread the map over the table to study it. (Çalışmak için haritayı masanın üzerine yaydı.)

above ve over arasındaki farklar

Above ve Over Arasındaki Farklar

“Above” ve “over” arasındaki temel farktan bahsedecek olursak, “above” daha yüksek bir seviyeyi veya dereceyi tanımlamak için kullanılırken, “over” bir alanı veya alanı kaplamayı veya uzanmayı tanımlamak için kullanılır.

Bu kelimeler arasındaki farkı daha yakından inceleyebilmek için bu başlık ile ilgili bir diyalog inceleyelim:

Student: I’ve always wondered about the differences between “above” and “over.” They seem similar, but when should we use each one? (“Above” ve “over” kelimeleri arasındaki farkı  hep merak etmişimdir. Çok benzer görünüyorlar ama her birini ne zaman kullanmalıyım?)

Teacher: That’s a great question! While they do have some similarities, “above” and “over” have distinct uses. Let me explain. “Above” generally refers to a higher position or location in relation to something else. It can describe physical placement, like an object being positioned higher than another object, such as a picture hanging above a fireplace.

(Bu harika bir fikir! Bazı benzerlikleri olsa da, “above” ve “over” kelimelerinin farklı kullanımları vardır. Açıklayayım. “Above” genellikle başka bir şeye göre daha yüksek bir konumu veya konumu ifade eder. Bir şöminenin üzerinde asılı duran bir resim gibi bir nesnenin başka bir nesneden daha yükseğe konumlandırılması gibi fiziksel yerleşimi tanımlayabilir.)

 

Student: Ah, I see. So “above” is more about vertical relationships. What about “over”? (Ah, anlıyorum. Yani “above daha çok dikey ilişki ile alakalı. Peki ya “over”?)

Teacher: Exactly! “Over” has a broader usage. It can indicate movement across or covering a surface or area. For example, we say the cat jumped over the fence, suggesting that it crossed the physical boundary. “Over” can also describe placement, like a blanket draped over a couch.

(Kesinlikle! “Over” daha geniş bir kullanıma sahiptir. Bir yüzey veya alanı kaplayan veya kaplayan hareketi gösterebilir. Örneğin, kedinin fiziksel sınırı geçtiğini öne sürerek çitin üzerinden atladığını söylüyoruz. “Bitti”, bir kanepenin üzerine örtülmüş bir battaniye gibi yerleşimi de tanımlayabilir.)

above ve over arasındaki kullanım farkları

Student: Got it. So, while “above” focuses on vertical position, “over” implies crossing or spanning a distance? (Anladım. Yani, “yukarıda” dikey konuma odaklanırken, “üzerinde” bir mesafeyi geçmek veya kat etmek anlamına mı geliyor?)

Teacher: Yes, you’ve got it! “Over” can also describe motion or action occurring above or across something, like a plane flying over the mountains or rain pouring over an umbrella.

(Evet, anladın! “Aşırı” ayrıca, dağların üzerinden uçan bir uçak veya bir şemsiyenin üzerinden yağan yağmur gibi bir şeyin üzerinde veya karşısında meydana gelen hareketi veya eylemi tanımlayabilir.)

 

Student: That’s clear now. But are there any situations where they can be used interchangeably? (Şimdi oldu. Ancak birbirinin yerine kullanılabileceği durumlar var mı?)

Teacher: While there is some overlap, it’s important to remember their primary uses. However, there are instances where they can be used interchangeably. For example, saying “the helicopter hovered above the building” or “the helicopter hovered over the building” would convey a similar meaning.

(Bazı benzeşmeler olsa da, birincil kullanımlarını hatırlamak önemlidir. Ancak birbirinin yerine kullanılabileceği durumlar da vardır. Örneğin, “bina üzerinde helikopter uçtu” veya “bina üzerinde helikopter gezindi” demek de benzer bir anlam ifade eder.)

 

Student: I see how they can sometimes be used interchangeably. Thank you for explaining the differences between “above” and “over.” It’s much clearer now. (Bazen birbirlerinin yerine kullanılabildiklerini görüyorum. “Above” ve “over” arasındaki farkları açıkladığınız için teşekkür ederiz. Şimdi çok daha net.)

Teacher: You’re welcome! I’m glad I could help. Understanding these nuances will definitely improve your language skills and make your communication more precise. If you have any more questions, feel free to ask! (Rica ederim! Yardım edebildiğime sevindim. Bu nüansları anlamak kesinlikle dil becerilerinizi geliştirecek ve iletişiminizi daha kesin hale getirecektir. Başka sorunuz varsa, sormaktan çekinmeyin!)

İngilizce öğrenmek için yan taraftaki formu doldurabilir ve ekip arkadaşlarımızın seni aramasını bekleyebilirsin.