Phrasal verb’ler, İngilizcenin vazgeçilmez bir parçasıdır. Peki, nedir bu phrasal verb’ler? Aslında, bir phrasal verb, bir fiil ile bir veya daha fazla edat veya zarfın birleşmesinden oluşan bir ifadedir. Örneğin, “get up” (kalkmak), “take off” (havalanmak) veya “turn on” (açmak) gibi ifadeler phrasal verb’lerdir. Bu tür ifadeler, tek başlarına kullanılan kelimelerden farklı anlamlara sahiptir ve sıklıkla deyimsel bir anlam taşırlar.
Phrasal verb’ler İngilizce çalışma sürecinde önemli bir rol oynar. Dili geliştirmene, iletişim yeteneklerini güçlendirmene ve İngilizceyi anlama kapasiteni artırmana yardımcı olurlar. Başlangıçta zor gelebilirler, ancak sürekli pratik yaparak ve kullanarak bunları öğrenmek mümkündür. Dil sürecini daha kolaylaştırmak ve bu süreçten keyif almak istiyorsan Open English’in sana sunduğu fırsatları kaçırma.
Phrasal verb serimizin bu seferki başlığı “E” ile Başlayan Phrasal Verb’ler’. Bu yazıda E harfiyle başlayan 30 tane phrasal verb, bunlarla alakalı birer İngilizce örnek ve Türkçe çevirisini verdik. Hadi bol şans!

End up (Sonuçlanmak):
Eat out (Dışarıda yemek yemek):
Exercise off (Egzersiz yaparak yakmak):
Ease off (Hafiflemek, azalmak):
Empty out (Boşaltmak):
Embark on (Bir şeye başlamak):
Entertain with (Bir şeyle eğlendirmek):
Explore around (Çevreyi keşfetmek):
Express oneself (Kendini ifade etmek):
Eye up (Dikkatle bakmak):
İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmek için yan taraftaki formu doldurarak ilk adımı atabilirsin.

Emerge from (Bir şeyden çıkmak, ortaya çıkmak):
Enter into (Bir anlaşmaya girmek):
Elaborate on (Ayrıntılı bir şekilde açıklamak):
Escape with (Bir şeyi kaçırmak):
Establish as (Bir şeyi kurmak, oluşturmak):
Enjoy oneself (Keyif almak):
Escape from (Bir şeyden kaçmak):
Excuse oneself (Özür dilemek):
Explain away (Bir şeyi açıklamaya çalışmak):
Evaluate on (Değerlendirmek):
Ease up (Hafiflemek):
Exercise caution (Dikkatli olmak):

Endure through (Katlanmak, dayanmak):
Exchange for (Bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek):
Expose to (Maruz bırakmak):
Escape to (Bir yerden kaçmak):
Enter in (Girmek, katılmak):
Expand on (Genişletmek, ayrıntılandırmak):
Expect of (Birinden bir şey beklemek):
Engage in (Bir şeyle meşgul olmak, dahil olmak):
İngilizce öğrenmek için yeni bir yol arıyor musun? Open English tam sana göre! Modern ve etkileşimli öğrenme deneyimiyle, İngilizceyi kolaylıkla öğrenmek ve akıcı konuşmak artık hayal değil.
Open English, dünya çapında binlerce öğrenciye İngilizce öğrenme fırsatı sunan online bir dil kursudur. Sana özel hazırlanan ders programları, uzman eğitmenler ve interaktif materyallerle dil becerilerini hızla geliştirebilirsin.
Open English, öğrenme sürecini en verimli şekilde yönlendirmek için ileri teknolojiye dayalı araçlar ve öğrenme platformu sunar. Öğrenciler, istedikleri herhangi bir zamanda ve yerde derslere erişebilir, eğitmenleriyle canlı konuşma seansları düzenleyebilir ve diğer öğrencilerle interaktif etkileşimlerde bulunabilirler.
E, hadi o zaman, Open English ailesine katıl ve dünyayı keşfetmek, yeni insanlarla iletişim kurmak ve kariyerinde ilerlemek için İngilizce öğrenmeye bugün başla!
Veri bilimi, modern iş dünyasında büyük bir önem kazanmış durumda. Şirketler; farklı birçok sebeple veri bilimi uzmanlarına ihtiyaç duyuyor. Ancak, veri bilimi sadece teknik becerileri gerektiren bir alan değil. İyi bir veri bilimcisinin aynı zamanda Veri Bilimi için iş İngilizcesine hakim olması da önemli.
Veri Bilimi için iş İngilizcesi; veri bilimcilerin projelerini etkili bir şekilde yönetmeleri, analiz sonuçlarını doğru bir şekilde iletişim etmeleri ve işbirliği yapmaları için gerekli. Veri bilimciler; yazılı ve sözlü iletişim becerilerini kullanarak projelerini sunmalı, raporlar hazırlamalı, iş toplantılarına katılmalı ve müşterilerle etkileşimde bulunmalı. Veri Bilimi için iş İngilizcesi, veri bilimcilerin sektördeki güncel gelişmeleri takip etmesi ve uluslararası düzeyde işbirliği yapabilmesi için de önemli.
Veri Bilimi için iş İngilizcesi başlıklı yazımız, veri bilimcilerin iş İngilizcesi becerilerinin önemine dikkat çekiyor. Veri bilimi, sadece teknik bilgilere sahip olmanın ötesine geçerek iş stratejileriyle entegre olmayı ve iş gereksinimlerini karşılamayı gerektiriyor. Veri Bilimi için iş İngilizcesine hakim olmak; veri bilimcilerin projelerini daha etkili bir şekilde yönetmelerine, işbirliği yapmalarına ve kariyerlerinde ilerlemelerine yardımcı oluyor. Bu nedenle, veri bilimcilerin Veri Bilimcileri için iş İngilizcesi becerilerini geliştirmek ve iş İngilizcesine yatırım yapmaları önemli bir hal alıyor.
Veri Bilimi için iş İngilizcesi, Open English iş İngilizcesi programları ile rahatlıkla öğrenilebiliyor. Sayfada bulunan formu doldurarak sen de online İngilizce kursu Open English’in iş İngilizcesi programları ile Veri Bilimi için iş İngilizcesi öğrenmeye hemen şimdi başlayabilirsin.

Veri bilimciler, büyük veri kümelerini analiz eden, istatistiksel ve analitik yöntemleri kullanarak bilgi ve değerli içgörüler elde eden profesyonellerdir. Veri bilimciler, genellikle matematik, istatistik, programlama ve veritabanı becerilerine sahip olan ve analitik düşünme yetenekleri gelişmiş olan kişilerdir.
Veri bilimciler, çeşitli endüstrilerde ve sektörlerde çalışabilirler. Şirketler, finans kurumları, sağlık hizmetleri, perakende, teknoloji firmaları, telekomünikasyon şirketleri ve daha birçok alanda veri bilimcilerin talebi giderek artmaktadır. Bu profesyoneller, veri analizi, tahmin modelleri oluşturma, makine öğrenimi uygulamaları geliştirme, veri görselleştirme yapma ve veri stratejileri oluşturma gibi görevleri yerine getirirler.
Veri bilimciler, genellikle istatistiksel ve programlama dilleri (Python, R gibi) konusunda uzmanlaşmış olurlar. Ayrıca, büyük veri platformlarına, veritabanı yönetim sistemlerine ve veri işleme araçlarına da hakim olurlar. Veri bilimciler aynı zamanda iyi bir problem çözme yeteneği, analitik düşünme ve iletişim becerileri, takım çalışması ve yönetim yetenekleri gibi yetkinliklere sahip olmalıdır. İyi bir veri bilimci olmak için Veri Bilimi için iş İngilizcesine dair bilgilerin önemi de unutulmamalıdır.
Veri biliminin İngilizce karşılığı “data science” olarak bilinir. Data science terimi, büyük veri kümelerini analiz etmek, model oluşturmak, bilgileri çıkarmak ve tahminlerde bulunmak için istatistiksel ve analitik yöntemleri kullanma disiplinini ifade eder. Data science, istatistik, makine öğrenimi, veri madenciliği, veri görselleştirme ve veritabanı yönetimi gibi çeşitli alanları içeren çok disiplinli bir alandır.
Data science, birçok sektörde ve endüstride geniş uygulama alanına sahiptir. Şirketler; finans, sağlık, perakende, e-ticaret, pazarlama, iletişim ve daha birçok alanda data science yöntemlerini kullanarak verileri analiz eder ve karar alma süreçlerini geliştirir. Veri bilimi; verilerden anlamlı bilgiler elde etmek, trendleri keşfetmek, müşteri davranışlarını anlamak, operasyonları iyileştirmek ve gelecekteki olayları tahmin etmek gibi hedeflere ulaşmada önemli bir rol oynar.

Veri bilimi için mesleki İngilizce öğrenmek, birkaç nedenle önemlidir:
Veri bilimcilerin sahip olması gereken Veri Bilimi için iş İngilizcesi becerileri şunları içerir:
Yukarıda saydığımız ve Open English iş İngilizcesi programıyla öğrenebileceğin daha fazla Veri Bilimi için iş İngilizcesi becerisi, Veri Bilimi alanı için oldukça önemli. Çok şanslısın, çünkü Open English iş İngilizcesi konusunda kusursuz bir çalışma sergiliyor.

Veri Bilimi için iş İngilizcesinin öneminden ve Veri Bilimi için iş İngilizcesini nasıl öğrenebileceğinden bahsettik. Veri Bilimi İçin İş İngilizcesi başlıklı yazımızın bu bölümünde seninle, Veri Bilimi için iş İngilizcesi terimlerinden bazılarını paylaşmak istedik. İşte, Veri Bilimi için iş İngilizcesi terimlerinden 10 tanesi!
Veri Bilimi alanında kullanılan terimlerin daha fazlasını öğrenmek için Veri Bilimcileri İçin İngilizce Kelimeler başlıklı yazımızı okuyabilirsin.
Open English Veri bilimi için iş İngilizcesi programı ile diğer Open English iş İngilizcesi programları, istediğin her alanda daha rahat bir iş iletişimi kurmanı sağlayacak. Ana dili İngilizce olan eğitmenlerden alacağın İngilizce eğitimi sayesinde İngilizce bilgini ileri seviyelere taşıyabilirsin. Open English iş İngilizcesi programlarına katılarak alacağın özelleştirilmiş ve interaktif İngilizce dersleri sayesinde kendi alanında İngilizceye dair bilmen gereken her şeyi öğrenebilirsin.
Hadi, bir an önce bu sayfada bulunan iletişim formunu doldur ve Open English ile çalışma alanına ait iş İngilizcesine dair her şeyi öğrenmek için Open English aboneliğini başlat!
Günümüzde İngilizce biliyor olmak son derece önemli bir hale geldi. İş ve okul hayatında İngilizce bilmenin senin olanaklarını nasıl genişleteceği ortada. Bunun dışında artık günlük hayatta da İngilizce sıkça kullanılıyor.
İnternette araştırma yaparken İngilizce bilen kişi her zaman daha fazla kaynağa sahip. Ayrıca sosyal medyada birçok içeriğin İngilizce olduğunu görebilirsin. Hatta İngilizce kelimeleri farkında olmadan günlük hayatında da kullanıyor olmalısın.
İngilizce evrensel bir dil ve gelinen noktada İngilizce bilmenin artıları çok. Bu durumda sen de İngilizce öğrenme telaşı içinde olabilirsin. O zaman seni Open English ile tanıştıralım!
Open English, online bir İngilizce kursu. İngilizce öğrenmek isteyip de kursa gidecek vaktin yoksa tam sana göre! Open English ile istediğin zamanda ve dilediğin yerde İngilizce öğrenmeye başlayabilirsin.
7/24 canlı derslere katılarak İngilizce çalışabilirsin. Ayrıca ana dili İngilizce olan eğitmenlerle konuşarak İngilizce pratik yapabilirsin. Open English ile sıfırdan İngilizce öğrenebilirsin. Var olan temel İngilizce bilgini geliştirmen de mümkün.
Open English ile İngilizce öğrenmek hem kolay hem de eğlenceli! Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek istersen formu doldurabilirsin.
Dil öğrenmek ve hedeflediğin dile hakim olmak bir süreç işi. Daha önce İngilizce öğrenmeyi denemiş ve başarısız hissetmiş olabilirsin. Kaygılanmana gerek yok. Belki de yanlış bir metodla dil öğrenmeye çalıştın.
İngilizce birçok dile göre öğrenilmesi daha kolay bir dil. Eğer daha önce İngilizce öğrenmeyi denediysen, bunu en az bir kez duymuşsundur. İngilizce konuşmak istiyorsan, İngilizceyi günlük hayatının bir parçası haline getirmelisin.
Bol bol İngilizce kelimeler öğrenmek oldukça iyi bir fikir. Bunun yanında günlük hayatta işine çok yarayacak basit diyaloglara da çalışabilirsin.

Deyimler belli bir kültür ve tarihsel bağlam içerisinde ortaya çıkar. Deyim kendisini meydana getiren kelimelerden fazlasıdır. Yani deyimin içinde yer alan kelimeleri tek tek çevirsen bile deyimin anlamını karşılamaz. Bu nedenle günlük dilde sık kullanılan deyimleri bilmen önemli.
Her dilin kendine ait deyimleri var. Türkçede de bu durum değişmiyor. Şöyle bir düşün, günlük konuşmalarında hangi deyimleri sık kullanıyorsun?
Deyimler özel anlamı olan ifadelerdir. Bundan dolayı bir dili öğrenmek istiyorsan o dildeki deyimleri bilmen gerek. Hem bu senin o dildeki hakimiyetini de güçlendiren bir pratik olur.
Türkçe mecaz ve deyim bakımından oldukça zengin bir dil. Hatta yeni Türkçe öğrenmeye çalışan herkes ilk bundan şikayet eder. Her dilde olduğu gibi İngilizcede de deyimler kullanılıyor.
Günlük konuşmalarda sık geçen İngilizce deyimler var. Hepsini bir seferde aklında tutman çok zor. Ama işi eğlenceli hale getirebilirsin. Biz de bu konuda sana yardımcı olalım istedik. Senin için içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimleri listeledik.

Çok sayıda İngilizce deyim var. Bunlar İngilizce okuma yaparken karşına çıkabilir. Ayrıca İngilizce bir metin yazarken sen de deyimlerden yararlanmak isteyebilirsin.
Bütün İngilizce deyimleri bir seferde ezberleyemezsin. Ama kategorilere bölerek çalışabilirsin. İşi eğlenceli hale getirmek için bu yöntemi mutlaka dene! Senin için içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimler bulduk. Haydi gel, içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlere bir bakalım.
Herkesin başarılı olacağı, şansının güleceği bir gün vardır.
İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerin ilkiyle başlayalım. Bu deyim oldukça sık kullanılıyor. Türkçede kullanılan şeytanın bacağını kırmak deyimine benziyor aslında. Herkes bir gün başarılı ve şanslı olabilir. O an gelecektir şeklinde bir kullanıma sahip.
Durum çok kötüye gidiyor.
İşte içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerden biri daha! Bu deyim de sık kullanılıyor. İşlerin kötüye gittiğini belirten bir deyim. Sakın bu anlam ile “dog” kelimesinin ne alakası var deme, bunlar İngilizce deyimler!
Önemsiz bir şeyin, önemli bir şey üzerinde büyük etkisi olması.
İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerin en popüler olanlarından biri. Bu deyim gündelik konuşmalarda epey tercih ediliyor.
Tehditkar ve çok konuşan kişi genellikle iş eyleme gelince bir şey yapamaz.
Bu deyim bir yerden tanıdık geldi mi? Demek ki içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerin bazıları Türkçede de var. Tamamen aynı olmasalar da anlamları benzeş deyimler mevcut. Türkçedeki havlayan köpek ısırmaz kullanımına çok yakın bir anlamı var.
Yakın olunan birine genellikle de sevgiliye çok kızgın olunan durumlarda kullanılıyor.
Dog / köpek geçen İngilizce deyimlerden biri daha! Bunu da gündelik hayatta sıkça duyabilirsin. Geniş bir kullanım alanı var.

Çok fazla çalışmak.
Peki, bu deyim sana tanıdık geliyor mu? İşte tanıdık içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerden biri! Türkçedeki köpek gibi çalışmak kullanımına çok benziyor.
Bir grubun içinde ya da bir toplantıda, buluşmada en baskın, en dikkat çeken kişiler için kullanılıyor.
Yine popüler deyimlerden biri daha! İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimler ne kadar çok değil mi? Bu deyim de gündelik konuşmalarda yaygın kullanılıyor.
Acımasız durdurak bilmeyen sıkı bir rekabet anlamına geliyor.
Evet, İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerden devam edelim. Bu ilginç deyim rekabet ortamlarını anlatmak için kullanılıyor. Günlük hayatta tercih edilen deyimlerden bir tanesi.
İstediğini elde etmek, sözünü geçirmek için masum ve üzgün bir ifade takınmak.
İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerin en sevimli olanlarından biri! Bu İngilizce deyimi sosyal medyada sıkça görebilirsin.
Sürekli birbiriyle kavga etmek, anlaşamamak.
Tanıdık içinde dog / köpek geçen İngilizce deyimlerden biri değil mi? Türkçedeki kedi köpek gibi kavga etmek kullanımına benziyor. Konuşmalarda sık duyacağın İngilizce deyimler arasında yer alıyor.
Abartılı hareketler sergilemek, gösteriş yapmaya çalışmak.
Eleştirel bir anlama sahip olan bu deyim oldukça popüler. Gündelik konuşmalarda, arkadaş arasında yapılan dedikodularda sık kullanılıyor. Bu deyimin anlamını artık sen de biliyorsun! Biriyle diyalog kurarken öğrendiğin deyimleri aralara sıkıştırabilirsin.
İçinde dog / köpek geçen İngilizce deyimler çok fazla. Biz en çok kullanılan İngilizce deyimleri senin için listeledik. Sen de kendin için buna benzer listeler hazırlayabilirsin. Bu sayede İngilizce kelime haznen genişlemiş olur.
İngilizce konuşabilmek için günlük hayatta sık kullanılan deyimleri öğrenmen gerek. Bunu kelime ezberi yapmak gibi düşünebilirsin. İngilizce pratik yapman da son derece önemli. Çünkü ezberlediklerini kullandıkça belleğine yerleşecek ve unutmayacaksın. Kaygılanma, İngilizce serüvenin boyunca Open English her zaman yanında!
Open English ile İngilizce öğrenmek oldukça kolay! Online İngilizce kursumuz hakkında daha detaylı bilgi edinmek istersen formu doldurabilirsin.
Diyelim ki yurt dışına çıktın ve arkadaşlarınla güzel bir restorana gittin. Harika bir akşam yemeği yediniz ve yediğiniz yemek üzerine sohbet ediyorsunuz. Ya da diyelim ki Türk mutfağı hakkında yabancı arkadaşlarına bilgi vermek istiyorsun. Bunları nasıl anlatacağını biliyor musun? Eğer bilmiyorsan bu yazı tam ihtiyacın olan şey!
Tatları tanımlamak her zaman düşündüğümüz kadar kolay olmayabilir. Çünkü duyu organlarımızla deneyimlediğimiz şeyler için genelde belli başlı kelimeler vardır. Bu yüzden bu yazımızda İngilizce yemek sıfatlarından bahsedeceğiz. İngilizce yemek sıfatları, yediğiniz bir yemeği tanımlamak için olmazsa olmaz olacaktır!
İngilizce yemek sıfatları yazımıza başlarken öncelikle en temel tat türlerinden bahsedeceğiz. Yemekleri kategorize ederken başlıca kullandığımız bu kelimeler İngilizce yemek sıfatlarına başlamak için en doğru yol olacaktır. Sonrasında ise daha genel kullanılan, günlük hayatta sık sık göreceğin tanımlara da İngilizce yemek sıfatları yazımızda yer vereceğiz!
İngilizce yemek sıfatları yazımıza başlamadan önce seni Open English’e davet etmek istiyoruz. Eğer, seviyen ne olursa olsun, İngilizceyi en verimli şekilde öğrenmek ve akıcı bir şekilde konuşmak istersen seni aramızda görmeyi çok isteriz!
Dünyada önde gelen online İngilizce kursu olan Open English, sana bir çok ayrıcalıklı fırsat sunuyor. Open English’e abone olarak bu fırsatlardan gönlünce faydalanabilirsin. Peki nedir bu fırsatlar?
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.

İngilizce yemek sıfatları yazımızın lk başlığında temel tat profillerinin İngilizce isimlerini öğrenmekte fayda var. Bu temel tat profilleri her yemeği kategorize etmek için kullanıldığı için İngilizce yemek sıfatları arasında olmazsa olmazdır! Bu yüzden İngilizce yemek sıfatlarında ilk sıra onlarda.
Türkçede “tatlı” anlamına gelen bu kelime en sık gördüğümüz İngilizce yemek sıfatlarındandır. En sevdiğimiz tatlılardan bahsederken sık sık kullanırız!
“This pudding is very sweet.”
“Bu puding çok tatlı.”
İngilizce yemek sıfatlarından bir diğer önemli kelime ise “sour” yani “ekşi”. Aklına ilk olarak limon geldi, biliyoruz.
“Your lemonade is too sour!”
“Senin limonatan fazla ekşi!”
“Baharatlı” anlamına gelen “spicy” kelimesi de İngilizce yemek sıfatlarının olmazsa olmazı. Bazen “hot” ile karıştırılabilir ama unutmamamız gereken şey baharatlı her şeyin “acı” denecek kadar keskin olmadığı.
“Indian food is generally very spicy.”
“Hint yemekleri genelde çok baharatlıdır.”
Umarız buraya kadar İngilizce yemek sıfatları yazımızdan yeni şeyler öğrenmişsindir! Günlük hayatta sık sık kullanacağın İngilizce yemek sıfatlarını öğrenmek mutlaka sana çok faydalı olacaktır. Eğer İngilizceyi daha derinlemesine, daha verimli bir şekilde öğrenmek istersen seni tekrardan Open English’e davet etmek isteriz!
Open English’e abone olarak sana özel hazırlanmış çalışma programını edinebilir ve ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders almaya hemen başlayabilirsin. Bunun yanı sıra, öğrendiklerini pekiştirebileceğin canlı konuşma gruplarında yabancılarla konuşabilir ve dev içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilirsin!
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

“Bitter” kelimesini duyunca aklına hemen bitter çikolata geldi eminiz ki. Evet, o bitter bu bitter! “Acı” olarak çevirsek de baharat acısı gibi olmadığını bitter çikolatayı hatırlayarak aklında tutabilirsin.
“Tonic is very bitter. That’s why I don’t like it.”
“Tonik çok acı. Bu yüzden sevmiyorum.”
Bu kelime aslında Türkçede pek karşılaştığımız bir kelime değil. İngilizce yemek sıfatları arasında yer vermemize engel değil tabii ki. Tam bir çevirisi olmasa da “et gibi yüksek proteinli yiyeceklere ait tat” diye özetleyebiliriz.
“This soup has a nice umami flavor.”
“Bu çorbada güzel bir umami aroması var.”
Yazımızın bu kısmında kısa kısa çok sık karşılaşacağın İngilizce yemek tanımlarken kullanabileceğin sıfatlara değineceğiz! Bu kelimeler sayesinde yemeklerle ilgili konuşurken dünyaca ünlü bir şef gibi yorumlar yapıp arkadaşlarının takdirini toplaman garanti!
| salty | tuzlu | tart | mayhoş |
| rich | zengin | fruity | meyvemsi |
| acidic | asidik | earthy | topraksı |
| mild | hafif | refreshing | ferahlatıcı |
| juicy | sulu | buttery | tereyağlı |
| smoky | isli | crisp | çıtır çıtır |
| mellow | yumuşak | bittersweet | acı-tatlı |

Bugünkü yazımızda İngilizce yemek sıfatlarından bahsettik ve en yaygın İngilizce yemek sıfatlarından örnekler verdik. Umarız İngilizce yemek sıfatlarını öğrenmek faydalı olmuştur! İngilizce yemek sıfatları gibi günlük hayatta sık sık karşılaşabileceğin Kolay İngilizce Konuşma Kalıpları: Günlük Hayatta Kullanabileceğin İngilizce İfadeler isimli yazımızı da incelemeni öneririz. Fakat eğer İngilizceyi ciddiye alıyorsan adres belli diyebiliriz!
İngilizce yemek sıfatları yazımızı kapatırken sana bir sorumuz var: İngilizceyi ana dilin gibi konuşmak ister misin? Eğer çoğu insan gibi cevabın “evet” ise seni Open English’te görmeyi çok isteriz. Open English, dünya çapında 1.5 milyon insana 15 yıldır İngilizce öğreten bir online İngilizce kursu. Dolayısıyla alanında oldukça donanımlı ve deneyimli! Bu deneyimden faydalanmak istersen sen de aramıza katıl!
Open English’e abone olarak ana dili İngilizce olan dünya çapında eğitmenlerden 7/24 canlı ders alabilir, öğrendiklerini canlı konuşma gruplarında yabancılarla konuşarak pratiğe dökebilir ve dev içerik arşivimizdeki materyal ve kaynaklara sınırsız erişim sağlayabilirsin!
Bu sayfadaki iletişim formunu doldur, seni arayalım.
İngilizceyi geliştirmek bazen zorlu bir yolculuk gibi gelebilir. Gramer kuralları, kelime dağarcığı, telaffuz… Bunların hepsi bir araya gelince kafa karıştırıcı olabilir. Ama Phrasal verb’ler, İngilizce öğrenirken heyecan verici bir şekilde dili zenginleştiren ve gerçek hayatta kullanmanı sağlayan bir araçtır.
Phrasal verb’ler, bir fiilin yanına eklenen preposition (edat) veya adverb (zarf) ile yeni bir anlam kazanan ifadelerdir. Örneğin, “get” fiiliyle birlikte “up” kelimesi kullanıldığında “kalkmak, yükselmek” anlamlarını taşıyan “get up” Phrasal verb’ünü oluşturur. Bu tür ifadeler, İngilizceyi gerçek hayatta kullanırken karşına sıklıkla çıkacaklardır. Phrasal verb’leri en eğlenceli ve sıkı şekilde nasıl öğrenirim diyorsan Open English’in sana sunduğu fırsatlara göz atabilirsin.
Phrasal verb’leri bilmenin ne kadar önemli olduğunu anladıysan bu yazının konusunu oluşturacağını anlamışsındır. Evet, bu yazımızın konusu D harfiyle başlayan phrasal verb’ler. Hazırsan başlayalım!
İngilizce dil kursumuz hakkında bilgi için yanda yer alan formu doldurabilirsin.

D harfiyle başlayan phrasal verb’leri aşağıya ekledik. Bol şans.
I need to deal with this customer complaint right away. (Bu müşteri şikayetiyle hemen ilgilenmem gerekiyor.)
We should dress up for the wedding. (Düğün için şık giyinmeliyiz.)
Can you drop me off at the train station? (Beni tren istasyonuna bırakabilir misin?)
The thieves drove away before the police arrived. (Hırsızlar, polis gelmeden önce uzaklaştılar.)
After swimming, I need to dry off with a towel. (Yüzmeden sonra bir havluyla kurulanmam gerekiyor.)
I’ll drop in on my friend on the way home. (Eve giderken arkadaşımın yanına ansızın uğrayacağım.)
The lawyer will draw up the contract for us. (Avukat, sözleşmeyi bizim için hazırlayacak.)
The loud noise drove off the birds from the tree. (Yüksek ses, kuşları ağaçtan uzaklaştırdı.)
They dug up an ancient artifact in the backyard. (Arka bahçede eski bir eser kazdılar.)
Let’s do away with this old furniture and get something new. (Bu eski mobilyaları kaldıralım ve yeni bir şey alalım.)
İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmenin en kolay yolunu öğrenmek için yanda yer alan formu doldurabilirsin.

It’s a casual event, so feel free to dress down. (Bu rahat bir etkinlik, bu yüzden sade giyinebilirsiniz.)
The rain was so heavy that it drove in through the open window. (Yağmur o kadar şiddetliydi ki açık pencereden içeri sürdü.)
He decided to drop out of college and pursue a different career. (O, üniversiteden ayrılmaya ve farklı bir kariyer peşinde koşmaya karar verdi.)
The wind finally died down after the storm. (Fırtına sonrası rüzgar nihayet yatıştı.)
We had to double up the chairs to fit everyone around the table. (Herkesi masanın etrafına sığdırmak için sandalyeleri ikiye katlamak zorunda kaldık.)
The car drove up to the front entrance of the hotel. (Araba otelin ön girişine doğru sürdü.)
We need to do up the old house before we can sell it. (Eski evi satabilmek için onu düzenlememiz gerekiyor.)
I’ll drop by your house tomorrow to pick up the books. (Yarın kitapları almak için evine uğrayacağım.)
She couldn’t resist the delicious cake and immediately dove in. (Lezzetli pastaya dayanamadı ve hemen içine daldı.)
They always dress in formal attire for important business meetings. (Önemli iş toplantıları için her zaman resmi kıyafet giyerler.)
Many species of animals have died out due to habitat destruction. (Biyotop tahribatı nedeniyle birçok hayvan türü nesli tükenmiştir.)
The river has dried up during the summer drought. (Nehir yaz kuraklığı sırasında kurudu.)
The boss dressed him down for being late to the meeting. (Patron onu toplantıya geç geldiği için azarladı.)

The villagers tried to drive out the wild animals from their crops. (Köylüler, tarlalarından vahşi hayvanları kovmaya çalıştılar.)
Despite the initial losses, he decided to double down and invest more in the business. (Başlangıçtaki zararlara rağmen, işe daha çok yatırım yapmaya ve riski artırmaya karar verdi.)
I dusted off my old guitar and started playing again. (Eski gitarımın tozunu aldım ve tekrar çalmaya başladım.)
The speaker drew out the presentation to cover all the important points. (Konuşmacı, sunumu tüm önemli noktaları kapsayacak şekilde uzattı.)
We had to do without electricity for a few hours during the power outage. (Elektrik kesintisi sırasında birkaç saat elektriksiz idare etmek zorunda kaldık.)
He dialed up his friend to invite him to the concert. (Konsere arkadaşını davet etmek için onu aradı.)
The runner dropped back from the leading pack during the race. (Koşu sırasında koşucu önde giden gruptan geri düştü.)
Open English, etkileşimli online İngilizce kursuyla dünyanın her yerinden öğrencilere hızlı ve etkili bir şekilde İngilizce öğrenme imkanı sunuyor. Uzman öğretmenlerle birebir dersler alırken, pratik yapma fırsatını kaçırma. Kendi hızında ilerle, programını sen belirle ve öğrenme sürecini tamamen kontrol altına al.
Open English, 24/7 erişilebilirlik sağlayabilen online bir dil kursudur. İster sabahın erken saatlerinde, ister gece geç saatlerde ders al, her zaman bir öğretmen yanında olacak. Canlı sınıflar, interaktif materyaller ve öğrenci topluluğuyla desteklenen eğitim platformu, sana güven ve rahatlıkla İngilizce konuşma becerilerini geliştirme imkanı sunuyor.
Hemen Open English’e katıl ve İngilizce öğrenmenin heyecanını yaşa! Unutma, dil öğrenmek için asla geç değil!. Başarılı olmanı sağlamak için buradayız. Yan tarafta bulunan formu doldur ve dil yolculuğuna başla!
İngilizcede eş anlamlı birçok kelime bulunur. Bazı kelimeler ise temelde aynı anlamda gelirken kullanım olarak farklılık gösterir. İngilizceyi ikinci dil olarak öğrenen birçok kişi de see, look ve watch arasındaki farkı anlamakta zorlanır. Bu yazıda bu üç kelimenin kullanım alanlarını örneklerle birlikte açıklayacağız.
Temelde görmek anlamına gelen bu üç kelime arasındaki fark sanıldığından çok daha basittir ve biraz pratikle kolaylıkla öğrenilebilir. Sonraki başlıklarda vereceğimiz örneklerle birlikte pratik yaparak, evde yazma ve dinleme çalışmaları yapman da bu üç kelime arasındaki farkı rahatlıkla ayırt edebilme için sana yardımcı olacaktır.
Görmek, bakmak ve izlemek kelimelerinin tümü, bir şeyi gözlerinizle algılamak ile ilgilidir. Dinlemek ve duymak, bir şeyi kulaklarınızla algılamak ile ilgilidir. Ancak farklı şekillerde kullanılırlar. Bunu çok kısa şekilde açıklamak gerekirse: “to see” görsel olarak algılama, “to look at” odak gerektiren bir şeye, “to watch” gözleme dayalı durumlarda kullanılır.
İngilizce çalışmanın en iyi yöntemini öğrenmek için yan tarafta yer alan formu doldurabilirsin.

See kelimesi “görmek” anlamında kullanılır. Bir şeyi veya kişiyi gördüğümüzde “see” ifadesini kullanırız. Örneğin:
Algı veya anlamayı ifade ederken:
“Do you see the logic in this argument?” (Bu tartışmadaki mantığı görüyor musun?)
Görüş veya gözleme dayalı tanımlamada:
Biriyle buluşma veya ziyaret hakkında konuşurken:
Görme becerisinden bahsederken:
Deyimsel ifadeler:
İngilizce konuşmaya hemen başlamak için yan tarafta yer alan formu doldurabilirsin.

Look kelimesi Türkçede bakmak anlamında kullanılır. Bir şeye doğrudan göz kontağı kurarak bakmayı ifade eder. Bununla birlikte bu kelimenin farklı şekillerde kullanıldığı birkaç farklı tür daha vardır:
Örneğin;
Görselin görünümü:
Bir şeye dikkat verirken veya dikkat verilmesini isterken:
Gözlem veya soruşturmadan bahsederken:
İstek ve amacı ifade ederken:
Deyimsel ifadeler:
İngilizce dil kursumuz hakkında bilgi almak için yan tarafta yer aaln formu doldurabilirsin.

Watch kelimesi gözlemleme ve izleme anlamında kullanılır. Televizyon izlemek, çocukları izlemek gibi kalıplar için kullanılır.
Gözlem yaparken:
Dikkat vermemiz gereken bir şey olduğunda:
Bir etkinliğe katılırken:
Zaman tutarken:
Deyimsel ifadeler:
See: Bir şeyi gözlerinizle algılama yeteneğini ifade eder. Aktif olarak ona odaklanmadan veya ona dikkat etmeden görsel algıyı ima eden genel bir terimdir. Görme yoluyla bir şeyi algılamanın istemsiz bir eylemidir.
Örnek: “I can see a beautiful sunset from my window.
Look: Bir şeyi belirli bir süre boyunca daha uzun süreli ve odaklanmış bir şekilde gözlemleme eylemini ifade eder. Genellikle bir olaya, eyleme veya devam eden etkinliğe dikkat etmeyi içerir.
Örnek: “Look at that adorable puppy playing in the park!”
Watch: Bir şeyi belirli bir süre boyunca daha uzun süreli ve odaklanmış bir şekilde gözlemlemeyi ifade eder. Genellikle bir olaya, eyleme veya devam eden etkinliğe dikkat etmeyi içerir.
Özetle, “see” görme yoluyla algılamanın genel bir eylemidir, “look” kasıtlı olarak bakışınızı bir şeye yönlendirmeyi içerir ve “watch” bir olayı veya devam eden eylemi aktif olarak gözlemlemeyi veya bunlara dikkat etmeyi içerir.
Carl: Did you see the beautiful sunset last night? (Dün geceki güzel gün batımını gördün mü?)
Brad: No, I missed it. I was busy working. How did it look? (Hayır kaçırdım. Çalışmakla meşguldüm. Nasıl görünüyordu?)
Carl: It was absolutely stunning! The sky was filled with vibrant colors. (Büyüleyiciydi. Gökyüzü canlı renklerle doluydu.)
Brad: Oh, I wish I had taken a moment to look outside. I heard it was breathtaking. (Oh, keşke dışarıya bakmak için biraz vaktim olsaydı. Nefes kesici olduğunu duydum.)
Carl: Don’t worry, I took some photos. Would you like to see them? (Endişelenme, Birkaç fotoğraf çektim. Onları görmek ister misin?)
Brad: Yes, please! I’d love to see how it looked. (Evet, lütfen! Nasıl göründüğünü görmeyi çok isterim.)
Carl: Here you go. Take a look at these pictures. (İşte burada. Şu fotoğraflara bir bak.)
Brad: Wow, they’re amazing! I really missed out. Thank you for sharing. (Wow, bu harika! Gerçekten kaçırmışım.)
Carl: You’re welcome. Maybe next time we can plan to watch the sunset together. (Rica ederim. Belki sonraki sefer gün batımını birlikte izlemek için plan yapabiliriz.)
2011 – 2019 yılları arasında HBO’da yayınlanan, ve bu uzun yayın süreci boyunca dünya çapında git gide daha büyük bir fenomene dönüşen Game of Thrones, hayranlarını genel olarak pek tatmin etmeyen bir final ile ekranlara buruk bir veda etse de, televizyon tarihinin en önemli yapıtları arasındaki yerini çoktan aldı.
George R. R. Martin’in fantastik edebiyat serisinden uyarlanan, barındırdığı fantastik öğelerle olduğu kadar derin karakterleri ve ustaca yazılmış senaryosuyla da beğeni toplayan yapım, bugün hala izlenmeye ve konuşulmaya devam ediyor.
Bu yazımızda da, şimdiden efsane statüsüne ulaşmış olan Game of Thrones hakkında ilgini çekeceğini düşündüğümüz bilgilere, ayrıca diziden unutulmaz birtakım İngilizce repliklere yer verdik. Hazırsan başlayalım!

İşte Game of Thrones hakkında ilgini çekeceğini düşündüğümüz belli başlı detaylar:
-Game of Thrones’un, yayınlanmayan bir pilot bölümü var! Dizinin çekilen orijinal pilot bölümü hiç beğenilmedi, ve gün yüzüne çıkmadan rafa kaldırıldı.
-Game of Thrones’daki demir taht, gerçek kılıçlar kullanarak yapılmıştır- bununla birlikte, kitaplarda geçen taht, dizidekinden çok daha büyüktür!
-Dizi bitse de, uyarlandığı kitaplar henüz tamamlanmadı! Yazar George R. R. Martin, hala serinin sondan bir önceki kitabı olan “The Winds of Winter” üzerinde çalışıyor.
-Dizinin başarısının ardından, HBO, Targaryen hanedanlığının hikayesinin anlatıldığı House of Dragon diye bir spin-off’a başladı.
-George R. R. Martin, kitabın filme uyarlanması fikrine sıcak bakmıyordu- haklı olarak, olayların bir filme -veya film serisine- sığmayacak kadar çok ve detaylı olduğunu düşünüyordu. Dizinin yaratıcıları David Benioff ve D.B. Weiss kendisine bir dizi teklifi ile gittiklerinde ise, Martin daha bu fikre daha sıcak baktı. İkilinin eseri okuyup anladığından emin olmak için onlara Jon Snow’un ebeveynlerinin kim olduğunu sordu, doğru cevabı alınca da onların doğru kişiler olduğuna karar verdi.
Sevdiğin dizileri İngilizce olarak izlemek için yan taraftaki formu doldurabilir ve efektif bir şekilde İngilizce öğrenmeye başlayabilirsin.

Şimdi de bu modern klasiğin bizlere sunduğu birbirinden ilginç ve düşündürücü repliklere gelelim… Repliklerin önce İngilizcelerini, sonra da çevirilerini paylaşacağız- eğer istersen çevirilerine bakmadan önce kendin de çevirmeyi deneyebilirsin!
1- “First Lesson – Stick ‘Em With The Pointy End.” – Jon Snow
Birinci ders- kılıcın sivri ucunu düşmanına sapla!
2- “That’s What I Do. I Drink And I Know Things.” – Tyrion Lannister
Benim işim bu… İçki içmek, ve bir şeyler bilmek.
3- “Chaos Isn’t A Pit. Chaos Is A Ladder.” – Petyr ‘Littlefinger’ Baelish
Kaos bir çukur değil, bir merdivendir.
4- “You Know Nothing, Jon Snow.” – Ygritte
Hiçbir şey bildiğin yok, Jon Snow.
5- “I’m Not Going To Stop The Wheel. I’m Going To Break The Wheel.” – Daenerys Targaryen
Tekeri durdurmak gibi bir niyetim yok. Onu kıracağım.
6- “When You Play The Game Of Thrones, You Win Or You Die.” – Cersei Lannister
Taht oyunlarını oynayacaksan, ya kazanır ya ölürsün!
7- “If You Think This Has A Happy Ending, You Haven’t Been Paying Attention.” – Ramsay Bolton
Bunun mutlu sonla biteceğini düşünüyorsan, dikkatini buraya vermemişsin demek…
İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmek için tek yapman gereken yan tarafta yer alan formu doldurmak ve İngilizce kursumuza kayıt olmak!

8- “Tell them the North remembers. Tell them winter came for House Frey.” – Arya Stark
Onlara de ki, Kuzey olanları unutmadı… House Frey’in kışının geldiğini söyle onlara!
9- “An unhappy wife is a wine merchant’s best friend.” – Cersei Lannister
Mutsuz bir eş, şarap satıcısının en iyi dostudur.
10- “I believe in second chances. I don’t believe in third chances.” – Doran Martell
Ben ikinci şanslara inanırım… Üçüncülere değil…
11-“Give my regards to the Night’s Watch. I’m sure it will be thrilling. And if it’s not, it’s only for life.”
Gece nöbetçilerine selamımı söyle. Eminim orası çok heyecanlıdır. Değilse de boş ver, altı üstü bir ömür kalacaksın işte…
12- “Winter is coming. We know what’s coming with it.” – Jon Snow
Kış geliyor. Ve beraberinde neyi getirdiğini biliyoruz.
13- “I try to know as many people as I can. You never know which one you’ll need.” – Tyrion Lannister
Olabildiğince insan tanımaya çalışırım. Bir gün hangisine ihtiyacın olacağını bilemezsin.
14- “Any man who must say, I am the king, is no true king.” – Tywin Lannister
Ben kralım demek zorunda hisseden adam, gerçek bir kral olamamıştır.
15- “The man who passes the sentence should swing the sword.” – Eddard Stark
Hükmü veren, kılıcı indirir.
Open English ile İngilizceni Geliştir, Favori Dizini Altyazısız İzle!
Sen de Game of Thrones gibi birbirinden güzel dizileri ve filmleri altyazı ile uğraşmak zorunda kalmadan, orijinal dillerinde rahatça izlemek istemez miydin? Eğer buna cevabın “Evet!” ise, artık Open English online İngilizce kursunu keşfetmenin vakti gelmiş demektir!
Dünyanın dört bir noktasında, her seviyeden 1,5 milyonu aşkın öğrencinin öncelikli tercihi olan Open English’in anadili İngilizce olan uzman eğitmen kadrosu, sınırsız içerik erişimi, dilediğin gibi pratik yapabileceğin online konuşma grupları gibi sayısız ayrıcalığı ile sen de İngilizce okuma, yazma, konuşma ve dinleme becerilerini hızlı, keyifli ve etkili bir şekilde geliştirebilir, dil hedeflerine ulaşabilirsin!
İnsan kaynakları, herhangi bir şirketin başarısında kritik bir role sahiptir. İnsan kaynakları uzmanları, çalışanlarla ilgili bir dizi sorumluluk üstlenirken, aynı zamanda şirketin hedeflerini desteklemek ve büyümesine katkıda bulunmakla yükümlüdür.
Bu nedenle, günümüz küreselleşmiş iş dünyasında İngilizce’nin önemi giderek artıyor. Bu da İngilizce bilmeyi zorunlu kılıyor. Peki, insan kaynakları uzmanları neden İngilizce bilmelidir? Hadi gel, İngilizce öğrenmen için sebeplerden bahsedelim
İş dünyası, uluslararası boyutta faaliyet gösterme eğilimindedir. Şirketler, farklı ülkelerden gelen çalışanlarla çalışırken, küresel müşterilere hizmet verirken ve uluslararası şirketlerle işbirliği yaparken İngilizce becerilerine ihtiyaç duyarlar. İnsan kaynakları uzmanları, küresel iletişim gerektiren durumlarla karşılaşabilir ve İngilizce sayesinde daha etkili bir şekilde iletişim kurabilirler. İletişimdeki bu etkiyi devam ettirmek için Open English her zaman seninle.
İnsan kaynakları uzmanlarının, işe alım sürecinde etkili bir şekilde iletişim kurmaları hayati önem taşır. İş görüşmeleri ve iş ilanları, adaylarla etkileşime geçmek, değerlendirmek ve doğru kişiyi seçmek için kullanılan araçlardır. İngilizce bilmek, iş görüşmelerini yapmak, iş ilanlarını yazmak ve uluslararası adayları değerlendirmek için uzmana daha geniş bir yelpaze sunar.
İş İngilizcesi eğitimimiz hakkında detaylı bilgi için yan tarafta yer alan formu doldurabilirsin.

Çoğu şirket, farklı coğrafyalardaki çalışanlardan oluşan küresel ekipler kullanır. İnsan kaynakları uzmanları, bu küresel ekiplerle iletişim kurarken İngilizce’yi kullanabilirler. Proje yönetimi, performans değerlendirmeleri, eğitim programları gibi konuları ele alırken İngilizce, farklı ülkelerden gelen çalışanlarla etkili bir şekilde iletişim kurmayı sağlar.
Birçok şirket, uluslararası şirketlerle işbirliği yapar veya onlarla bağlantı kurar. Bu işbirliği, ortak projeler, eğitimler veya iş stratejileri üzerinde çalışma gibi farklı şekillerde gerçekleşebilir. İngilizce bilmek, insan kaynakları uzmanlarının bu tür işbirliklerinde daha etkili bir şekilde iletişim kurmasına yardımcı olur ve uluslararası platformlarda daha fazla fırsat yaratır.
Open English ile İngilizce öğrenmek artık çok daha kolay!
Profesyonel öğretmenlerle interaktif online derslerle İngilizceni geliştirmek senin elinde! İstediğin zaman, istediğin yerden erişebileceğin esnek bir öğrenme deneyimi sunan Open English online bir dil kursudur.
İngilizce konuşma, dinleme, okuma ve yazma gibi becerilerini güçlendirip, kendini dünya çapında iletişimde daha güvenli hissedebilirsin. Open English ile hayallerindeki İngilizce seviyesine ulaşmak çok daha kolay. Hemen kaydol ve bugün başla!

We will conduct performance appraisals for all employees next week.
(Gelecek hafta tüm çalışanlar için performans değerlendirmesi yapacağız.)
We need to implement strategies to improve employee engagement in the workplace.
(İş yerinde çalışan bağlılığını artırmak için stratejiler uygulamamız gerekiyor.)
Our company is focused on talent acquisition to attract top candidates in the industry.
(Şirketimiz, sektördeki en iyi adayları çekmek için yetenek edinmeye odaklanmış durumda.)
We have a comprehensive onboarding process to ensure new employees feel welcomed and supported.
(Yeni çalışanların hoş geldiniz hissi yaşamasını ve desteklenmesini sağlamak için kapsamlı bir işe uyum sürecimiz var.)
Our company invests in training and development programs to enhance employee skills and knowledge.
(Şirketimiz, çalışanların beceri ve bilgilerini geliştirmek için eğitim ve gelişim programlarına yatırım yapıyor.)
As an HR professional, it’s important to have effective strategies for conflict resolution in the workplace.
(Bir İK profesyoneli olarak, iş yerinde etkili çatışma çözümü stratejilerine sahip olmak önemlidir.)
We promote diversity and inclusion in our organization to foster a positive and inclusive work environment.
(Olumlu ve kapsayıcı bir çalışma ortamı oluşturmak için kuruluşumuzda çeşitliliği ve kapsayıcılığı destekliyoruz.)
Our company values work-life balance and encourages employees to prioritize their well-being.
(Şirketimiz iş-yaşam dengesine değer verir ve çalışanların iyiliklerini önceliklendirmelerini teşvik eder.)
We need to implement strategies to improve employee retention and reduce turnover rates.
(Çalışan korumasını artırmak ve devir hızını azaltmak için stratejiler uygulamamız gerekiyor.)
Our company offers competitive compensation and benefits packages to attract and retain top talent.
(Şirketimiz, en iyi yetenekleri çekmek ve elde tutmak için rekabetçi ücretlendirme ve yan haklar sunar.)
Ensuring workplace safety is a top priority for our organization.
(İş yeri güvenliğini sağlamak, kuruluşumuzun birinci önceliğidir.)
We organize team-building activities to boost employee motivation and morale.
(Çalışan motivasyonunu ve moralini yükseltmek için takım oluşturma etkinlikleri düzenliyoruz.)
It’s important for HR professionals to stay updated on HR policies and procedures.
(İK profesyonellerinin İK politika ve prosedürlerinde güncel kalmak önemlidir.)
İngilizce çalışmanın en efektif yoluna ulaşmak için tek yapman gereken yan tarafta yer alan formu doldurmak ve seni aramamızı beklemek!

HR plays a crucial role in facilitating conflict resolution between employees.
(İK, çalışanlar arasındaki çatışma çözümünü kolaylaştırmada kritik bir rol oynar.)
We provide leadership development programs to nurture future leaders within the organization.
(Kuruluş içinde geleceğin liderlerini yetiştirmek için liderlik gelişimi programları sunuyoruz.)
HR conducts workforce planning to ensure the right talent is available for future business needs.
(İK, gelecekteki iş ihtiyaçları için doğru yeteneklerin mevcut olduğunu sağlamak için iş gücü planlaması yapar.)
HR is responsible for handling employee grievances in a fair and timely manner.
(İK, çalışan şikayetlerini adil ve zamanında bir şekilde ele almakla sorumludur.)
Succession planning is important to ensure a smooth transition of key roles within the organization.
(Halef planlaması, kuruluş içindeki önemli rollerin sorunsuz bir şekilde devredilmesini sağlamak için önemlidir.)
Tabii, işte daha fazla insan kaynakları uzmanlarının bilmesi gereken İngilizce ifade ve tercümeleri:
We invest in employee development programs to enhance skills and foster career growth.
(Becerileri geliştirmek ve kariyer büyümesini desteklemek için çalışan gelişimi programlarına yatırım yapıyoruz.)
Talent management involves identifying, attracting, and retaining high-potential employees.
(Yetenek yönetimi, yüksek potansiyelli çalışanları belirlemeyi, çekmeyi ve elde tutmayı içerir.)
Embracing workforce diversity leads to a more inclusive and innovative work environment.
(İş gücü çeşitliliğini benimsemek, daha kapsayıcı ve yenilikçi bir çalışma ortamına yol açar.)
We conducted an employee engagement survey to gather feedback and improve workplace satisfaction.
(Çalışan bağlılığını ölçmek ve iş yeri memnuniyetini artırmak için bir çalışan bağlılığı anketi düzenledik.)
HR analytics provides insights into workforce trends and helps make data-driven decisions.
(İK analitiği, iş gücü eğilimlerine dair bilgiler sunar ve veriye dayalı kararlar almayı sağlar.)
We implemented a performance improvement plan to help the employee meet the expected standards.
(Çalışanın beklenen standartları karşılamasına yardımcı olmak için bir performans geliştirme planı uyguladık.)
Düğünler hayatımızın sık karşılaştığımız bir parçası. Düğünler çeşitli geleneklerin günümüze taşınması ile oluştuğu için İngilizce düğün ile ilgili kelimeler bazen apayrı bir terminoloji gibi durabilir. Ama merak etme, İngilizce düğünlerle alakalı terimleri ve ifadeleri öğrenmek çocuk oyuncağı!
Bu yazımızda İngilizce düğünle ilgili terim ve ifadelerden bahsedeceğiz. Önce İngilizce düğün ile ilgili kelime bilgisini verdikten sonra daha kalıp halindeki ifadeleri İnceleyeceğiz Bu yazımızın sonunda artık İngilizce düğünlerle ilgili istediğin gibi konuşabiliyor olacaksın!
İngilizce Düğünle İlgili Terimler/İfadeler yazımıza başlamadan sana bir sorumuz var: İngilizceyi en kolay, en mükemmel bir şekilde konuşmak ister misin? Cevabın “evet” ise seni Open English’e davet ediyoruz!
Open English, alanında önde gelen bir online İngilizce kursu. Dünyada 15 yılı aşkın süredir, 1.5 milyondan fazla insana İngilizce öğreten Open English, bu deneyimiyle sana da İngilizce öğretmeye hazır! Peki Open English’te seni ne bekliyor?
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.

İlk başlığımızda İngilizce düğünle ilgili yüzlerce kelimenin arasından en yaygın olanlarına hızlıca değinelim! Asıl amacımız İngilizce düğün kalıplarını paylaşmak olduğu için bu kısma çok fazla ağırlık vermiyoruz. Zaten hepsinin Türkçede direkt karşılığı var.
Bride: Gelin
Groom: Damat
Wedding Ceremony: Evlilik merasimi
Bridesmaid / maid of honor: Nedime
Groomsman / best man: Sağdıç
Wedding vow: Evlilik yemini
Bridal bouquet: Gelin buketi
Bachelor / bachelorette party: Bekarlığa veda partisi
Newlywed: Yeni evli
Honeymoon: Balayı

Bu başlığımızda ise İngilizce düğünler ile alakalı en yaygın kalıp ve deyimlere yer vereceğiz. Bazılarının ise anlamlarını ve hikayelerini anlatacağız. Listemizdeki birkaç deyimin gerçekten çok ilginç hikayeleri var!
“Düğümü bağlamak” anlamına gelen bu deyim İngilizce düğünlerin vazgeçilmezi! Kökeni ise ortaçağda, bizdeki “nişanlılık” dönemine benzer “handfast” denilen bir gelenek varmış. Evlenmek isteyenler ellerini bir ip ya da kurdele ile bağlayarak bağlılıklarını gösterirlermiş.
“Tek diz üstüne çökmek” anlamına gelen bu deyimi tahmin etmen zor olmaz. Evlilik teklifi etmeyi sembolize ediyor. Dünya çapında bir gelenek olduğu için işimize yarayabilir.
İngilizce düğünle ilgili kalıplardan bir diğeri de bu. Biraz daha geleneksel bir açısı olsa da hala kullanıldığını görüyoruz. Anlamı ise gelinin babasından evlilik için izin almak.
“Üç küçük kelime” anlamına gelse de aslında neyi kastettiğini hepimiz anlıyoruzdur. Filmlerde ve dizilerde sık sık gördüğümüz bu deyimin aslında kastettiği üç kelime “I love you” yani “seni seviyorum”. Bizde iki kelime oluyor tabii ki.
Umarız buraya kadar İngilizce Düğünle İlgili Terimler/İfadeler yazımızdan yeni şeyler öğrenmişsindir! Eğer İngilizceyi daha verimli bir şekilde öğrenmek istersen seni Open English’te görmekten mutluluk duyarız!
Open English’e abone olarak sana özel çalışma programına sahip olabilir ve ana dili İngilizce olan, dünya çapında eğitmenlerden 7/24 canlı ders almaya başlayabilirsin. Üstüne üstlük, öğrendiklerini pekiştirebileceğin canlı İngilizce konuşma gruplarında yabancılarla konuşabilir ve sonsuz içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilirsin!
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

Bu deyim tabii ki sadece İngilizce düğünle alakalı yerlerde karşımıza çıkmaz. Oldukça yaygın bir deyimdir fakat düğünlerde de sık karşılaşılır. Anlamı ise “evlilik hakkında şüpheleri olmak”
Evliliğin iki temel parçası olan eşler birbirinden “diğer yarı” ya da “daha iyi olan yarı” gibi bahsedebilir. Sık sık duyduğumuz bu deyimin kökenini açıklamaya çok gerek yok sanırım.
“Deliler gibi aşık olmak” gibi çevirebileceğimiz bu deyim özellikle İngilizce düğünler ile alakalı değil. Fakat birine evleniyorsanız “deliler gibi aşık olmanız” gerekiyor gibi yorumlayabiliriz! Aynı zamanda çok hoş bir Tears For Fears şarkısıdır.
Aslında Türkçede de sık sık kullanırız. “Gözümün bebeği” olarak çevirebileceğimiz bu İngilizce deyim çok sevdiğin, değer verdiğin, biricik insanlar için kullanılır. Eşinizin de öyle olması gerektiği için İngilizce düğünle alakalı deyimler arasında göstermekte bir sakınca görmüyoruz
“Top ve zincir” anlamına gelen bu deyim pek hoş değil aslında. Eski kovboy filmlerinde belki görmüşsündür, tutsakların ayak bileğine demirden bir küreyi zincirle bağlarlar kaçamamaları için. Bu deyimde ise “kısıtlayıcı bir eş”ten bahsederken bu cezalandırma yöntemine benzetiyoruz.
Bu yazımızda İngilizce düğünle ilgili kalıplara değindik. İngilizce düğünle ilgili kalıpları kelime bilgisi ve sözcük öbekleri olarak iki ayrı başlıkta ele aldığımız bu yazımız umarız ki faydalı olmuştur. İngilizce düğünle ilgili kalıplara benzer bir konuda olan İngilizce Rica Etme Cümleleri yazımızı okumanı öneriririz!
Cevabın “Evet!” ise seni Open English’e bekliyoruz. Open English’e abone olarak ana dili İngilizce olan yabancı eğitmenlerden 7/24 canlı ders alabileceğin gibi, derslerde öğrendiklerini canlı konuşma gruplarında pekiştirebilirsin. Üstelik Open English, dev içerik arşivimize sınırsız erişim fırsatını da sunuyor!
Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.
Above ve over kelimeleri İngilizcede en çok birbirine karıştırılann kelimelerden bir tanesidir. Bu iki kelime anlamca birbirine oldukça yakın olsa da cümle içinde kullanım alanları farklıdır. Tıpkı see-look-watch kelimelerinde olduğu gibi above ve over kelimeleri de sıklıkla birbirine karşılaştırılır.
Biz bu yazıda örnekleriyle birlikte “above” ve “over” kelimelerinin kullanım alanlarını ve aralarındaki farkları detaylı olarak açıklayacağız.
Bu kelime bir şeyin, başka bir şeyden daha yüksek bir seviyede olduğu anlamına gelir. Bir eşyanın bir diğer eşyadan daha yüksekte olduğunu tanımlamak üzere kullanabileceğin gibi, bir kişinin rütbe bakımından diğer kişiden daha üstte olduğu durumlarda da kullanılır.
Örnek vermek gerekirse,
“The sun is above the clouds.” (Güneş bulutların üstündedir.) Bu cümle bir cismin bir diğer cisimden konum bakımından daha üstte olduğunu açıklamak üzere kullanılmıştır.
“The boss is above the employees in the company hierarchy.” (Patron, şirket hiyerarşisinde çalışanların üstündedir.) Bu cümle ise rütbe olarak bir kimsenin bir diğer kimseden daha üst bir rütbede olduğu anlamına gelir.
“above” kelimesi, konum veya derece olarak daha yüksek olan bir şeyi tanımlamak için kullanılır. Fiziksel nesneleri, konumları veya seviyeleri tanımlamak için bu kelime tercih edilir.
Örneğin, “Kitap rafın üzerinde” veya “Sınavda %90’ın üzerinde puan aldım.” İlk cümlede “above” kitabın rafa göre konumunu tanımlamak için kullanılır. İkinci cümlede ise “above”, puanın geçme notlarına göre derecesini tanımlamak için kullanılır.
Online İngilizce kursumuz hakkında detaylı bilgi almak için yan taraftaki formu doldurabilirsin.

“Over”, tıpkı above gibi bir şeyin başka bir şeye göre daha yüksek bir konumda veya seviyede olduğu anlamına gelen bir edattır. Above’dan farklı olarak ise bir şeye temas ettiğinde veya üstünü kapattığında da “over” kelimesi kullanılır. Bu şekilde anlatıldığında ifadenin kullanımı kavramak zor olabilir Bunun için örneklerle “over” kelimesinin kullanımı üzerine biraz daha duralım:
“The plane flew over the mountains.” (Uçak dağların üzerinden uçtu.) Bu cümlede uçağın dağlara kıyasla olan konumu belirtilmiştir.
“The spider spun its web over the window.” (Örümcek ağını pencerenin üzerinde ördü.) Bu cümlede örümcek ağı pencereye temas ettiğinden “over” kelimesi kullanılır.
Bununla birlikte “over” bir bölgenin genelinde veya her yerinde anlamında da kullanılır.
Örnek: “The news spread over the city quickly.” (Haber şehre çabucak yayıldı.)

“Above” ve “over” arasındaki temel farktan bahsedecek olursak, “above” daha yüksek bir seviyeyi veya dereceyi tanımlamak için kullanılırken, “over” bir alanı veya alanı kaplamayı veya uzanmayı tanımlamak için kullanılır.
Bu kelimeler arasındaki farkı daha yakından inceleyebilmek için bu başlık ile ilgili bir diyalog inceleyelim:
Student: I’ve always wondered about the differences between “above” and “over.” They seem similar, but when should we use each one? (“Above” ve “over” kelimeleri arasındaki farkı hep merak etmişimdir. Çok benzer görünüyorlar ama her birini ne zaman kullanmalıyım?)
Teacher: That’s a great question! While they do have some similarities, “above” and “over” have distinct uses. Let me explain. “Above” generally refers to a higher position or location in relation to something else. It can describe physical placement, like an object being positioned higher than another object, such as a picture hanging above a fireplace.
(Bu harika bir fikir! Bazı benzerlikleri olsa da, “above” ve “over” kelimelerinin farklı kullanımları vardır. Açıklayayım. “Above” genellikle başka bir şeye göre daha yüksek bir konumu veya konumu ifade eder. Bir şöminenin üzerinde asılı duran bir resim gibi bir nesnenin başka bir nesneden daha yükseğe konumlandırılması gibi fiziksel yerleşimi tanımlayabilir.)
Student: Ah, I see. So “above” is more about vertical relationships. What about “over”? (Ah, anlıyorum. Yani “above daha çok dikey ilişki ile alakalı. Peki ya “over”?)
Teacher: Exactly! “Over” has a broader usage. It can indicate movement across or covering a surface or area. For example, we say the cat jumped over the fence, suggesting that it crossed the physical boundary. “Over” can also describe placement, like a blanket draped over a couch.
(Kesinlikle! “Over” daha geniş bir kullanıma sahiptir. Bir yüzey veya alanı kaplayan veya kaplayan hareketi gösterebilir. Örneğin, kedinin fiziksel sınırı geçtiğini öne sürerek çitin üzerinden atladığını söylüyoruz. “Bitti”, bir kanepenin üzerine örtülmüş bir battaniye gibi yerleşimi de tanımlayabilir.)

Student: Got it. So, while “above” focuses on vertical position, “over” implies crossing or spanning a distance? (Anladım. Yani, “yukarıda” dikey konuma odaklanırken, “üzerinde” bir mesafeyi geçmek veya kat etmek anlamına mı geliyor?)
Teacher: Yes, you’ve got it! “Over” can also describe motion or action occurring above or across something, like a plane flying over the mountains or rain pouring over an umbrella.
(Evet, anladın! “Aşırı” ayrıca, dağların üzerinden uçan bir uçak veya bir şemsiyenin üzerinden yağan yağmur gibi bir şeyin üzerinde veya karşısında meydana gelen hareketi veya eylemi tanımlayabilir.)
Student: That’s clear now. But are there any situations where they can be used interchangeably? (Şimdi oldu. Ancak birbirinin yerine kullanılabileceği durumlar var mı?)
Teacher: While there is some overlap, it’s important to remember their primary uses. However, there are instances where they can be used interchangeably. For example, saying “the helicopter hovered above the building” or “the helicopter hovered over the building” would convey a similar meaning.
(Bazı benzeşmeler olsa da, birincil kullanımlarını hatırlamak önemlidir. Ancak birbirinin yerine kullanılabileceği durumlar da vardır. Örneğin, “bina üzerinde helikopter uçtu” veya “bina üzerinde helikopter gezindi” demek de benzer bir anlam ifade eder.)
Student: I see how they can sometimes be used interchangeably. Thank you for explaining the differences between “above” and “over.” It’s much clearer now. (Bazen birbirlerinin yerine kullanılabildiklerini görüyorum. “Above” ve “over” arasındaki farkları açıkladığınız için teşekkür ederiz. Şimdi çok daha net.)
Teacher: You’re welcome! I’m glad I could help. Understanding these nuances will definitely improve your language skills and make your communication more precise. If you have any more questions, feel free to ask! (Rica ederim! Yardım edebildiğime sevindim. Bu nüansları anlamak kesinlikle dil becerilerinizi geliştirecek ve iletişiminizi daha kesin hale getirecektir. Başka sorunuz varsa, sormaktan çekinmeyin!)
İngilizce öğrenmek için yan taraftaki formu doldurabilir ve ekip arkadaşlarımızın seni aramasını bekleyebilirsin.