Yeni bir dil öğrenirken karşılaşılan o devasa duvarı biliyorsun, değil mi? Hani şu sözlüğü her üç saniyede bir açmaktan yorulup kitabı yatağın kenarına fırlattığın o an… İnan bana, bu duyguyu çok iyi tanıyorum. Kariyerimin büyük bir kısmını İngilizce metinler kurgulayarak, kelimelerin ruhuna dokunarak geçirdim ve bu süreçte öğrendiğim en büyük ders şuydu: Yanlış kitapla başlamak, spora en ağır dambılla başlamak gibidir; sadece hevesini kırar.
İngilizce seviyelerine göre kitap önerileri arayışında olman, doğru yolda olduğunun en büyük kanıtı. Çünkü dil, sadece gramer formüllerinden ibaret değil; o, yaşayan bir organizma ve onu beslemenin en iyi yolu da hikayeler. Bu yazıda, yılların getirdiği tecrübeyle süzdüğüm, her seviyeye özel, seni boğmayacak ama geliştirecek bir rehber hazırladım. İngilizce geliştirmek isteyenler için hazırladığım bu listede, sadece kitap isimleri değil, o kitapları nasıl okuman gerektiğine dair pratik sırlar da bulacaksın.
Hadi, gel bu yolculuğa beraber çıkalım ve senin seviyene en uygun o büyülü sayfayı bulalım.
Pek çok kişi bana gelip “İngilizcemi geliştirmek istiyorum, hemen bir Shakespeare mi okusam?” diye soruyor. Onlara cevabım hep aynı oluyor: “Eğer kendine işkence etmek istemiyorsan, hayır!” İngilizce içerik üretimi dünyasında geçirdiğim onca vakit bana şunu öğretti; dil öğrenimi lineer değil, katmanlı bir süreçtir.
Başlangıçta karmaşık betimlemeler ve eski dil kullanımı seni sadece soğutur. Bunun yerine, senin seviyene uygun, olay örgüsü hızlı ve güncel dilin kullanıldığı metinlere yönelmelisin. İngilizce seviyelerine göre kitap önerileri listemi hazırlarken, her kitabın senin kelime dağarcığına ve anlama yeteneğine bir tuğla daha eklemesini hedefledim.

Henüz yolun başındasın ve bu harika bir yer! A1 seviyesinde en büyük hatamız, kendimizi “çocuk kitabı okuyorum” diye küçümsemektir. Oysa o kitaplardaki basit yapı, senin beyninin İngilizce düşünme temelini atar. Kendi deneyimlerimden biliyorum ki, en basit cümleleri doğru kurabildiğinde, karmaşık cümleler kendiliğinden gelmeye başlıyor.
İşte A1 seviye İngilizce kitap önerileri
Dr. Seuss, sadece çocuklar için yazmaz; o aslında dilin ritmini öğretir. Bu kitapta kullanılan kelime sayısı sınırlıdır ancak kafiyeler sayesinde kelimelerin telaffuzu zihnine kazınır. Ben yazarlık kariyerimin başında bile bazen bu ritimlere dönerim; çünkü dilin müziğini anlamak A1 seviyesinde başlar.
“Çok basit” demeden önce dur ve düşün. Bu kitap sana sayıları, haftanın günlerini, meyveleri ve temel fiil çekimlerini (yemek, uyumak, büyümek) o kadar doğal bir şekilde verir ki, ezber yapmana gerek kalmaz. Profesyonel bir içerik yazarı olarak şunu söyleyebilirim: Basitliği küçümsemek, en büyük öğrenme engelidir.
Bu kitap, kısa ve öz diyaloglar içerir. Günlük hayatta arkadaşınla konuşurken kullanabileceğin en temel kalıpları burada bulabilirsin. Cümleler genelde “Subject + Verb + Object” yapısındadır, bu da kafa karışıklığını önler.
Evdeki nesnelerin isimlerini öğrenmek için mükemmel bir başlangıç. Basit, tekrar eden yapısı sayesinde kelimeler hafızana çaba sarf etmeden kazınır. Özellikle “prepositions” (konum bildiren ekler) için harika bir örnektir.
Renkler ve hayvan isimleri üzerine odaklanan bu eser, soru sorma kalıplarını (What do you see?) zihnine kazır. A1 seviyesinde soru sormak, iletişimin ilk anahtarıdır.

A2 seviyesine geldiğinde artık biraz daha özgüvenin yerine gelmiştir. Artık sadece “bu nedir?” demiyor, “bu nasıldır?” diye betimlemeler yapmaya başlıyorsun. İngilizce geliştirmek isteyenler için bu aşama, cümlelerin biraz daha uzadığı ama hala kontrol edilebilir olduğu bir alandır.
Şimdi A2 seviye İngilizce kitap önerilerine geçebiliriz.
Bir örümcek ile bir domuzun dostluğu kulağa çocuksu gelebilir ama bu kitap İngilizce öğrenenler için bir altın madenidir. Yazarın dili o kadar temiz ve anlaşılırdır ki, karmaşık duyguları basit kelimelerle nasıl anlatabileceğini görürsün. Profesyonel yazarlık hayatımda “sadeleşmenin” ne kadar güçlü olduğunu bu kitaptan ilham alarak öğrendim.
Dili o kadar akıcıdır ki A2 seviyesinin başındaki bir öğrenci bile rahatlıkla takip edebilir. Bir çocuğun dünyasına girdiğin için kullanılan kelimeler günlük hayata çok yakındır. A2 seviyesindeki dostlarım için her zaman ilk önerim budur.
Kısa bölümlerden oluşması senin için büyük bir avantaj. Bir oturuşta iki sayfa okuyup bitirebilirsin. Cümleler kısa ama anlamlar derin. Bu kitap sana İngilizcedeki “duygusal tonu” yakalamayı öğretecek.
Roald Dahl ile tanışma vaktin geldi. Kelimeler biraz çeşitlenmeye başlar; renkler, tatlar ve dokular üzerine çok fazla sıfat öğrenirsin. A2 seviyesinde sıfat dağarcığını geliştirmek, dilin rengini değiştirmektir.
Mizah, dil öğreniminde en güçlü silahtır. Bu kitapta kullanılan dil, hem klasik hem de eğlenceli. Cümleler A1’e göre daha uzun ama yapıları hala çok net.
İngilizce seviyeni öğrenmek ve İngilizce öğrenmeye başlamak için tek yapman gereken yan tarafta yer alan formu doldurmak ve online İngilizce kursumuza katılmak…

İşte burası “Intermediate” yani o meşhur orta seviye. B1 seviyesi, dilin en çok esnediği ve senin de artık “akıcılığa” göz kırptığın yerdir. Bu aşamada sadece hikayeyi anlamak yetmez; artık cümleler arasındaki o gizli bağları (bağlaçları) ve zaman geçişlerini (tenses) fark etmeye başlamalısın.
Sırada B1 seviye İngilizce kitap önerileri var.
Bu kitap, otizmli bir gencin gözünden anlatıldığı için dil çok doğrudan ve mecazlardan arınmıştır. B1 seviyesindeki bir okuyucu için bu, bulunmaz bir nimettir. Cümle yapıları karmaşık değildir ancak içerik oldukça derindir.
Aslında orijinali Portekizce olsa da, İngilizce çevirisi dünya genelinde dil öğrenenler için bir standart haline gelmiştir. Neden mi? Çünkü çeviri dili, kasti olarak basit ve evrensel tutulmuştur.
Özellikle genç yetişkin edebiyatından bir başyapıt. Geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki geçişleri takip etmek, gramerini pratik etmek için harikadır.
Dili bir çocuğun masumiyetiyle örüldüğü için anlaşılması çok kolaydır ama etkisi sarsıcıdır.
Dahl’ın bu eseri, kelime oyunlarına giriş yapmak için harikadır. Artık yavaş yavaş “idiom” dediğimiz deyimsel ifadelere göz kırpmaya başlarsın.

B2 seviyesi artık “Upper-Intermediate” yani özgürlük alanıdır. Artık haberleri anlayabiliyor, dizileri altyazısız izleyebiliyorsun. Ancak hala o “ana dili gibi” hissetme haline uzaksın. İşte bu noktada modern edebiyatın daha katmanlı örneklerine girmeliyiz.
Sırada B2 seviye İngilizce kitap önerileri var.
Klasik ama vazgeçilmez. Rowling’in betimleme gücü, senin sıfat dağarcığını bir anda ikiye katlayabilir.
Şimdiki zaman (present tense) ile yazılmıştır. Bu da aksiyonun içinde kalmanı ve fiil çekimlerini çok doğal bir şekilde içselleştirmeni sağlar.
Orwell’ın dili pürüzsüzdür. Karmaşık siyasi fikirleri bir çiftlik hikayesi üzerinden o kadar net anlatır ki, B2 seviyesindeki biri için mükemmel bir “okuduğunu anlama” antrenmanıdır.
Eğer bilim kurgu seviyorsan, bu kitap senin için. Teknik terimler içerse de, ana karakterin esprili ve günlük konuşma tarzı seni hikayede tutar.
Biraz daha zorlayıcı olabilir ama B2 seviyesinin zirvesindekiler için muhteşemdir.
Modern İngilizceyi, gençlerin kullandığı argoyu ve güncel kalıpları öğrenmek için harika bir kitap.

Tebrikler, artık ileri seviyedesin! C1 seviyesindeysen, dili öğrenmekten ziyade, dilin inceliklerini ve üslup farklarını anlamaya odaklanmalısın. Bu aşamada okuduğun kitaplar artık senin dünya görüşünü de şekillendirmeli.
Hemen C1 seviye İngilizce kitap önerilerine geçiyoruz.
Kelime seçimlerinin arkasındaki gücü anlamak için bu kitabı mutlaka orijinalinden oku. “Newspeak” kavramı üzerinden dilin nasıl manipüle edildiğini görmek, senin dil bilincini bambaşka bir noktaya taşır.
Atwood’un şiirsel ama bir o kadar da sert bir dili vardır. Kelime dağarcığı çok geniştir.
Kurgu dışı (non-fiction) bir eserle devam edelim. Harari, karmaşık tarihi ve bilimsel konuları akademik ama anlaşılır bir dille sunar.
Nobel ödüllü bir yazarın kaleminden, hüzünlü ve çok zarif bir dil. Ishiguro, kelimeleri öyle bir seçer ki, cümlenin altında her zaman bir “ima” yatar.
İşte burada işin içine “estetik” giriyor. Fitzgerald’ın betimlemeleri o kadar zariftir ki, bir cümleyi defalarca okumak istersin.
Bilim kurgu ve felsefenin harmanlandığı bu eser, gelecek zaman kipleri ve olasılık yapıları üzerine zengin bir içerik sunar. Modern dünyaya dair yapılan eleştirilerdeki “satirik” (yergi) dili kavramak C1 seviyesi için muazzam bir kazanımdır.
C1 seviye İngilizceni korumak ve İngilizce konuşma egzersizleri yapmak istiyorsan, yan tarafta yer alan formu doldurarak ilk adımı atabilirsin. Kapsamlı online İngilizce platformumuz sayesinde İngilizce seviyeni koruyabilir ve İngilizce konuşma egzersizleri yapabilirsin.
C2 Seviye İngilizce Kitap Önerileri: Dilin Sınırlarını Zorlamak
C2 seviyesi, artık dille bütünleştiğin, ironileri, kültürel referansları ve en ince şakaları bile kaçırmadığın yerdir. Burada artık sana “kitap önerisi” vermekten ziyade, “meydan okuma” sunuyorum.
Son olarak C2 seviye İngilizce kitap önerilerine geçiyoruz.
İngilizcenin “Everest”idir. Okuması en zor, en karmaşık ama bir o kadar da ufuk açıcı eseridir.
Kitapların dışına çıkalım. The New Yorker’ın uzun analiz yazılarını oku. Oradaki üslup, kelime seçimi ve cümle yapısı, standart İngilizcenin çok üzerindedir.
Bilimsel bir dili, halkın anlayabileceği seviyeye indirmek bir sanattır. Hawking bu konuda bir usta.
Modern bir şaheser. Devasa bir kelime kadrosu, iç içe geçmiş karmaşık yapılar ve bilimsel terimlerin edebi bir dille harmanlanması…
Hacmiyle bile korkutan bir kitap. Alt notları (footnotes) bile kendi içinde birer hikaye olan bu eser, İngilizce söz diziminin (syntax) sınırlarını zorlar.

Okuma yaparken sadece dil becerin değil, psikolojin de devrededir. Profesyonel olarak metin kurguladığım bunca yılda gördüm ki, en büyük engel “anlamama korkusu”.
Bir kelimeyi bilmediğinde hemen sözlüğü açmak, beynindeki hikaye akışını keser. Bunun yerine, o kelimeyi bir “kara delik” olarak hayal et ve etrafından dolaş. Hikaye hala ilerliyorsa, sözlüğe ihtiyacın yok demektir. Bölüm sonunda dönüp en çok karşına çıkan 3 kelimeye bakman yeterli.
Pek çok kişi bir kitabı bir kez okuyup bitirmek ister. Oysa dilde ustalaşmak istiyorsan, en sevdiğin kitabı 6 ay sonra tekrar oku. İlk okumada sadece konuyu anlamıştın; ikinci okumada yazarın neden “happy” yerine “ecstatic” dediğini fark edeceksin. İşte bu farkındalık seni profesyonelleştirir.
Kelimeleri listelerden ezberlemek yerine, kitabın içindeki sahneyle eşleştir. Örneğin, “gloomy” kelimesini Harry Potter’daki o sisli orman sahnesinde öğrendiğinde, bir daha asla unutmazsın. Beynimiz duygularla kodlanan bilgiyi asla silmez.
Bu çok tartışılan bir konu ama ingilizce seviyelerine göre kitap önerileri listesini uygularken benim net bir favorim var: Dijital Okuyucular.
Bir yazar olarak kağıt kitaba aşığım ama dürüst olalım; öğrenme sürecinde hız her şeydir. Basılı bir kitapta bilmediğin bir kelime çıktığında, telefonunu açıp sözlüğe bakmak senin okuma akışını (flow) bozar.
Dijitalde ise kelimenin üzerine basarsın ve anlamı anında karşında belirir. Bu, okuma hızını en az 3 kat artırır. Hız demek, daha fazla sayfa çevirmek ve daha çok kelimeye maruz kalmak demektir. Ayrıca bu cihazlar, baktığın kelimeleri otomatik olarak bir test listesine (Vocabulary Builder) ekler ki bu özellik benim kariyerimde bir dönüm noktası olmuştur.
Open English’le bu deneyimi sonuna kadar yaşayabilirsin. Tüm metinlerimizde kelimenin üzerine tıkladığında açıklamayı görebilirsin. Hız kazanmak ve İngilizce öğrenimini devam ettirmek için hemen formu doldur!
Sadece liste yapmak yetmez, o kitapların kapağını her gün açacak disiplini kurmak gerekir.
İngilizce öğrenmek bir sprint değil, bir maratondur. Ve her maratoncu gibi senin de bazen nefesin kesilecek, bazen yorulacaksın. Ama doğru İngilizce kitap önerileri ile bu maratonu keyifli bir doğa yürüyüşüne dönüştürebilirsin.
Benim serüvenim yıllar önce küçük bir hikaye kitabıyla başlamıştı. Bugün ise İngilizceyle dünyayı takip ediyor, içerikler üretiyor ve hayatımı bu dille kazanıyorum. Senin de yapabileceğinden en ufak bir şüphem yok. Önemli olan o ilk sayfayı çevirmek ve kendine zaman tanımak.
Peki, sen şu an hangi seviyedesin ve ilk olarak hangi kitabı eline alacaksın? Unutma, en iyi kitap, senin okumaktan vazgeçmediğin kitaptır.
İngilizce yolculuğunda sana bol şans ve keyifli okumalar dilerim! Eğer hangi seviyede olduğundan emin değilsen Open English online İngilizce kursumuza kayıt olarak İngilizce seviye belirleme sınavımıza katılabilirsin.
Biliyorum, şu an içinde o tatlı ama bir o kadar da huzursuz edici kıpırtı var. “Acaba?” diyorsun. “Acaba ben de yapabilir miyim? Benim yeteneklerim, benim Türkçemle harmanlanmış İngilizcem o devasa küresel pazarda gerçekten bir karşılık bulur mu?” İnan bana, bu soruları kendine sorman bile aslında o yola çoktan çıktığının bir göstergesi. Yurt dışında kariyer yapmak, sadece bir iş değişikliği değil, bir hayat devrimidir.
Yurt dışında kariyer yapmak isteyenler için hazırladığım bu devasa rehberde, sadece “vize al, git” demeyeceğim. Sana o ofislerin koridorlarında nasıl yürümen gerektiğini, mülakatlarda nasıl bir enerji yayman gerektiğini ve en önemlisi, yerinden bile kalkmadan dünyaya nasıl iş yapabileceğini anlatacağım. Kariyerimin büyük bir kısmını uluslararası projelerde, farklı kültürlerden insanlarla dirsek temasında çalışarak geçirdim. Bu süreçte öğrendiğim en büyük ders şuydu: Dünya, cesur olanları değil, hazırlıklı olanları ödüllendirir.
Hazırsan, kahveni tazele, arkana yaslan ve senin için çizdiğim bu haritanın her bir durağını dikkatle incele. Bu yazı bittiğinde, zihnindeki o sis perdesinin dağıldığını göreceksin.
Yurt dışında çalışmak dendiğinde insanların aklına genelde sadece daha yüksek bir maaş bordrosu ya da daha havalı bir Instagram profili geliyor. Evet, bunlar sürecin bir parçası ama asıl büyük resim çok daha farklı. Başka bir ülkede profesyonel varlık göstermek, senin “konfor alanı” dediğin o güvenli limanı terk edip açık denizlerde fırtınalarla nasıl başa çıkacağını öğrenmendir.
Kendi deneyimlerimden biliyorum ki, farklı bir iş kültürüne uyum sağlamak seni profesyonel olarak on kat daha hızlı büyütür. Örneğin, Türkiye’deki o meşhur “hallederiz” kültürüyle, Hollanda’nın “planlanmamış hiçbir şey yapılamaz” düsturu arasındaki o çarpışma, senin kriz yönetimi becerini çelikleştirir. Eğer konfor alanından çıkmaya, bazen “yabancı” olmanın verdiği o buruk tadı başarıya dönüştürmeye hazırsan, dünya sana kapılarını sonuna kadar açacaktır.
Yurt dışına gitmek sadece para kazanmak değildir. Örneğin İskandinav ülkelerinde akşam saat 16:00 dediğinde ofislerin boşaldığını görmek seni şaşırtabilir. Bu ülkelerde “yaşamak için çalışmak” bir felsefedir. Ancak madalyonun diğer yüzünde, maaşının hatırı sayılır bir kısmının vergiye gittiğini göreceksin. Bu vergilerin sana ücretsiz sağlık, kaliteli eğitim ve paha biçilemez bir sosyal güvenlik olarak döndüğünü fark ettiğinde, paraya bakış açın da değişecek. Profesyonel yolculuğumda şunu gördüm: Mutluluk, banka hesabındaki rakamdan çok, o parayla satın alabildiğin “huzurlu zaman” ile ilgilidir.
Yurt dışında çalışmak için İngilizceni geliştirmek istiyorsan, hemen bu sayfada yer alan formu doldur ve online İngilizce platformumuza katıl.
Pek çok kişi bana şu soruyu soruyor: “Ben daha buradayken, oradaki bir şirket neden beni seçsin?” Cevap aslında çok basit ama bir o kadar da stratejik: Çünkü yetenek artık yerel değil, küreseldir. Türkiye’de yaşarken yurt dışında iş bulmak eskiden imkansıza yakın görünse de, artık dijitalleşen dünya ve “remote” çalışma kültürü sayesinde sadece bir internet bağlantısı uzağında.
Benim bu konudaki ilk ve en önemli tavsiyem; LinkedIn profilini Türkiye sınırlarından çıkarıp küresel bir vitrine dönüştürmendir. Eğer profilin Türkçeyse, sen dünyaya “Lütfen bana sadece yerel işler teklif edin” diyorsun demektir. İngilizce bir profil, doğru sektörel anahtar kelimeler ve etkili bir networking stratejisi ile başvuru yapmadığın şirketlerin bile radarına girebilirsin.
Eğer bir mühendissen, elinde dünyanın her yerinde geçerli olan evrensel bir “mantık anahtarı” tutuyorsun demektir. Matematik her yerde aynıdır, fizik kuralları sınır tanımaz. Yurt dışında mühendis olmak, özellikle Almanya, Kanada, Hollanda ve Kuzey Avrupa ülkeleri gibi sanayinin kalbinin attığı yerlerde büyük bir saygınlık ve devasa bir kazanç kapısıdır.
Ancak teknik bilgi tek başına yetmeyebilir. Özellikle inşaat, makine ya da elektrik-elektronik mühendisliği gibi alanlarda “denklik” ve “sertifikasyon” süreçleri bazen yorucu olabilir. Ben bu süreçte bürokrasiden yorulup vazgeçen çok parlak zihinler gördüm. Sakın onlardan olma! Sistemli ilerlersen bu duvarları aşmak sandığın kadar zor değil.
Mühendis dostlarıma bir tavsiye: Projelerini anlatırken sadece “yaptım” demeyin. “Optimize ettim”, “maliyeti düşürdüm”, “verimliliği %20 artırdım” gibi ölçülebilir sonuçlar verin. Küresel iş dünyası somut verileri sever.

Şu an dünyada en kolay yer değiştiren, pasaportu en güçlü olan meslek grubu hiç şüphesiz yazılımcılar. Yurt dışında yazılımcı olmak için bazen bir diplomaya bile ihtiyacın olmayabilir; senin diploman GitHub profilin, yazdığın temiz kod (clean code) ve topluluklara (open source) yaptığın katkılardır.
Benim çevremdeki pek çok yazılımcı dostum, sadece yazdıkları bir kütüphane ya da Twitter’da paylaştıkları bir teknik çözüm sayesinde Berlin’den, Londra’dan ve New York’tan teklif aldı. Yazılım dünyasında İngilizce artık bir “ekstra” değil, senin işletim sisteminin ta kendisidir. Eğer dokümantasyonu anlayabiliyor ve mülakatta çözüm mantığını İngilizce ifade edebiliyorsan, teknik mülakata hazırsın demektir.
Unutma, yurt dışında bir yazılımcı olarak işe başladığında sadece kod yazmayacaksın; farklı milletlerden insanlarla “code review” yapacak, ortak bir hedefe yürüyeceksin. Bu yüzden iletişim becerilerin (soft skills) en az Python veya Java bilgin kadar değerlidir.
Sağlık sektörü, kuralların en sıkı olduğu ama aynı zamanda en çok ihtiyaç duyulan, saygınlığın zirve yaptığı bir alan. Yurt dışında doktor olarak çalışmak isteyen bir hekimsen, önünde zorlu, bürokratik ama sonucunda hayatını ve kariyerini bambaşka bir noktaya taşıyacak bir maraton var demektir.
Doktorlukta dil bariyeri sadece “anlaşmak” için değil, hastanın hayatını korumak ve o güven bağını kurmak için aşılması gereken en büyük engeldir. Bu yüzden çoğu ülke tıp doktorlarından C1 seviyesinde dil yeterliliği ve çok ciddi mesleki yeterlilik sınavları ister.
Doktor dostlarıma profesyonel bir not: Bu süreç bazen 2-3 yıl sürebilir. Bu süreçte motivasyonunu kaybetmemek için hedeflediğin ülkedeki meslektaşlarınla şimdiden gruplar kur, onların deneyimlerinden faydalan. O beyaz önlük dünyanın her yerinde aynı değeri görüyor, yeter ki sabırlı ol.
Mesleğini yurt dışında icra etmek istiyor ama dil bariyerini aşamıyorsan, hemen bu sayfada yer alan formu doldur. Kısa süre içinde seni arayalım ve online İngilizce platformumuza kaydını yapalım: Dilediğin gibi İngilizce öğrenmeye başla.

Bazen birinin yanında çalışmak senin vizyonun için yeterli olmaz. Kendi fikrini, kendi markanı küresel pazara açmak istersin. Yurt dışında şirket açma hakkında detaylar eskiden sadece dev holdinglerin ilgi alanındaydı; ancak bugün “laptop”unu alan herkes bir dünya şirketi kurabilir.
Estonya’nın “e-Residency” programından tutun, Amerika’nın Wyoming eyaletindeki “LLC” yapılarına kadar pek çok seçenek mevcut. Önemli olan, senin iş modeline hangi ülkenin vergi sistemi ve hukuk yapısının daha uygun olduğudur.
Kendi şirketini kurarken “Muhasebe ve Compliance” (uyumluluk) konularını asla ihmal etme. “Bir şey olmaz” mantığı yurt dışındaki hukuk sistemlerinde ağır cezalarla sonuçlanabilir. Mutlaka o ülkenin mevzuatına hakim bir danışmanla ilerle.
İş İngilizcesi bilmek seni toplantılarda kurtarır ama işten çıkıp sosyal hayata karıştığında, ev kiralarken emlakçıyla pazarlık yaparken ya da bir akşam yemeğinde dost edinirken tıkanıyorsan, kendini hep o ülkenin “misafiri” gibi hissedersin. Yurt dışında hayat kolaylaştıran İngilizce kalıplar öğrenmek, aslında o toplumun bir parçası olmanın en kestirme yoludur.
Dili sadece kelime yığını olarak değil, bir duygu aktarımı olarak gör. İşte benim yıllar içinde cebime koyduğum ve her kapıyı açan o “sihirli” kalıplar:
Yurt dışında kariyer yolculuğunun en az konuşulan ama en kritik durağı burasıdır. Fiziksel olarak oraya gitmek işin %20’sidir; zihnen orada kalabilmek ise kalan %80’i oluşturur. “Gurbet” hissi bazen en yüksek maaşın bile tadını kaçırabilir.
Gittiğin ülkede sadece Türk topluluklarına hapsolma. Evet, güvenli bir limandır ama sadece orada kalırsan yerel kültürü asla anlayamazsın. Meetup gruplarına katıl, hobilerinle ilgili yerel kulüplere gir. Bir Almanla bira içerken ya da bir İngilizle yağmurdan şikayet ederken kurduğun bağ, sana o ülkenin kapılarını gerçekten açacaktır.
Neden bu insanlar bu kadar erken yatıyor? Neden hafta sonu hiç kimse iş maili cevaplamıyor? Bu sorulara kızmak yerine “Neden?” diye sor. Her kültürün binlerce yıllık bir mantığı vardır. O mantığı çözdüğünde, artık sen bir “göçmen” değil, bir “dünya vatandaşı” olursun.
İngilizce öğrenerek yurt dışına açılmak ve dolarla para kazanmak istiyorsan, hemen online İngilizce platformumuz ile İngilizce öğrenmeye başla. Tek yapman gereken yan tarafta yer alan formu doldurmak ve seni aramamızı beklemek!

Euro veya Dolar kazanmaya başladığında ilk birkaç ay her şey çok ucuz gelebilir. Ancak bu yanılsamaya düşme. Yurt dışında kariyer yaparken finansal okuryazarlık, en az mesleki bilgin kadar önemlidir.
Biliyorum, şu an bu yazıyı bitirirken hala kafanda o ses yankılanıyor: “Ya başaramazsam?” Ama dürüst olalım; 10 yıl sonra geriye dönüp baktığında, “Keşke deneseydim” demenin pişmanlığı, “Denedim ve zordu” demenin yorgunluğundan çok daha ağırdır. Yurt dışında geçirdiğin her bir gün, sana Türkiye’de 10 yılda kazanamayacağın bir özgüven katacak. Bir başka dilde hayal kurabildiğini, bir başka dilde kriz yönetebildiğini gördüğünde, sınırların sadece senin zihninde olduğunu anlayacaksın.
Yurt dışında kariyer yapmak isteyenler isteyenler için yolun sonu her zaman bir başarı hikayesi olmayabilir; bazen de bu yolculuk sana “Aslında ben ülkemi daha çok seviyorum” dedirtip seni geri döndürebilir. Ve bu da bir başarıdır! Çünkü artık sen, dünyayı görmüş, farklı renkleri tatmış ve bilinçli bir seçim yapmış bir birey olursun.
Yazımın başında da söylediğim gibi; dünya, cesur olanları değil, hazırlıklı olanları ödüllendirir. Sen şu an bu devasa rehberi okuyarak hazırlığının en önemli kısmını tamamladın. Mühendislikten tıbba, yazılımdan girişimciliğe kadar her yolun kendine göre taşları, çukurları ve çiçekleri var. Ama hepsinin ortak noktası; senin o ilk adımı atma cesaretindir.
Kendi potansiyeline güven. Hazırlığını yap. LinkedIn profilini o global ışıkla parlat. Ve o ilk “Apply” (Başvur) butonuna basarken elin titremesin. O buton, senin yeni hayatının giriş kapısı olabilir.
Kariyer yolculuğunda önüne çıkan engeller seni yıldırmasın, aksine karakterini güçlendiren birer antrenman olarak gör. Bugün bu yazıyı okuyarak zihninde o küresel tohumu ektin. Şimdi onu her gün yeni bir şeyler öğrenerek sulama vakti!
Hayal et: Çok önemli bir küresel toplantıdasın, ekranın diğer ucunda Londra ve New York ofislerinden üst düzey yöneticiler var. Stratejik bir karar alınıyor ve senin fikrin aslında oyunun kurallarını değiştirebilir. Ancak tam söze girecekken o tanıdık tereddüt boğazına düğümleniyor: “Acaba yanlış kelimeyi mi seçerim? Bu çok mu kaba kaçar? Ya profesyonel görünmezsem?” İnan bana, bu sessizlik anlarını ben de kariyerimin başlarında çok yaşadım. İş İngilizcesi, sadece gramer kurallarını bilmek değil; o masadaki ağırlığını, vizyonunu ve uzmanlığını kelimelerle inşa etme sanatıdır.
Bir dili profesyonel düzeyde kullanmak, sadece o dili konuşmak değil, o dilin içindeki kültürel kodları ve sektörel jargonları da bir satranç oyuncusu gibi yönetmektir. Eğer şu an bu satırları okuyorsan, sen de iş ingilizcesi geliştirmek isteyenler arasındasın ve bu bariyeri aşmaya kararlısın demektir.
Profesyonel dünyada geçirdiğim uzun yıllar boyunca şunu gördüm: İngilizceyi sadece bir “iletişim aracı” olarak değil, bir “ikna ve liderlik aracı” olarak kullananlar her zaman öne geçiyor. Bu dev rehberde, işletmeden veri bilimine, tasarımdan finansa kadar her sektörün kendi “gizli dilini” ve bu dili nasıl ustalıkla kullanabileceğini en ince ayrıntısına kadar inceleyeceğiz.
Kahveni tazele, çünkü kariyerini bir üst lige taşıyacak o derin yolculuğa şimdi başlıyoruz. Sadece terimler değil, o terimlerin arkasındaki stratejik zekayı da keşfedeceğiz.
İşletme dünyası devasa bir makine gibidir ve bu makinenin dişlileri doğru seçilmiş kelimelerle döner. Genel işletme terminolojisi, sadece bir departmana değil, şirketin bütününe hitap etmeni sağlar. İşletme İçin İş İngilizcesi konusunda uzmanlaşmak, aslında şirketin “büyük resmini” anladığını ve operasyonel verimliliğe kafa yorduğunu kanıtlamaktır.
Kendi tecrübelerimden biliyorum ki, bir işletmenin sadece kar-zarar tablosuna bakmak yetmez, o tabloyu anlatacak bir dil kurmalısın. Örneğin, “We are doing okay” demek yerine “We are maintaining a steady growth trajectory” demek, senin bir profesyonel olduğunu o saniyede tesciller. İşletme dilinde “verimlilik” ve “strateji” kelimeleri senin en yakın dostun olmalıdır.

Yöneticilik sadece iş delege etmek değildir; insanları ortak bir hedefe, bazen fırtınalı havalarda bile ikna ederek yönlendirmektir. Yönetim İçin İş İngilizcesi alanında en önemli beceri, otoriteyi nezaketle ve netlikle birleştirmektir. Kariyerim boyunca pek çok farklı liderlik tarzıyla karşılaştım; ancak en başarılı olanlar her zaman “karşı tarafın da kazandığını hissettiren” dili kullananlardı.
Bir ekibi yönetirken “Senin hatan” demek yerine “We need to address this gap in our process” (Sürecimizdeki bu boşluğu ele almalıyız) demek, suçlama kültürünü gelişim kültürüne dönüştürür. Yönetim dilinde “empati” ve “netlik” arasındaki o ince çizgiyi korumak, senin liderlik karizmanı belirler.
İş İngilizcesi geliştirmek ya da İngilizce öğrenmek için tek yapman gereken yan tarafta yer alan formu doldurmak ve seni aramamızı beklemek!
Sağlık sektörü, iletişimin doğrudan hayat kurtarabildiği, hata payının sıfıra yakın olduğu bir alandır. Sağlık Hizmetleri İçin İş İngilizcesi hem teknik tıbbi bilgiyi hem de yüksek düzeyde empati yeteneğini bir arada gerektirir. Burada sadece meslektaşlarınla değil, endişeli hastalarla ve onların aileleriyle de profesyonel bir bağ kurman gerekir.
Sadece acil durumlar değil, günlük vizitlerde veya tıbbi raporlamalarda da kullanılan dilin kesinliği, hastanın tedavi sürecini doğrudan etkiler. Bu yüzden terimleri doğru kullanmak, profesyonel ahlakın bir parçasıdır.

İnsan Kaynakları (İK), bir kurumun vitrini ve aynı zamanda o kurumun iç vicdanıdır. İnsan Kaynakları İçin İş İngilizcesi geliştirirken, dilin hem kurumsal standartlara (compliance) uygun hem de kucaklayıcı olması gerekir.
İK uzmanları için “yetenek” sadece bir CV değildir; o yeteneğin şirkete nasıl bir “değer” katacağını İngilizce olarak ifade edebilmek bir ustalık gerektirir. Bir adaya olumsuz dönüş yaparken bile markanın prestijini koruyacak o nazik dili (polite refusal) kurabilmek, profesyonelliğin zirvesidir.
Günümüzde veri her şeydir, ancak onu teknik olmayan bir kitleye anlatamıyorsanız hiçbir şeydir. Veri Bilimi İçin İş İngilizcesi, teknik dünyayı iş dünyasına tercüme etme becerisidir. Bir veri bilimci olarak sadece kod yazmazsın; o koddan çıkan sonucu bir yönetim kurulu toplantısında “neden bu yatırımı yapmalıyız?” sorusunun cevabı olarak sunmalısın.
Veri dilinde “correlation” (korelasyon) ile “causation” (nedensellik) arasındaki farkı İngilizce olarak açıklayabilmek, senin analitik derinliğini gösterir. Veriyi sadece ham haliyle değil, bir “insight” (öngörü) olarak sunmak, seni bir teknisyenden bir stratejiste dönüştürür.
Farklı birçok mesleki İngilizce alanının olduğu platformumuzda hızlı bir şekilde iş İngilizceni geliştirebilirsin. Tek yapman gereken hareket geçmek ve formu doldurmak!

Tasarımcıların en büyük zorluğu, yaptıkları görsel ve bazen “hissi” olan işi somut kelimelere dökmektir. Tasarım İçin İş İngilizcesi, estetiği rasyonalize etme ve müşteriye o tasarımın neden “çalıştığını” anlatma aracıdır. Tasarımın sadece “güzel” değil, bir problemi çözen “stratejik bir araç” olduğunu kanıtlamalısın.
Bir tasarım sunumunda “I like this” demek yerine “This design direction aligns with our target audience’s psychological profile” demek, masadaki herkesin sana saygı duymasını sağlar. Renklerin, boşlukların ve fontların bir dili vardır; bu dili İngilizce ile birleştirdiğinde vizyonun küresel bir anlam kazanır.
Satış dünyası, kelimelerin doğrudan ticari sonuca dönüştüğü dinamik bir yerdir. Satış İçin İş İngilizcesi, bir ürünün özelliklerini listelemek değil, o ürünün müşterinin hayatındaki “pain point”leri (sorunlu noktaları) nasıl çözeceğini anlatmaktır. Profesyonel bir satışçı, karşısındakini “dinleyerek” satış yapar ve İngilizcesini buna göre modüle eder.
Müzakere masasında “This is our price” demek yerine “Let’s discuss the value this partnership brings to your organization” (Bu ortaklığın organizasyonunuza katacağı değeri konuşalım) demek, konuyu bir maliyet tartışmasından bir yatırım fırsatına taşır. Satışta “ikna” dili, güven inşa etmekle başlar.
Proje Yönetimi İçin İş İngilizcesi
Proje yönetimi, kaosun içinde bir düzen mimarisi yaratmaktır. Bu alanda kullanılan dil, net talimatlar, zaman yönetimi ve risk analizi üzerinedir. Kariyerim boyunca yönettiğim projelerde “belirsizliğin” en büyük bütçe düşmanı olduğunu gördüm. Net bir İngilizce, bu belirsizliği yok eden en güçlü kalkandır.
Proje yönetimi için İş İngilizcesinde “ASAP” (mümkün olan en kısa sürede) demek yerine net bir tarih vermek (“By EOD Friday”) profesyonelliğin gereğidir. Ayrıca, bir aksaklık olduğunda bunu saklamak yerine “We are facing some constraints” diyerek çözüm önerisiyle gelmek, senin yetkinliğini kanıtlar.
Open English online İngilizce kursu ile İş İngilizcesi yeteneğini kolayca geliştirebilirsin. Tek yapman gereken formu doldurmak ve ilk adımı atmak!
Pazarlama İçin İş İngilizcesi
Pazarlama, markanın sesini küresel bir yankıya dönüştürmektir. Pazarlama İçin İş İngilizcesi, yaratıcılık ile analitiğin, hikaye anlatıcılığı ile verinin mükemmel birleşimidir. Eğer küresel bir pazarda markanı duyurmak istiyorsan, sadece kelimeleri değil, o kelimelerin farklı kültürlerde yarattığı “duygu ve çağrışımları” da yönetmelisin.
Modern pazarlamada “We want to sell” devri bitti; artık “We want to connect” devri başladı. Bu yüzden pazarlama İngilizcesinde “engagement” (etkileşim) ve “resonance” (yankı uyandırma) kelimeleri stratejinin merkezinde yer almalıdır.
Finans Sektörü İş İngilizcesi
Finans dünyasında bir kelimenin yanlış kullanımı, milyon dolarlık bir yanlış anlaşılmaya veya yasal bir krize yol açabilir. Bu yüzden Finans Sektörü İş İngilizcesi, en yüksek seviyede teknik doğruluk ve otorite gerektirir. Bir yatırımcı sunumunda veya bir denetimde (audit) kullandığın dil, senin finansal okuryazarlığının aynasıdır.
Piyasadaki “volatiliteyi” (oynaklığı) sakin bir dille anlatabilmek, yatırımcı güvenini kazanmanın anahtarıdır. Finans dili, rakamların arkasındaki “güveni” inşa etme dilidir.

Turizm sektörü, “misafirperverlik” (hospitality) kavramının her dilde aynı samimiyetle hissedilmesi gereken bir alandır. Turizm Otelcilik İçin İş İngilizcesi, en nazik, en çözüm odaklı ve kültürel olarak en hassas dildir. Burada bir kelimeyle bir insanın tatilini cennete çevirebilir veya kabusa döndürebilirsiniz.
Bir otelde “I don’t know” yerine “I will find out for you right away” demek, misafire verilen değerin en net göstergesidir. Turizmde İngilizce, sadece bilgi vermek değil, bir “hoşgeldin” hissi yaratmaktır.
Birçok konuda iş İngilizcesi yeteneğini geliştirmek için tek ihtiyacın Open English online İngilizce platformu. Formu doldur, kısa sürede seni arayalım ve iş İngilizceni geliştirmen için platformumuza kayıt yapalım.
Spor ve beslenme artık sadece fiziksel bir aktivite değil, devasa bir veri ve bilim sahası. Uluslararası arenada bir antrenör, diyetisyen veya spor yöneticisi olarak çalışmak istiyorsan, anatomi ve besin biyokimyası terimlerini bir uzman edasıyla kullanmalısın.
“Spor İçin İş İngilizcesi” sadece maç anlatmak değildir; bir sporcunun sakatlık sürecini (rehabilitation) yönetmek veya bir beslenme planını (nutritional protocol) bilimsel temellere dayandırarak açıklayabilmektir. Bu dildeki uzmanlığın, senin profesyonel otoriteni belirler.

Teknoloji dünyası, her sabah yeni bir kavramın (buzzword) doğduğu, dünyanın en dinamik sektörüdür. Teknoloji İçin İş İngilizcesi bilmek, dünyadaki değişimin sadece izleyicisi değil, kurgulayıcısı olmanı sağlar. Bir yazılımcı veya teknoloji yöneticisi olarak dilin, teknik karmaşayı işlevsel çözümlere dönüştürmelidir.
Teknoloji toplantılarında “The system is down” demek yerine “We are experiencing an unplanned outage and our team is working on a fix” demek, panik yerine profesyonel bir güven ortamı yaratır. Teknoloji dili, çözüm üretme ve sürekli öğrenme dilidir.
Mesleki İngilizce bölümümüz sonlandırıp iş İngilizcesi için farklı detaylara geçerken Open English platformunda iş İngilizceni kolay bir şekilde geliştirebileceğini dile getirmek istiyoruz. Hadi formu doldur ve iş İngilizceni efektif bir biçimde çalışarak geliştir.
Bu kadar sektör ve terimden sonra, işin “nasıl?” kısmına gelelim. Profesyonel hayatım boyunca dili geliştirmek için uyguladığım ve gerçekten sonuç aldığım o “arka oda” taktiklerini seninle paylaşıyorum:
Üst düzey yöneticilerden veya ana dili İngilizce olan iş ortaklarından gelen e-postaları bir kenara kaydet. Onların cümleye nasıl başladığını (“I hope this email finds you well”), bir şeyi rica ederken kullandıkları o nazik ama net üslubu (“I would be grateful if you could…”) ve vedalaşma tarzlarını bir şablon haline getir. Kendi e-postalarını yazarken bu kalıpları kullanmak, senin profesyonel tonunu anında yükseltir.
Kendi sektöründeki küresel liderleri takip et. Paylaştıkları makalelerdeki başlıkları, kullandıkları “buzzword”leri not al. Bu kelimeler, sektörün o anki nabzını tutan canlı bir sözlük gibidir. Örneğin, pazarlama alanındaysan “growth hacking” veya “storytelling” gibi kavramların o hafta hangi bağlamda kullanıldığını görmek, seni güncel tutar.
İş dünyası podcast’lerini (örneğin Harvard Business Review IdeaCast veya TED Business) dinle. Oradaki konuşmacıların sadece ne dediğine değil, “nasıl” dediğine odaklan. Vurgularını, duraksamalarını ve zor sorulara verdikleri o profesyonel cevapları taklit ederek sesli oku. Bu yöntem, sadece kelime öğretmez; aynı zamanda o kelimelerin arkasındaki “profesyonel özgüveni” senin DNA’na işler.
Bu rehberde gördüğün gibi, İş İngilizcesi sadece bir dil testi puanı veya bir sertifika değildir; o, senin profesyonel kimliğinin, vizyonunun ve hırsının bir parçasıdır. İşletmeden teknolojiye, sağlıktan finansa kadar her alanda dil, senin uzmanlığını dünyaya taşıyan en sağlam köprüdür.
Benim kariyerim, sadece bir toplantıda doğru bir soruyu, doğru bir üslupla ve doğru terimlerle sormamla değişti. O an anladım ki, İngilizce bilmek bana sadece bir “kapı” açmıştı; ama İş İngilizcesini ustalıkla kullanmak, o kapıdan içeri güvenle girmemi ve masada kendime bir yer bulmamı sağlamıştı. Sen de bugün bu devasa rehberi okuyarak o kapının önündeki en büyük engeli kaldırdın.
Şimdi sıra sende. Hemen iş İngilizcesi öğrenmek için adım at ve bu sayfada yer alan formu doldur. Open English’in kapsamlı dünyasına giriş yap.
Küçük görünen bu adımların, zamanla nasıl devasa bir kariyere ve küresel bir network’e dönüştüğüne şaşıracaksın. Unutma, her uzman bir zamanlar başlangıç seviyesindeydi. Farkı yaratan, her gün bir sayfa daha fazla okumak ve bir kelime daha fazla kullanmaktır.
Peki, senin sektöründe en çok duyduğun ama kullanırken tereddüt ettiğin o “gizemli” kelime hangisi? Paylaş, o kelimeyi senin için bir profesyonel silah haline getirelim! Bir sonraki yazımızda senin seçtiğin bir konuya derinlemesine dalabiliriz!
Selam dostum! Eğer bu yazıyı okuyorsan, muhtemelen sen de o meşhur “İngilizce serüvenine” bir yerinden dahil olmuşsun demektir. Belki bir iş görüşmesinde “Seviyeniz nedir?” sorusuna yanıt veremediğin için buradasın, belki de yıllardır “Anlıyorum ama konuşamıyorum” döngüsünde sıkışıp kaldın.
YIllardır bu sektörün içinde olan, binlerce öğrencinin gelişimine dokunmuş bir içerik yazarı olarak sana şunu söyleyeyim: İngilizce seviyeleri birer sınav kağıdı değil, senin özgürlük alanının genişlemesini simgeleyen basamaklardır. Bu rehberde, lafı hiç dolandırmadan, en samimi halimle ve bizzat deneyimlediğim ipuçlarıyla sana yol haritanı çizeceğim. Hazırsan, kahveni al ve bu rehberle hayatını değiştirmeye başla.
İngilizce seviyeleri denince yolun tam başında duran A1 (Beginner), çoğu kişinin sandığından çok daha kritik bir evredir. Bunu, yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya gözlerini açtığı ilk günler gibi düşünebilirsin. Her şey yabancıdır, sesler gariptir, anlamlar bulanıktır ve insan ister istemez biraz çekinir. Yıllar önce girdiğim ilk derslerden birinde, sadece “My name is…” diyebilen bir kişinin o an yüzündeki gururu bugün bile net hatırlıyorum.
İngilizce A1 seviyesi, senin bu büyük dil okyanusuna ayağını ilk kez soktuğun yerdir. Buradaki hedefin roman okumak ya da kusursuz cümleler kurmak değil; temel ihtiyaçlarını karşılayabilmektir. Kendini tanıtmak, nereli olduğunu söylemek, bir dükkânda fiyat sormak… Bunların her biri bu aşamada gerçek bir başarıdır.
Bu seviyede yapılan en büyük hata, daha en baştan “hemen düzgün cümle kurmalıyım” baskısıyla kalın gramer kitaplarına gömülmektir. Açık konuşayım: Bu yaklaşım çoğu kişiyi dilden soğutur.
A1 aşamasında beynin henüz bu yeni ses sistemine ve yapılara alışık değildir. O yüzden sana verebileceğim en net tavsiye, dili görselleştirmen olur. Evdeki eşyaların üzerine küçük notlar yapıştırmak kulağa basit hatta biraz komik gelebilir. Ama buzdolabında “Fridge”, kapıda “Door” yazısını her gün görmek, bilinçaltına şu mesajı verir: “Bu dil artık hayatımın içinde.” A1 seviyesinde işini görecek olan şey; temel kelimeler ve sık kullanılan basit kalıplardır, fazlası değil.
Bu noktada yapman gereken en önemli şey, mükemmeliyetçiliği bilinçli şekilde kenara bırakmaktır. “I am go to school” dediğinde dünya başına yıkılmaz; karşı taraf seni yine anlar. Asıl önemli olan, o sesi çıkarmaya cesaret etmen. Telefonunun dilini İngilizceye çevirmek için de en doğru zaman burasıdır. İlk günlerde ayarları bulmak zor gelebilir ama “Settings”, “Messages”, “Edit” gibi kelimeleri her gün görmek, kelime ezberi yükünü fark ettirmeden sırtından alır.
Bir de şunu ekleyeyim: Çocuk kitaplarından utanma. Resimli, kısa ve sade cümlelerle yazılmış kitaplar bu seviyede tahmin ettiğinden çok daha etkilidir.
A1 seviyesinde takılı kalmanın en yaygın nedeni konuşma korkusudur. Bunu kırmanın yolu çok basit ama etkili: Kendi kendine konuş. Sabah kalkınca “Now I am making coffee” de, aynaya bakıp gününü anlat. Kulağın, kendi sesini İngilizce duydukça rahatlar. Ayrıca şunu unutma: Günde 20–30 dakika ama her gün çalışmak, haftada bir gün saatlerce çalışmaktan çok daha verimlidir. Bu aşamada acele etmiyoruz; temeli sağlam atıyoruz.
İngilizce seviyeni öğrenmek ve İngilizceni geliştirmek için yan tarafta yer alan formu doldurarak ilk adımı atabilirsin. Hemen seni arayacağız ve İngilizce serüvenini başlatacağız.

Tebrikler. Artık sadece “merhaba” deyip susmuyorsun; yavaş yavaş sohbetin içine girmeye başlıyorsun. İngilizce seviyeleri içinde A2 (Elementary), birçok kişi için kırılma noktasıdır. Çünkü bu aşamada insan ilk kez şunu fark eder: “Evet, ben gerçekten bir şeyler öğreniyorum.”
A2 İngilizce seviyesindeki biri artık yalnızca turist gibi dolaşmaz, bulunduğu ortamın küçük bir parçası olmaya başlar. Kendi deneyimlerimden biliyorum; bu seviye öğrencilerin en çok iç sesleriyle kavga ettiği dönemdir. Bilgi artmıştır ama akıcılık henüz o bilgiye eşlik etmez. Bu da insana “Acaba bende mi sorun var?” hissini yaşatır. Hayır, bu his A2’nin doğasında var.
A2 seviyesinde artık geçmiş zamanla tanışırsın. Sadece bugünü değil, dün yaptıklarını da anlatmaya başlarsın. “I went”, “I saw”, “I ate” gibi yapılar hayatına girer. Bu aşamada yapman gereken en önemli şey, cümlelerini biraz genişletmektir. “I went to a restaurant” demek artık yeterli değildir; “I went to a nice restaurant yesterday because I was very hungry” demeye çalışırsın. İşte bu yüzden bağlaçlar (and, but, because) A2’nin gizli kahramanlarıdır. İhtiyacını söyleyebilmek ve basit bir diyaloğu sürdürebilmek, A2 İngilizce seviyesinin özetidir.
Bu seviyede kulağını eğitmek her şeydir. Sevdiğin İngilizce şarkıların sözlerini aç, dinlerken eşlik etmeye çalış. Telaffuzun için bundan daha doğal bir egzersiz yoktur. Aynı şekilde, daha önce defalarca izlediğin bir filmi bu kez İngilizce altyazıyla izle. Hikâyeyi zaten bildiğin için beynin kelimeleri bağlamla eşleştirmekte zorlanmaz. Bu yöntem, kelimeleri ezberlemeden öğrenmenin en temiz yoludur.
A2 seviyesinde insanlar genellikle “Bu kadar kural var, hangisini kullanacağım?” diyerek kilitlenir. Şunu net söyleyeyim: Kimse senin küçük gramer hatalarına takılmaz. Karşındaki insan seninle iletişim kurmak ister, seni sınavdan geçirmek değil. O yüzden hata yapmaktan keyif almaya çalış.
Her hata, doğruya bir adım daha yaklaştığını gösterir. A2’den B1’e geçişin anahtarı, maruz kalma süresidir. Günlük tut. Üç cümle yeter: “Today was good. I ate pasta. I studied English for 15 minutes.” Bu basit alışkanlık seni fark etmeden yukarı taşır.

İşte geldik Türkiye’de ve dünyada en çok insanın takılı kaldığı o meşhur durakta: B1 (Intermediate). İngilizce seviyeleri içinde B1, senin artık “bağımsız bir kullanıcı” olmaya başladığın seviyedir. Günlük hayatta sözlüğe bakmadan pek çok durumu idare edebilirsin ama içindeki o tanıdık ses hâlâ konuşur: “Tam olarak istediğim gibi konuşamıyorum.” Bu seviyeye boşuna “plato” denmez. Çünkü ilerleme hâlâ vardır ama eskisi kadar hızlı hissedilmez.
Bu seviyede pasif bilgin oldukça yüksektir. Dinlerken ve okurken çoğu şeyi anlarsın ama sıra konuşmaya geldiğinde kelimeler sanki saklanır. Bunun temel sebebi, Türkçe düşünüp İngilizceye çevirme alışkanlığıdır. B1 İngilizce seviyesindeki öğrencilerin neredeyse tamamı bu tuzağa düşer. İnan bana, bu alışkanlık senin en büyük prangandır. B1 aşamasında yapman gereken şey, düşünceyi doğrudan İngilizce kurmaya başlamaktır. Günlük hayattaki küçük kararlarını bile İngilizce iç sesle ver. “Şimdi eve gitmeliyim” demek yerine, içinden “I should go home now” de. Bu basit gibi görünen egzersiz, akıcılığın temelini atar.
B1 seviyesinde artık sadece olayları değil, fikirleri de anlatmaya başlarsın. “Bu film nasıldı?” sorusuna yalnızca “It was good” demek yetmez. “Hikâye güzeldi ama karakterler zayıftı” gibi yorumlar yaparsın. Bu aşama, dilin sadece iletişim değil, ifade aracı olmaya başladığı yerdir. Ancak bu geçiş sancılıdır. Çünkü beklentin artmıştır. Eskiden basit cümle kurabilmek seni mutlu ederken, artık “daha iyi konuşmalıyım” baskısı oluşur.
B1 İngilizce seviyesinden çıkmanın en etkili yollarından biri “shadowing” yani gölgeleme tekniğidir. Bir podcast, YouTube videosu ya da TED konuşması aç. Konuşmacı bir cümle kurarken sen de onunla birlikte, hatta biraz gerisinden tekrar et. Anlamaya odaklanma; ritmi, vurguyu ve melodiyi taklit et. Bu çalışma beynindeki çeviri mekanizmasını devre dışı bırakır.
Çünkü kelime konforumuzdan çıkmıyoruz. Hep aynı kelimeleri kullanıyoruz: good, bad, happy, sad. Oysa B1’den B2’ye geçmek için dili renklendirmek şarttır. “Very happy” yerine “thrilled”, “very tired” yerine “exhausted” demeye başladığında seviye otomatik olarak yukarı çıkar. Ayrıca bu aşamada phrasal verb’ler hayatına girmelidir. “Wait” yerine “hold on” dediğinde, karşındaki senin dili gerçekten kullanmaya başladığını fark eder. Unutma, B1 İngilizce seviyesi bir köprüdür. Durursan düşersin, yürürsen karşıya geçersin.
İngilizce seviyeni ilerletmek ve kariyerinde yeni bir aşamaya geçmek istiyorsan, hemen yan tarafta yer alan formu doldur ve Open English dünyasına adım at.

Dostum, eğer B2 (Upper-Intermediate) seviyesine ulaştıysan artık şunu net bir şekilde söyleyebiliriz: İngilizce senin için bir “engel” olmaktan çıkmıştır. İngilizce seviyeleri içinde B2, özgürlüğün başladığı yerdir. Artık yabancı biriyle konuşurken “Acaba beni anladı mı?” kaygısı taşımazsın. İş görüşmelerinde İngilizce konuşman gerektiğinde kalbin yerinden fırlamaz. Hata yapsan bile iletişim kopmaz, çünkü dili taşıyacak kadar güçlüdür.
B2 İngilizce seviyesindeki biri, ana dili İngilizce olan bir kişiyle doğal bir şekilde sohbet edebilir. Elbette hâlâ bilmediğin kelimeler olur ama bu seni durdurmaz. B2 seviyesine ulaşan biri, iş hayatında ve sosyal çevrede fark edilir şekilde öne çıkar. Global şirketler, yurt dışı bağlantılar ve uluslararası projeler bu seviyede gerçekçi hedefler haline gelir. İngilizce artık “ders” değildir; senin kişisel ve profesyonel kimliğinin bir parçasıdır.
B2 seviyesinde en önemli değişim şudur: Dili artık bilinçli olarak değil, yarı otomatik kullanmaya başlarsın. Cümle kurarken her gramer kuralını düşünmezsin. Ancak B2’nin kendine özgü bir tuzağı vardır. Akıcı konuşabilirsin ama hâlâ “doğal” konuşamayabilirsin. Yani doğru cümleler kurarsın ama ana dili İngilizce olan biri kadar rahat ve esnek hissettirmez. İşte bu noktada deyimler (idioms), kalıplar ve bağlama uygun kelime seçimi devreye girer.
Ben B2 seviyesine geldiğimde altyazısız film izlemeye başlamıştım. İlk başlarda her kelimeyi anlamıyordum ama hikâyeyi, duyguyu ve mizahı yakalayabiliyordum. Bu çok kritik bir eşiktir. Çünkü dilin ruhunu anlamaya başlarsın. Bir cümlede ne söylendiğinden çok, neden öyle söylendiğini fark edersin. B2 seviyesi, hatadan korkmanın bittiği ama etki yaratmanın başladığı seviyedir.
Bu seviyedeysen sadece dinlemek ve izlemek yetmez. Artık üretmen gerekir. İlgi duyduğun bir konuda İngilizce yazmaya başla. Bu bir blog yazısı, LinkedIn paylaşımı ya da kişisel günlük olabilir. Yazmak, düşünce yapındaki boşlukları acımasızca ortaya çıkarır. Nerede takılıyorsan, gerçek eksiğin oradadır. Ayrıca BBC, CNN veya benzeri haber sitelerini günlük rutininin bir parçası haline getir. Dünyayı İngilizce takip etmek, dili zihinsel olarak içselleştirmeni sağlar.
İş dünyasında B2 genellikle “yeterli” kabul edilir ama burada durmak büyük bir hatadır. Sunum yapmayı, fikrini savunmayı ve karşı argüman üretmeyi öğrenmelisin. YouTube’daki iyi konuşmacıları izle ve kullandıkları geçiş ifadelerine dikkat et: furthermore, however, on the other hand… Bir toplantıda sadece konuşmak değil, düşünceni yapılandırmak seni B2’den C1’e taşıyacak en önemli adımdır. Bu seviyeye geldiğinde sakın “oldum” deme. C1 seni bekliyor ve orası bambaşka bir dünya.

C1 (Advanced) seviyesine geldiğinde artık şunu net biçimde hissedersin: İngilizce seni taşımıyor, sen İngilizceyi taşıyorsun. İngilizce seviyeleri içinde C1, gerçek anlamda “hakimiyet” hissinin başladığı yerdir. Bu seviyede konuşurken kelime aramak nadirleşir, düşüncelerini filtrelemeden aktarabilirsin. En önemlisi de şudur: Karşındaki kişi senin yabancı olduğunu unutur. Aksanın olabilir, küçük hatalar yapabilirsin ama iletişimin gücü bunu görünmez kılar.
C1 İngilizce seviyesindeki biri, akademik metinleri zorlanmadan okuyabilir, teknik konularda detaylı tartışmalara girebilir ve karmaşık fikirleri net bir yapı içinde aktarabilir. İşte bu yüzden C1, yurt dışı yüksek lisans, akademik kariyer, üst düzey yöneticilik ve uluslararası pozisyonlar için kritik bir eşiktir. Bu seviyede İngilizce artık bir “yetenek” değil, senin doğal araçlarından biridir.
C1’e geçiş, B2’den çok daha sancılıdır. Çünkü sorun artık kelime veya gramer değildir. Sorun, ifade derinliğidir. Aynı fikri kaç farklı yolla anlatabiliyorsun? Tonunu duruma göre değiştirebiliyor musun? Resmi, yarı resmi ve samimi dil arasında bilinçli geçiş yapabiliyor musun? C1 tam olarak bu soruların cevabıdır.
Bu seviyede ironi, mecaz ve alt metinleri anlamaya başlarsın. Birinin “That’s interesting” dediğinde gerçekten ilgilenip ilgilenmediğini ses tonundan ve bağlamdan çözebilirsin. Espriler daha az kaçırılır, kelimelerin duygusal yükünü fark edersin. İngilizce artık sadece bilgi değil, his de taşır.
Bu seviyedeki en yaygın hata şudur: “Zaten biliyorum” hissi. İşte bu his ilerlemenin önündeki en büyük engeldir. C1, konfor alanı yaratır ama gelişim burada bilinçli çaba ister. Eğer sadece alıştığın kelimelerle konuşmaya devam edersen, dilin donar. Aynı kalıpları tekrar etmeye başlarsın. Bu da seni fark edilmez kılar.
Ben C1 seviyesindeyken kendime bilinçli olarak zor alanlar açtım. Hiç ilgimi çekmeyen konularda makaleler okudum. Felsefe, ekonomi ve psikoloji gibi alanlarda İngilizce tartışmalara girdim. Zorlandım ama zihnim esnemeye başladı. C1, dili genişletme seviyesidir; derinlik burada kazanılır.
Bu aşamada artık “öğrenci” gibi çalışmayı bırakmalısın. Onun yerine dili bir profesyonel gibi kullanmalısın. Sunumlar hazırla, İngilizce düşünce haritaları çıkar, sesli düşün. Yazdıklarını yüksek sesle oku. Ayrıca ana dili İngilizce olan insanların yazdığı uzun analiz yazılarını incele; özellikle giriş-gelişme-sonuç yapılarına dikkat et. Bu yapı, seni C2’ye taşıyan köprüdür.
C1 seviyesinde İngilizce artık seni temsil eder. Nasıl konuştuğun, nasıl yazdığın ve nasıl tartıştığın; kişiliğinin bir yansıması olur. Bu yüzden burada durmak değil, ustalaşmak hedeflenmelidir. Çünkü sırada C2 var ve orası artık “akıcı” değil, “ustaca” seviyesidir.
İngilizcede hangi seviyede olduğunu öğrenip online olarak İngilizceni geliştirmek istiyorsan, tek yapman gereken yan tarafta yer alan formu doldurmak ve seni aramamızı beklemek!

C2 (Proficiency) seviyesi, İngilizce seviyeleri içinde artık “öğrenme” kavramının bittiği noktadır. Burada İngilizce bir yabancı dil olmaktan tamamen çıkar ve ikinci bir ana dil gibi çalışmaya başlar. C2 seviyesinde biri, dili kullanmaz; dili yönetir. Kelimeler refleksle gelir, cümleler düşünceyle aynı hızda akar. İfade ederken durup “nasıl desem?” diye düşünmezsin. Ne söylemek istediğini bilir ve en uygun biçimde söylersin.
Bu seviye çoğu kişi için gereksiz gibi görünür ama gerçek şudur: C2, fark yaratan seviyedir. Akademik dünyada, uluslararası hukukta, üst düzey diplomasi ve küresel medya alanlarında konuşulan İngilizce C1 değildir; C2’dir. Burada mesele doğru olmak değil, etkili olmaktır. Aynı fikri yumuşatarak da sertleştirerek de söyleyebilirsin. Ton, tempo ve vurgu tamamen senin kontrolündedir.
C2 İngilizce seviyesinde artık dili “anlamazsın”, dili okursun. Bir metnin ne söylediğini değil, neden o şekilde söylediğini fark edersin. Bir konuşmada söylenmeyeni duyarsın. Bir kelimenin seçilme sebebini sezersin. Bu, teknik bir beceriden çok zihinsel bir eşiği temsil eder.
C2 seviyesine yaklaşan birçok kişi şunu düşünür: “Artık hata yapmıyorum.” Bu doğru değildir. C2 seviyesindeki biri de hata yapar ama fark şudur: Hatasını anında fark eder ve düzeltir. Ayrıca C2’de hatalar genellikle gramerle ilgili değil, anlam ve ton ile ilgilidir. Yanlış kelime seçimi, mesajın etkisini düşürür ama anlamı bozmaz. Bu da ancak ileri seviye farkındalıkla görülebilir.
Benim C2 seviyesini gerçekten hissettiğim an, İngilizce espri yaparken karşımdakilerin gülmesi oldu. Çünkü espri, dilin en zor alanıdır. Kültür, zamanlama ve kelime oyunu ister. Eğer bir dilde şaka yapabiliyorsan, o dili artık “biliyorsun” değil, “yaşıyorsun” demektir.
Burada klasik çalışma yöntemleri işe yaramaz. Kelime ezberlemek, gramer çalışmak C2’ye katkı sağlamaz. Bunun yerine şunlar gerekir:
C2 seviyesinde İngilizce artık senin zekânın bir uzantısı olur. Ne kadar net düşünüyorsan, o kadar net konuşursun. Bu yüzden C2 sadece bir dil seviyesi değil, aynı zamanda düşünme seviyesidir.
Çoğu insan için hayır. Ama bazıları için vazgeçilmezdir. Eğer İngilizceyle üretmek, öğretmek, ikna etmek veya liderlik etmek istiyorsan; C2 seviyesi seni “iyi” olmaktan çıkarır, referans noktası haline getirir. İnsanlar senin İngilizceni örnek alır; düzeltmez, dinler.
C2’ye ulaşmak bir hedef değil, bir sonuçtur. Uzun süre İngilizceyle yaşamanın, düşünmenin ve üretmenin doğal çıktısıdır. Bu yüzden C2 seviyesine “çalışılmaz”, C2 seviyesine dönüşülür.

İngilizce seviyeleri konuşulurken en büyük yanılgı şudur:
“Herkes C1 olmalı.”
Hayır.
Herkesin C1 olmasına gerek yok.
Ama neden İngilizce öğrendiğini bilmeyen herkes yanlış seviyeye çalışır.
Aşağıda sana kim, hangi hedef için hangi seviyede gerçekten “yeterli” olur net net anlatıyorum. Abartı yok, motivasyon cümlesi yok, sahadaki gerçekler var.
Eğer İngilizce senin için:
ise sağlam bir A2 İngilizce seviyesi seni taşır.
Ama kritik nokta şu:
Zayıf A2 = stres
Sağlam A2 = özgürlük
A2 seviyesinde biri:
Turist gibi değil, bilinçli gezgin gibi davranır.
Burada çıta yükselir.
Minimum: B1
İdeal: B2
Akademik rahatlık: C1
B1 İngilizce seviyesi ile dersleri takip edersin ama:
B2 İngilizce seviyesinde:
C1 İngilizce seviyesinde ise:
Gerçek şu: Erasmus’ta mutlu olanlar B2 ve üstüdür.
Bu en kritik alan.
B2 seviyesinde biri:
Ama C1 seviyesinde biri:
İş dünyasında farkı yaratan kelime sayısı değil, ikna gücüdür.
Burada net konuşalım:
B2 yetmez
Sınav için yeterli olabilir ama sürdürülebilir değildir
C1 zorunludur
Akademik dünyada İngilizce:
C1 olmayan biri:
C2 ise akademide:
Burada ilginç bir gerçek var:
B2 seviyesine kadar İngilizce fonksiyoneldir
C1 seviyesinden sonra İngilizce kişiseldir
B2 seviyesinde:
C1 seviyesinde:
C2 seviyesinde:
Yani “arkadaşlık” dili C1’de başlar.

En sağlıklı yol, resmi seviye tespit sınavlarıdır. Cambridge, Oxford veya British Council testleri güvenilirdir. Online ücretsiz testler fikir verir ama tek başına kesin sonuç sayılmaz. En doğru ölçüm, konuşma + yazma + dinleme birlikte değerlendirilendir.
Bu durum genellikle A2–B1 arası için tipiktir. Pasif bilgin vardır ama aktif kullanım gelişmemiştir. Sorun seviye değil, konuşma pratiği eksikliğidir. Çözüm daha fazla gramer değil, daha fazla konuşmadır.
Başlangıçta kelime daha kritiktir. Gramer, kelimeler olmadan çalışmaz. A1–A2 seviyelerinde iletişimi taşıyan şey kusursuz kurallar değil, doğru kelimelerdir. Gramer zamanla oturur.
Dizi izlemek dinleme becerisini geliştirir ama tek başına seviye atlatmaz. Dizi = input. Seviye artışı için output, yani konuşma ve yazma şarttır. İzlediğini kullanmıyorsan ilerleme sınırlı kalır.
Çünkü bu aşamada bilgi artar ama akıcılık aynı hızda gelmez. Buna “Intermediate Plateau” denir. Çözüm: daha çok konuşmak, hata yapmaktan kaçmamak ve kelime çeşitliliğini artırmaktır. Bu eşik sabır ister.
Çoğu uluslararası iş için B2 seviyesi yeterli kabul edilir. Toplantılara katılmak, mail yazmak ve sunum yapmak için bu seviye iş görür. Akademik veya yönetici pozisyonları genellikle C1 ister.
Bu kişiye bağlıdır ama düzenli çalışan biri için:
Akıcılık zaman değil, süreklilik işidir. Haftada bir yoğun çalışma yerine, her gün kısa ama bilinçli pratik çok daha etkilidir.