Yurt dışı seyahatlerinde en önemli belgelerden biri olan pasaportunun süresi mi doluyor? Ya da yıpranmış veya kaybolmuş durumda mı? Pasaport yenileme ve uzatma işlemlerine dair hazırladığımız bu içerikte pasaport yenilemek için gerekli olan bütün bilgileri sıraladık.
Pasaport yenileme işlemleri, mevcut pasaportunun süresi dolduğunda veya dolmak üzere olduğunda gerçekleştirilir. Ayrıca pasaportun yıpranmışsa veya kişisel bilgilerinde değişiklik olmuşsa da yenileme yapman gerekebilir. Mesela evlendin ve kimliğinde soyadını değiştirdin diyelim. Bu durumda pasaportunu da değiştirmen gerekecek.
Pasaport yenileme için hazırlamanız gereken belgeler şunlardır:
Pasaport uzatma işlemleri, artık yenileme işlemleri olarak gerçekleştirilir. Yani, mevcut pasaport süresi dolduğunda yeni bir pasaport çıkartılır. Bu işlem, yukarıda belirtilen yenileme işlemleri ile aynıdır.
Pasaport harç ve defter bedelleri, her yıl Maliye Bakanlığı tarafından güncellenir. Pasaport süresine göre değişen bu bedelleri, başvuru yapmadan önce kontrol etmek önemlidir. Harç bedelleri, pasaportun geçerlilik süresine göre farklılık gösterir ve 6 ay, 1 yıl, 2 yıl, 3 yıl ve 4-10 yıl olmak üzere farklı süreler için belirlenmiştir. Güncel harç ve defter bedellerini Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü web sitesinden öğrenebilirsin.
Pasaport başvurularında, biyometrik verilerin alınması zorunludur. Bu kapsamda, başvuru sırasında parmak izi alınır. Parmak izi uygulaması, güvenlik önlemleri çerçevesinde uluslararası standartlara uygun olarak yapılmaktadır. Parmak izi kaydı, ilk başvuruda ve yenileme işlemlerinde tekrar alınır.
Pasaport başvuru sürecinin ilk adımı, randevu almaktır. Randevu sistemi, yoğunluğu azaltmak ve başvuru sürecini daha düzenli hale getirmek için kullanılır. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü Randevu Sistemi üzerinden kolayca randevu alabilirsin. Randevu sisteminde, başvuru yapacağın nüfus müdürlüğünü ve uygun tarih ile saati seçerek işlem yapabilirsin.
Randevu almak için öncelikle kimlik bilgilerini ve iletişim bilgilerini girmen gerekmektedir. Bu bilgiler doğrultusunda, uygun tarih ve saat seçenekler sunulur. Uygun bir zaman dilimi seçtikten sonra, randevun onaylanır ve e-posta veya SMS ile bilgilendirme yapılır. Randevu gününde, belirlediğin saatte nüfus müdürlüğünde bulunman gerekmektedir.
Pasaport başvurusu yapıldıktan sonra, başvurun değerlendirilir ve pasaportun basım sürecine alınır. Bu süreç genellikle 7-10 iş günü sürer. Başvurunun durumunu ve pasaportunun basılıp basılmadığını Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü web sitesinden takip edebilirsin.
Pasaportun başvuru sırasında belirttiğin adrese PTT aracılığıyla gönderilir. Pasaportunun basımı tamamlandıktan sonra, PTT tarafından SMS veya e-posta ile bilgilendirme yapılır. Pasaportunu, belirtilen adrese gelen kargo görevlisinden teslim alabilirsin. Pasaportunu teslim alırken kimlik ibraz etmen gerekmektedir.
Pasaport teslim süresi, başvurunun yoğunluğuna ve PTT’nin dağıtım sürecine bağlı olarak değişebilir. Ancak genel olarak, pasaportlar başvuru tarihinden itibaren 7-10 iş günü içinde teslim edilmektedir. Seyahat planlarını yaparken bu süreyi göz önünde bulundurman önemlidir.
Pasaport başvurusunda bulunurken, yeni pasaportunun ne kadar süre geçerli olmasını istediğini belirlemen önemli. Pasaportlar 6 ay ile 10 yıl arasında farklı sürelerde verilebilir. Seyahat sıklığına ve ihtiyaçlarına göre uygun bir geçerlilik süresi seçmelisin.
Pasaport başvurusunu yaparken, seyahat planlarına uygun bir zaman dilimi seçersen daha iyi olur. İşlem süresi ve pasaportun sana ulaşma süresi nedeniyle, başvurunu seyahat tarihinden en az 1-2 ay önce yapmanda fayda var. Böylece, herhangi bir gecikme durumunda seyahatin aksamaz.
Pasaport harç ve defter bedelleri her yıl güncellenir. En güncel tutarlar için Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü web sitesini kontrol etmelisin. Harç ve defter bedellerini anlaşmalı bankalara veya internet üzerinden ödeyebilirsin. Ödeme dekontunu başvuru sırasında yanında bulundurmayı unutma.
Pasaport başvurularında kullanılan biyometrik fotoğrafların belirli standartlara uygun olması gerekmektedir. Fotoğrafın son altı ay içinde çekilmiş, arka fonu beyaz, 50×60 mm boyutlarında olması gerekmektedir. Bu standartlara uygun fotoğrafları, fotoğraf stüdyolarında kolayca çektirebilirsin.
Pasaportun yeni maceralar için sınıra yaklaşırken, Open English de dil engellerini yıkmak için senin için kapıları açıyor. Esnek öğrenme seçenekleri ve uzman eğitmenlerle, İngilizceyi hızlı ve etkili bir şekilde öğrenmek mümkün. Dünya çapında iş bağlantıları kurmak, seyahatlerinde yerel halkla etkileşimde bulunmak ve uluslararası alanda kariyer yapmak için Open English’i tercih edebilirsin. 7/24 erişilebilir ders içeriğiyle dünya senin parmak uçlarında! Daha fazla bilgi veya kayıt işlemleri için sayfanın kenarında bulunan formu doldurabilirsin 💫
Daha çok günlük konuşmada ve/veya samimi olduğumuz insanlar ile sohbet ederken kullandığımız slang kelime ve deyişler, İngilizceye hakim olmak isteyenlerin mutlaka bir miktar bilmesi gereken terimler- bir miktar diyoruz zira slang konusunda İngilizce neredeyse sınırı olmayan bir dil.
Daha önceki yazılarımızda Amerikan İngilizcesi Slang Terimleri ve İngiliz İngilizcesi Slang Terimleri üzerinde durmuştuk (eğer okumadıysan mutlaka onlara da bir göz atmanız tavsiye ederiz.) Şimdi de sırada, yine kendine has bir kültürü ve dolayısıyla kendine has kelime ve deyişleri olan Kanada’ya özgü slang’ler var.
Listemize geçmeden önce, eğer Kanada’da yaşamak ve çalışmak ilgini çekiyorsa -ki bu sayfada olduğuna göre biraz da olsa çekiyordur diye düşünüyoruz- Kanada’da Çalışmak İçin İngilizce Nasıl Öğrenilir? başlıklı yazımıza da bir göz atmak isteyebilirsin!
O zaman hazırsan başlayalım; işte Kanada’da kullanılan slang kelime ve deyişler arasından öne çıkanlar…

Listemize çok basit, bir o kadar da önemli bir sesle başlayalım. “Eh” –“ey” gibi okunur- genelde cümlelerin sonuna getirilir, ve karşıdan da bir tepki/onay beklendiği zaman kullanılır:
Bu kelime, “Kanadalı” anlamında kullanılan bir slang’dir:
Doğrudan çevirecek olursak “Molson kası” anlamına gelen bu terim, Kanada sokak ağzında “bira göbeği” anlamında kullanılır. (Molson, bir Kanada birasıdır.)
“Loonie”, Kanada’nın 1 dolarlık madeni parası için kullanılır. “Toonie” ise, 2 dolarlık Kanada madeni parası için tercih edilen terimdir:

Bu terim, 24 biralık bira kasalarından bahsetmek için kullanılır.
Kanada sokak ağzında “bekarlığa veda partisi” anlamına gelen bu kelimelerden “stag” erkeklerin, “stagette” ise kadınların partilerinden bahsetmek için tercih edilir:
“Tuque”, Kanadalıların bere için kullandığı bir kelime. Genellikle bu berelerin tepesinde de bir püskül bulunur. Kanada’da kışlar soğuk geçtiğinden, bu kelimeyi bilmen önemli!
Eğer kahve seviyor ve kahveni bol sütlü, bol şekerli tercih ediyorsan, işte bilmen gereken bir slang- Double double: kahvene iki süt (ölçek ya da göz ayarı ile), ve iki şeker istediğinde bu terimi kullanabilirsin…
İşte ilginç bir slang daha- “Hydro”, Kanada İngilizcesinde elektrik faturası için kullanılan bir terimdir! Eğer Kanada’ya taşınma planın varsa bunu da öğrenmende fayda var:
“Knapsack”, Kanada’da “sırt çantası” anlamında kullanılır- özellikle de okul çağındaki çocukların kullandıklarından:
Bu terim, Kanada’da küçük, matara boyutlarında -20’lik gibi düşünebilirsin- sert içki şişeleri için kullanılır- viski, votka, cin vb. olabilir:
Bir coğrafi terim ile devam edelim. “Chinook”, Rocky Dağları’nın doğusundan esen ılık ve kuru rüzgar için kullanılan terimdir. Daha çok ilkbahar ve kış aylarında hissedilen bu rüzgar, sıcaklığı 20 dereceye kadar yükseltebilir. Kelime, Eskimo dilinde “eriyen kar” anlamına gelmektedir.
Kapanışı, tam olarak bir slang sayılmasa da, Kanada’ya gittiğinde sık sık duyacağını düşündüğümüz, ve herkesin bilmesi gereken bir çeşit milli değer ile yapalım! Poutine, patates kızartması, gravy sos ve peynir ile yapılan basit ve leziz bir fast food’dur. Mutlaka denemen gereken bu lezzetin çıkış yeri de Quebec’tir:
Eğer sen de dünyada 1,5 milyardan fazla insanın konuştuğu İngilizceyi daha akıcı konuşmak istiyorsan, doğru yerdesin! Open English online İngilizce platformu ile dil hedeflerine ulaşabilir, hem sosyal hayat/kişisel gelişim, hem de iş yaşamı için ihtiyacın olan İngilizceyi geliştirebilirsin!
Open English’in CEFR (Avrupa Ortak Dilleri Çerçeve Programı) standartlarında sağladığı tamamen online İngilizce platformunda ihtiyaçlarına uygun kişiselleştirilmiş bir çalışma programı seçebilir, oturumlara istediğin zaman, istediğin yerden katılabilirsin.
Bunlara ek olarak, dünyanın çeşitli noktalarından yabancı kullanıcılar ile sohbet ederek dil pratiği yapabilir, İngilizce dinleme ve telaffuz becerini de geliştirebilirsin!
Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki formu doldurmayı unutma!
İş hayatında adını sıklıkla duyduğun CEO’ların ne iş yaptığını merak ettin mi? Her zaman çok önemli şeyler yaptığını düşündüğümüz bir iş. Çünkü yurt içi, yurt dışı birçok bağlantıyı onlar takip ediyorlar. E haliyle yorucu olduğu kadar bir takım donanımları da gerektiren bir iş. Ne gibi mi? Tabii ki başta İngilizce. Zaten kelimenin kendisi İngilizce.
İngilizce konuşmak ya da bilmek yalnızca CEO için değil her meslek için önemli bir kriter. Title’ını yükseltmek isteyen için bu dili bilmek şart gibi. Hala nasıl öğrenebilirim diye düşünüyorsan daha fazla düşünme. Çünkü sana çok güzel bir haberimiz var. Open English ile İngilizce öğrenmek çok kolay.
CEO, Chief Executive Officer’un kısaltılmış halidir. Kelimenin Türkçe karşılığı “Genel Müdür”dür.
Genel Müdür, bir şirketin yönetim kurulunun lideri olarak görev yapar ve şirketin genel yürütme işleriyle sorumludur. Bu pozisyon, şirketin stratejik hedeflerini belirler. Üst yönetim ekibini yönetir. Ve tabii en önemlisi şirketin genel performansını takip etmekten sorumludur.
CEO, şirketin çalışanlarının birlik ve beraberlik içinde yer almasını sağlar. Şirketin çıkarlarını korur. Bir şirket için CEO’nun yapacağı en önemli iş, şirketin yatırımcılarının, müşterilerinin ve diğer ilgili tarafların beklentilerini karşılamaktır.
Open English sana hem meslek hayatında hem de günlük hayatta bilmen gereken her şeyi kolaylıkla sağlayabilir. Native uzmanlarla yapacağın oturumlarda hangi kelimenin nerede ne bağlamda kullanılacağını daha net görebilirsin. Peki, nedir Open English?
Open English online bir İngilizce platformu.. Sıfırdan İngilizce geliştirmeyi düşünüyorsan ya da temel İngilizce bilgine yenilerini eklemek istiyorsan, harika bir seçim olacak. Çünkü ana dili İngilizce olan uzmanlarla pratik yaparak İngilizceni ilerletebilirsin.
Open English ile İngilizce geliştirmekçok kolay. Motive olup İngilizceyi öğrenmek istediğine karar verdiysen yan taraftaki formu doldurman yeterli.

Bu kısımda iş hayatında karşına çıkabilecek İngilizce terimleri paylaştık. Bunlar tabii en yaygın olanları olduğu için yeterli değil henüz. İş hayatında kullanılan mesleki İngilizceye dair yararlanabileceğin birkaç yazı bırakacağız. Mesleki İngilizceyi Geliştirmek İçin 5 Yöntem, Şirketler İçin İngilizce. Blogda yer alan bu yazılar sayesinde iş hayatında İngilizce konusunda karşına çıkabilecek tüm sorunlara çözüm bulabilirsin.
Our revenue has increased by 20% this quarter.
(Bu çeyrekte gelirimiz %20 arttı.)
The company made a profit of $500,000 last year.
(Firmanın geçen yıl 500,000 dolar kar elde etti.)
We incurred a loss of $50,000 due to unexpected expenses.
(Beklenmedik harcamalar yüzünden 50,000 dolar zarar ettik.)
The budget for the project has been set at $100,000.
(Proje için bütçe 100,000 dolar olarak belirlendi.)
We have a market share of 15% in the industry.
(Sektörde %15 pazar payına sahibiz.)
The merger between the two companies was completed last month.
(İki firmanın birleşmesi geçen ay tamamlandı.)
We are planning to make an acquisition of a smaller company in the same field.
(Aynı alandaki daha küçük bir şirketi satın almayı planlıyoruz.)
The investment in the new technology has already started to pay off.
(Yeni teknolojide yaptığımız yatırım zaten karşılığını vermeye başladı.)
We are considering forming a partnership with a foreign company.
(Yabancı bir şirketle ortaklık kurmayı düşünüyoruz.)
The company has decided to outsource its IT department.
(Firmanın IT departmanını dış kaynak kullanmaya karar verdi.)
Negotiations with the potential client are still ongoing.
(Potansiyel müşteriyle yapılan müzakereler hala devam ediyor.)
The forecast for next quarter’s sales is looking positive.
(Gelecek çeyrekteki satışların tahmini olumlu görünüyor.)

The company’s strategy for the next year is to expand into new markets.
(Firmanın gelecek yılki stratejisi yeni pazarlara açılmaktır.)
We will be launching a new brand of products next month.
(Gelecek ay yeni bir ürün markası lanse edeceğiz.)
The competition in the industry is becoming more intense.
(Sektörde rekabet giderek daha yoğunlaşıyor.)
We are conducting a market analysis to identify new opportunities.
(Yeni fırsatları belirlemek için pazar analizi yapıyoruz.)
We are focused on increasing productivity in the company.
(Firmanın verimliliğini arttırmak üzerine odaklandık.)
The human resources department is in charge of hiring and training new employees.
(İnsan kaynakları departmanı yeni çalışanların işe alınması ve eğitimlerini sürdürmesi sorumludur.)
Our customer service team is available 24/7 to assist our clients.
(Müşteri hizmetleri ekibimiz her zaman müşterilerimize yardım etmek için hazırdır.)
The sales team is working on closing the deal with the client.
(Satış ekibi müşteriyle yapılan anlaşmayı kapatmaya çalışıyor.)
The marketing department is responsible for promoting the company’s products and services.
(Pazarlama departmanı şirketin ürünlerini ve hizmetlerini tanıtmak sorumludur.)
The company’s stock price has been steadily increasing over the past year.
(Şirketin hisse senedi fiyatı geçen yıl boyunca düzenli olarak artmaktadır.)
Geçmişe yönelik özlemlerimizi genelde eski eşyalara bakarak karşılarız. Nostalji sevenlerin çok sıklıkla kullandığı eski eşyalar bize hep geçmişi hatırlatır. Genelde bizi eskiye götüren itemlere de ‘retro’ deriz. Peki, nedir bu ‘retro’? Bu yazı, retro kelimesinin ne anlama geldiği, dilimize hangi dilden geçtiği ve kelimenin tarihi kökenine dair olacak. Hazırsan hadi gel başlayalım!
Öncelikle Retro, İngilizceden dilimize geçmiş bir kelime ve orada retro style olarak kullanılıyor. Bu yıl İngilizceni geliştirmek istersen, online İngilizce platformumuz Open English’e bugün başlayabilirsin. Detaylı bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurmayı unutma!

Retro, geçmiş bir döneme benzeyen bir tarz veya moda anlamına gelir. Örneğin, vintage tarzı bir elbise “retro” moda olarak kabul edilebilir. Zaten vintage kelimesi de retro ile benzer bir anlama gelir.
Vintage, eski veya geçmiş dönemlerde üretilmiş olan şeyleri ifade etmek için kullanılır. Genellikle moda, mobilya, araçlar, ev eşyaları veya içki gibi nesneler için kullanılır. Mesela yıllarca beklemiş bir şişe şarap “vintage şarap” olarak adlandırılabilir. Vintage genellikle değerli veya özel olduğu için önemli görülür.
E vintage ile retro arasındaki fark nedir diye sormuşsunuzdur haklı olarak. Farkını söyle açıklayalım.
Retro ve vintage genellikle aynı şey olarak kullanılsa da, teknik olarak farklı anlamlara sahipler aslında..
Vintage, belirli bir dönem veya zaman dilimine ait olan eşyaları ifade etmek için kullanılır. Genellikle, en az 20 yıl önce üretilmiş ve değerli veya nadir olarak kabul edilen eşyalar için mesela. Vintage eşyalar benzersizliği ve tarihi önemi nedeniyle önemli ve değerli kabul edilir. Örneğin, 1920’lerden kalma bir vintage elbise gerçek bir vintage eşyadır.
Retro ise, belirli bir dönem veya zaman dilimini andıran şeyleri ifade etmek için kullanılır. Retro eşyalar mutlaka eski olmasa da, geçmiş bir tarz veya modadan esinlenilmiştir. Örneğin, 1920’lerin vintage elbiselerine benzeyen bir elbise retro bir eşya olarak kabul edilir.İlla o tarihten günümüze gelmek zorunda değil.
Özetle, vintage gerçekten belirli bir döneme ait bir eşya iken, retro, belirli bir döneme benzeyen, o şekilde üretilmiş eşyalar için kullanılır.
Mesela modern teknolojilerle güncellenmiş bir plak çalar “retro” bir cihaz olarak satışa sunulabilir. Ya da “retro oyunlar” olarak adlandırılan eski video oyunlarının yeniden yayınlanması.

“Retro” kelimesi Latincede “geriye” veya “geriye doğru” anlamına gelen “retro” sözcüğünden gelir. Aslında Latince “retrospectus” sözcüğünün kısaltmasıdır da.
İngilizcede ilk kez 1940’larda kullanılmaya başlanmış. Kelime ilk başlarda geçmiş bir döneme ait tarz veya modaya atıfta bulunmak için kullanılırmış. Retro kelimesi önceden daha çok mimaride kullanılırmış. Özellikle nostaljik bir his veren mimari, tasarım ve modaya dair alanlarda örneklerini çokça görebilirsin.
Ancak zaman içinde, kelimenin anlamı teknolojiden, otomobile ve hatta müziğe kadar geniş bir yelpazeye yayılmaya başlar.
Son yıllarda retro tarzı giderek popüler hale geldi. Çünkü insanlara, geçmişe bakınca gördüğü objeler bugün için daha estetik görünür. Bu yüzden çoğu kişi vintage tarz ve tasarımlara daha ilgili davranır.
Birçok insan retro’yu geçmişle bağlantı kurmak ve önceki dönemlerin tarz ve tasarımlarından ilham almak için bir yol olarak görür. Retro tarzı genellikle nostalji ile ilişkilendirilir. Çünkü eski günleri hatırlamak ve geçmişi sıcak ve sevgi dolu bir şekilde yeniden yad etmek için bir yoldur aslında.
Bu yazıda olduğu gibi yeni bir kelime öğrendikten sonra bu kelimeyle eş anlama gelebilecek ya da ilişkilendirilebilecek kelimeleri zihninden kolayca geçirebilir hale gelmek istiyorsan Open English ile tanışma vaktin gelmiştir demektir.

Open English sana yeni duyduğun bir kelimenin kullanımına dair birçok şey öğretebilir. Çünkü native uzmanlarla yapacağın oturumlarda hangi kelimenin nerede ne bağlamda kullanılacağını daha net görebilirsin. Peki, nedir Open English?
Open English online bir İngilizce platformu… Sıfırdan İngilizceni geliştirmeyi düşünüyorsan ya da temel İngilizce bilgine yenilerini eklemek istiyorsan, harika bir seçim olacak. Çünkü ana dili İngilizce olan uzmanlarla pratik yaparak İngilizceni ilerletebilirsin.
Open English ile İngilizce öğrenmek çok kolay. Motive olup İngilizce konuşmak istediğine karar verdiysen yan taraftaki formu doldurman yeterli.
Günümüzde birden fazla dil konuşabilen insanların sayısı git gide artmaktadır. Tabii ki bir kişinin kaç dil bildiği kadar, bildiği bu dilleri ne kadar iyi bir şekilde anlayıp konuşabildiği de çok önemli olsa da, yeni bir dil öğrenme işine girişmek, kişiye şüphesiz pek çok şey katmaktadır. Biz de bu makalemizde, iki dillilik olarak da bilinen bilinguizmden, ve özellikle de günümüzde neden son derece önemli olduğundan bahsedeceğiz.
Bilinguizm, en basit tanımıyla, iki farklı dili konuşabilmek anlamına gelir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde de, iki dilli ifadesi, “İki ayrı dili okuyup yazma gücünde ve becerisinde olan.” şeklinde tanımlanır.
Tanım son derece basit gibi görünse de, bilinen iki dile hakimiyet seviyesi söz konusu olduğunda, kimin “gerçekten” iki dilli sayılabileceği konusu günümüzde hala pek çok tartışmaya sebep oluyor. Tabii ki yaşadıkları coğrafya, ebeveynlerin milliyetleri, büyüdükleri çevre gibi faktörlerin etkisiyle iki dille büyüyen çocuklar çok kolay bir şekilde bu kategoriye dahil edilirken, bir dili sonradan kendi çabaları ile öğrenenler de pekâlâ iki dilli olabiliyor. İki dilde de akıcı şekilde konuşabilenler genel olarak fazla bir tartışma gerektirmeden bilingual kabul edilirken, kimi insanlar öğrendikleri bir dilde ileri bir seviyeye gelmeden de kendilerini bilingual olarak tanımlayabiliyor.
Çok fazla semantik tartışmalara girmeden bakıldığında, iki dil biliyor/öğreniyor olmanın bir sonraki alt başlıkta da detaylıca açıklayacağımız şekilde seviyeden bağımsız olarak çok değerli olduğunu söyleyebiliriz- bununla birlikte, kişinin tabii ki iki dili de anadili seviyesinde anlayıp yazabiliyor ve konuşabiliyor olması tartışmadan bağımsız olarak her zaman ideal senaryo…
Şimdi de biraz, günümüzde iki dil bilmenin öneminden söz edelim…

İki dille büyümek ya da çalışarak yabancı bir dilde belli bir yetkinliğe sahip olmak, pek çok sebepten ötürü bir insanın kendisine yapabileceği en büyük yatırımlardan bir tanesi -belki de en büyüğü- olarak düşünülebilir. Öyle ki farklı kültürler hakkında kaynaklarından bilgi edinebilmek, o kültürlerde yetişmiş insanlar ile anlamlı iletişim kurabilmek, farklı dillerde edebiyat ve felsefe okuyabilmek, dünyamızı şekillendiren farklı düşünce yapılarını özümseyebilmek, kişisel gelişim adına çok büyük bir mesafe katetmek anlamına geliyor.
Burada değinebileceğimiz bir diğer önemli nokta daha var. Geçiş cümlemizde, “günümüzde” iki dil bilmenin önemi ifadesini kullanmıştık. Yeni diller öğrenip o dillerde ustalaşmanın insanlık ve diller tarihin hangi noktasını seçersek seçilim çok önemli olduğunu düşünürsek, günümüzde vurgusu başta biraz gereksiz gibi görünebilir. Bununla birlikte, yaşadığımız dijital çağda, uzun süredir “global” olarak adlandırılan dünyamızın tam anlamıyla globalleştiği, insanların önünde yurt dışına çıkmak; yabancı topraklarda okumak, çalışmak ve yaşamak için eskiye göre çok daha az engelin kaldığı günümüzde, dil bilmek daha az ya da fazla olmasa da, daha başka bir önem kazanıyor. Bir diğer deyişle, iki dilde iyi seviyede okuyup yazabilen ve konuşabilen kişilerin önünde, hem yurt içinde hem de yurt dışında, akademik ve profesyonel anlamda, tek dil bilen insanlara göre çok daha fazla kapı açılıyor.
Tüm bunlar, bir dili belli bir seviyenin ötesinde bilmekle alakalı olsa da, yeni bir dili öğrenme sürecinin insanlara katacağı değer de kesinlikle göz ardı edilmemeli. Öyle ki, bu sürecin insanların sosyal hayatına ve beyin gelişimine yaptığı katkılar düşünüldüğünde; hayattaki amaçları, akademik ya da kariyer hedefleri ne olursa olsun, yeni bir dil öğrenmek bir insanın kendine yapabileceği en büyük iyiliklerden bir tanesi olarak ön plana çıkıyor.

İngilizce, dünyanın en çok konuşulan dili olarak, günümüzde ikinci bir dil öğrenmek isteyenlere -belli başlı özel durumlar hariç- en çok fayda sağlayacak dil olarak düşünülebilir. Bu sebepten ötürü, eğer sen de bilingual olmak, ikinci bir dili ileri seviyede anlayıp konuşabilmek ve bunun nimetlerinden yararlanabilmek istiyorsan, İngilizce her anlamda ideal bir başlangıç noktası olacaktır.
İngilizce söz konusu olduğunda ise; hızlı, etkili, eğlenceli bir öğrenme süreci için, dünyanın dört bir yanında her seviyeden 3 milyon kullanıcının ve profesyonelin öncelikli tercihi olan Open English online İngilizce platformunu tercih edebilirsin! Open English; ana dili İngilizce olan uzmanları, 7/24 canlı oturumları, sınırsız içerik erişimi, diğer kullanıcılar ile dilediğin gibi pratik yapabileceğin online İngilizce konuşma grupları gibi pek çok ayrıcalığı ile, İngilizce geliştirme sürecini hiç olmadığı kadar verimli kılacak, ve dil hedeflerine hızlı bir şekilde ulaşmanı sağlayacak. Kısacası kariyer, kişisel gelişim ya da okul; İngilizce geliştirmek için geçerli sebebin ne olursa olsun, sen de Open English’i tercih ederek hedefine ulaşabilir, ana dilin gibi İngilizce okuyup, yazıp konuşabilirsin!
“Raise” kelimesi İngilizce’de kullanılan bir fiildir ve “yükseltmek,” “artırmak,” veya “kaldırmak” anlamlarına gelir. Bu kelime ayrıca bir konuyu ele almak, bir sorunu ortaya koymak veya büyütmek gibi anlamlarda da kullanılabilir.
“Raise” kelimesi, bir nesneyi veya bir şeyin seviyesini yukarıya doğru artırmak veya kaldırmak anlamında kullanılır. Örneğin, el kaldırmak veya bir ses yükseltmek için kullanabilirsin. Bununla birlikte, bir konuyu ele almak veya dikkate almak anlamında da kullanılabilir. Örneğin, bir sorunu veya konuyu gündeme getirmek için “raise” kelimesini kullanılabilir.
Bu kelime köken olarak Orta İngilizce’de “raisen” olarak kullanılıyordu ve kökeni Eski İngilizce “rǣsian” kelimesine dayanır. Bu köken ise ProtoGermen dönemine kadar takip edilebilir ve “raisen” kelimesi “yukarı kaldırmak” veya “yükseltmek” anlamına gelirdi.
“Raise” kelimesi transitive (geçişli) bir fiildir, yani kendisiyle birlikte bir nesneyi gerektirir. Bir şeyi yükseltmek veya kaldırmak için kullanıldığında, nesne cümlenin içinde belirtilmelidir.
(Soru sormak için elini kaldırdı.)
(Bir yardım etkinliği için bağış topluyorlar.)
“Raise” kelimesi ayrıca bir konuyu gündeme getirmek veya bir sorunu ele almak için kullanılabilir.
(Yönetici, projenin zaman çizelgesi hakkında endişelerini dile getirdi.)
(Toplantı sırasında konuyu gündeme getirdi.)
“Raise” kelimesi, hem fiziksel hem de soyut anlamlarda kullanılabilecek çok yönlü bir fiildir. Bağlamına bağlı olarak, farklı anlamlar kazanabilir ve çeşitli durumlarda kullanılabilir.
İngilizce konuşma yeteneğini geliştirmek için hemen yan taraftaki formu doldur!

İşte “raise” fiili ile ilgili örnek cümleler ve bu cümlelerin Türkçe çevirileri:
(Soru sormak için elini kaldırır.)
(Öğretmen dikkat çekmek için sesini yükseltir.)
(Şirket, çalışanlarının maaşlarını artırmayı planlıyor.)
(Bayrağı bayrak direğine çıkardılar.)
(Hayır işi etkinliği için bağış toplamamız gerekiyor.)
Bu örnek cümlelerde “raise” fiili, farklı bağlamlarda kullanılmıştır ve genellikle bir şeyin seviyesini yükseltmek, artırmak veya bir konuyu gündeme getirmek anlamında kullanılmıştır.

“Rise” kelimesi “yükselmek,” “artmak,” “kalkmak” veya “doğmak” anlamına gelir. Bu kelime, hem somut hem de soyut bağlamlarda kullanılabilir. Bu başlıkta rise kelimesinden bahsedeceğiz.
“Rise” kelimesi bir şeyin yükselme veya yukarı doğru hareket etme eylemini ifade eder. Bu, özellikle güneşin doğması, deniz seviyesinin yükselmesi gibi fiziksel olayları tanımlarken sıkça kullanılır.
(Güneş doğuda doğar.)
(Deniz seviyesi, ayın yerçekimi çekim gücü arttıkça yükselir.)
“Rise” aynı zamanda bir şeyin miktarının artması veya artış göstermesi anlamında da kullanılır.
(Benzin fiyatı geçen yıl boyunca istikrarlı bir şekilde arttı.)
“Rise” kelimesi Orta İngilizce’de “risen” olarak kullanılıyordu ve kökeni Eski İngilizce “rīsan” kelimesine dayanmaktadır.
Kullanımı:
“Rise” kelimesi intransitive (geçişsiz) bir fiildir, yani kendisiyle birlikte bir nesne gerektirmez. Yani, cümle içinde doğrudan bir nesne almadan kullanılır.
(Sıcaklık yükseliyor.)
(Genellikle sabahları erken kalkarım.)
(Güneş doğuda doğar ve batıda batar.)
(Güneş doğuda doğar.)
(Genellikle sabahları erken kalkarım.)
(Deniz seviyesi, ayın yerçekimi çekim gücü arttıkça yükselir.)
(Enflasyon nedeniyle fiyatlar yükseliyor.)
(Konuşmacı konuşmaya başladığında kalktı.)
Verimli bir şekilde İngilizce çalışmaya başlamak için hemen yan taraftaki formu doldurarak ilk adımı at!

“Rise” kelimesi, doğal olayları, zamanı ve miktarı ifade etmek için yaygın olarak kullanılan bir fiildir. Bağlama bağlı olarak farklı anlamlar kazanabilir ve çeşitli durumlarda kullanılabilir.
“Raise” ve “rise” İngilizce’de kullanılan iki farklı fiildir ve anlamları ile fiil çekimleri arasında belirgin farklar vardır.
“Raise” fiili, bir şeyi yükseltmek, kaldırmak veya artırmak anlamına gelir. Aynı zamanda bir konuyu ele almak veya bir sorunu gündeme getirmek anlamında da kullanılabilir.
İkinci olarak, “raise,” bir şeyin başka bir şeye yükseltilmesi veya artırılması eylemini ifade eder ve bu nedenle geçişli bir fiildir. Yani, kendisiyle birlikte bir nesneyi gerektirir.
Örnek olarak, “raise” fiilinin çekimleri şu şekildedir:
“Rise” fiili, yükselmek, artmak veya yukarı doğru hareket etmek anlamına gelir. Ayrıca güneşin doğması gibi doğa olaylarını ifade etmek için de kullanılır.
İkinci olarak, “Rise,” kendisiyle birlikte bir nesneyi gerektirmez, yani geçişsiz bir fiildir.
Üçüncü olarak, “rise” fiilinin çekimleri şu şekildedir:
Örnek Cümleler:
Özetle, “raise” ve “rise” fiilleri İngilizce’de farklı anlamları ifade eden ve farklı çekimlere sahip iki farklı fiildir. “Raise,” bir şeyi yükseltmek veya artırmak için kullanılırken, “rise,” bir şeyin yükselmesi veya yukarı doğru hareket etmesini ifade eder. Ayrıca “rise,” geçişsiz bir fiilken, “raise” geçişli bir fiildir ve kendisiyle birlikte bir nesne gerektirir.
Online İngilizce platformumuza dair detaylara ulaşmak istersen, bu sayfada yer alan formu doldurabilirsin.
Halk anlatıları ve efsaneler, bir coğrafyanın kültürünü, edebiyatını ve sanatını anlamak isteyen insanlar için son derece önemli öyküler. Bundan önceki blog yazılarımızda, İngilizce öğrenmekle kalmayıp bu dilin konuşulduğu coğrafyaların ilginç halk hikayelerini de merak edenler için Robin Hood, Loch Ness Canavarı, Kral Arthur, Jenny Greenteeth gibi birbirinden ilginç pek çok efsaneye yer vermiştik.
Bu yazımızda da, bu sefer İngiltere’ye gittiğinde görüp gezebileceğin görkemli bir kiliseden, ve onun efsanevi kuruluş hikayesinden kısaca bahsedeceğiz!
Yazının başında da belirtmiştik, ama biraz daha açmak önemli diye düşünüyoruz. Bir coğrafyanın efsaneleri, bize o topraklara, orada yaşayan insanlara ve tabii ki benimsenen kültüre dair çok önemli bilgiler verir. Asırlarca ağızdan ağıza aktarılan halk hikâyelerini okumak ve onları özümsemek, bize o coğrafyanın aslında bu hikâyelerin etkisiyle şekillenen sanatını ve edebiyatını da daha iyi anlama şansı sunar. Bu hikâyelerin yaratıcılığı besledikleri ve genel kültürü önemli ölçüde artırdıkları da düşünülürse, efsanelerin bir milletin diline ve kültürüne ilgi duyanlar için çok mühim kaynaklar olduklarını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.
Kısacası sen de İngilizce öğreniyor ya da İngilizceni geliştiriyorsan, aynı zamanda ve bu dilin anadil olarak konuşulduğu topraklardaki kültüre de ilgi duyuyorsan bu sayfalarda düzenli olarak paylaştığımız efsanelere bir kulak ver deriz! kulak vermeni öneririz!
Hazırsan şimdi, St. Bartholomew the Great Kilisesi’nden bahsedebiliriz!

The Priory Church of St Bartholomew the Great olarak da bilinen, bazen de St-Barts-the-Great kısa isminin kullanıldığı bu ihtişamlı orta çağ kilisesi, Londra’da, Smithfield’da -West Smithfield da denir- yer almaktadır. 1123 yılında bir manastır olarak inşa edilen bu Anglo-Katolik kilise, bugün Londra’da hala ayakta duran en eski kiliselerden bir tanesidir. Komşusu olan ve St Bartholomew-the-Less ismiyle bilinen diğer kiliseden daha kolay ayırt edilebilmesi için, daha büyük olan bu kiliseye St. Bartholomew the Great denmiştir.
Sen de bir sonraki Londra seyahatinde, Büyük St. Bartholomew Kilisesi’ni ziyaret edebilirsin. Bu tarihi yapının muhteşem mimarisinden ve insanı büyüleyen atmosferinden etkileneceğine eminiz! Fakat gitmeden önce, bir sonraki alt başlıktaki efsanevi hikâyeyi mutlaka oku deriz!
St. Bartholomew the Great Kilisesi’nin kuruluş hikâyesini anlatan efsane, başlı başına son derece ilginç…
1120’de başlayan hikâyede, I. Henry, tahtın varisi olan William Adelin’in ölümüyle birlikte yasa boğulur. Sarayda kasvetli bir matem havasının hakim olduğu bu sıralarda, saray rahiplerinden bir tanesi olan Rahere, Roma’ya bir hac yolculuğu yapma vaktinin geldiğini düşünür. Rahere, uzun bir yolculuktan sonra hedefine ulaşsa da, orada ağır bir hastalığa yakalanıp yatağa düşer (bu hastalığın sıtma olduğu düşünülmüştür.) Ölümle cebelleşirken, dua eder ve eğer hayatta kalırsa, Londra’da bir hastane yapacağına yemin eder. Duası kabul olur ve Rahere iyileşir. Eve dönerken, doktorların ve şifacıların azizi olan Saint Bartholomew kendisine görünür, ve Londra’da, Smithfield’da bir yer seçtiğini, ve orada bir kilise kurması gerektiğini ona söyler.
Rahere, döndüğünde iki sözünü de tutar ve hem hastaneyi, hem de kiliseyi kurar- hastane de, bugün aynı alanda bulunan St Bartholomew’s Hospital’dır.
1000 yıla yakın tarihinde, kilisede ve dolaylarında pek çok kanlı olay gerçekleşti- William Wallace o bölgede idam edildi, 1381’deki köylü isyanını başlatan Wat Tyler yine aynı bölgede öldürüldü, kilise kapılarında pek çok kafirin -önce Lollard’ların, sonra Protestanların- idamı gerçekleşti…
Biraz da bu tip hikayelerin etkisiyle, bugün bu tarihi kilise, Londra’nın hayaletli yerleri arasında gösterilir. “Hayalet avcısı” Elliot O’Donnell, Hayaletli Kiliseler (Haunted Churches) isimli kitabında, kazık çukurlarının bulunduğu 1849 yılından beri, Protestan şehitlerin çığlıklarının kilisenin dışından duyulabildiğini söylemiştir.

Eğer İngilizce hikayeleri çeviri desteğine ihtiyaç duymadan okuyabilmek, bu dilin konuşulduğu ülkelere seyahat ettiğinde orada yaşayan insanlarla kolayca iletişim kurabilmek istiyorsan, sen de hiç daha fazla vakit kaybetmeden Open English’in online İngilizce platformuna kayıt olabilir, dil hedeflerine doğru sağlam bir adım atabilirsin! Ana dili İngilizce olan uzmanlar, sınırsız içerik erişimi, dilediğin gibi pratik yapabileceğin canlı İngilizce konuşma grupları gibi pek çok ayrıcalığı ile dünyanın dört bir noktasında her seviyeden milyonlarca kullanıcının ilk tercihi olan Open English ile İngilizce okuma, yazma, dinleme ve konuşma becerilerini önemli ölçüde geliştirebilirsin.
Yurt dışında okuma imkânı, seyahat, yeni iş fırsatları, ya da kişisel gelişim… İngilizceni geliştirme amacın ne olursa olsun, sen de Open English’e kayıt ol ve İngilizceni geliştirmeye hemen başla!
Bir ülkeden diğerine seyahat etmek istediğinde ülkeden ülkeye değişse de çoğu zaman bir vizeye ihtiyacın olur. Vize, bir ülkenin kişiye belirli bir süre boyunca ve belirli bir amaçla ülkesine giriş yapma izni verdiği belgedir. Her ülkenin vize politikası farklı ve bu yüzden vize türleri de seyahat amacına göre çeşitlilik gösterir. Bu blog yazısında, Schengen Bölgesi, ABD, Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya gibi popüler bölgeler ve ülkeler için vize türlerini ve başvuru süreçlerini detaylı bir şekilde ele alacağız. Hazırsan başlayalım ✈️
Hemen yakınımızda Avrupa olduğu için ilk schengen bölgesinden başlayalım.
Schengen Bölgesi, Avrupa’nın büyük bir kısmını kapsar ve 26 ülkeyi içerir. Schengen vizesi ile bu ülkeler arasında serbestçe seyahat edebilirsin. C tipi vize, genellikle turistik, iş veya aile ziyareti gibi kısa süreli kalışlar için verilir. Ayrıca kültürel, sportif etkinlikler ve konferanslar için de kullanılabilir.
D tipi vize, Schengen Bölgesi’nde 90 günden fazla kalmayı planlayanlar içindir. Öğrenci vizeleri, çalışma vizeleri ve aile birleşimi vizeleri bu kategoriye girer.
Schengen Bölgesi’nde kısa süreli bir aktarma yapman gerekiyorsa, havaalanı transit vizesine (A tipi) veya kara transit vizesine ihtiyacın olacaktır. Bu vize sayesinde 24 saatten fazla kalarak gün veya gece aktarmalı seyahatler yapabilirsin.
ABD’ye kısa süreli ziyaretler için birçok farklı vize türü mevcuttur. İş veya turistik amaçlı ziyaretler için B1/B2 vizeleri kullanılır. Öğrenci vizeleri (F ve M vizeleri), değişim programı vizeleri (J vizesi), çalışma vizeleri (H1B, L1) ve yatırımcı vizeleri (E1/E2) diğer önemli göçmen olmayan vize türleridir.
ABD’ye kalıcı olarak yerleşmek isteyenler için göçmen vizeleri vardır. Aile sponsorlu vizeler, iş sponsorlu vizeler ve çeşitlilik vizesi (Green Card Lottery) bunlar arasındadır.
Online İngilizce platformumuz hakkında detaylara ulaşmak için bu sayfada yer alan formu doldurabilirsin.

Birleşik Krallık, standart ziyaretçi vizesi ile iş, turistik ziyaretler veya aile ziyaretleri için kapılarını açar. Kısa süreli öğrenci vizeleri de mevcuttur.
Birleşik Krallık’ta çalışmak için Skilled Worker vizesi, İntra-company Transfer vizesi ve geçici çalışma vizeleri gibi çeşitli seçenekler vardır. Ayrıca, yenilikçi iş fikirleri olanlar için Start-up ve Innovator vizeleri de sunuluyor.
Öğrenciler için Tier 4 öğrenci vizesi ve çocuk öğrenci vizeleri mevcuttur.
Aile birleşimi için eş/partner vizesi, çocuk vizesi ve yaşlı bağımlı akraba vizeleri bulunuyor.
Kanada’ya kısa süreli seyahatler için ziyaretçi vizeleri (Temporary Resident Visa), öğrenci vizeleri ve geçici çalışma vizeleri alınabilir.
Kanada’ya kalıcı olarak yerleşmek isteyenler için aile sponsorlu vizeler, Ekspres Giriş Programı (Express Entry) ve İl Aday Programları (Provincial Nominee Program) gibi seçenekler vardır.
Avustralya’nın kısa süreli ziyaretler için ziyaretçi vizeleri, öğrenci vizeleri ve çalışma ve tatil vizeleri mevcut.
Kalıcı olarak yerleşmek isteyenler için çalışma vizeleri (Skilled Migration), aile vizeleri ve insani yardım ve mülteci vizeleri bulunuyor.

Yurtdışına seyahat etmek harika bir deneyim ama bu deneyime başlamadan önce bazı ülkeler için vize başvurusu yapman gerekecek. Vize başvuru süreci karmaşık görünebilir ama doğru adımları izlediğinde oldukça yönetilebilir hale gelir. Bu kısımda vize başvuru sürecini adım adım anlattık.
İlk adım, seyahat amacına uygun vize türünü belirlemektir. Turistik bir seyahat mi planlıyorsun, iş amaçlı mı gidiyorsun, yoksa eğitim için mi yurt dışına çıkacaksın? Her ülkenin vize türleri farklıdır ve doğru vize türünü seçmek hayati önem taşır.
İkinci adım, ilgili ülkenin konsolosluğunun veya büyükelçiliğinin resmi web sitesinden vize başvuru formunu indirip eksiksiz ve doğru bir şekilde doldurmaktır. Başvuru formunu doldururken kişisel bilgilerini, seyahat planlarını ve seyahat amacını net bir şekilde belirtmelisin. Bu adımda dikkatli ol çünkü eksik veya yanlış bilgi vermek başvurunun reddedilmesine neden olabilir.
Başvuru formunu doldurduktan sonra, başvurun için gerekli olan belgeleri toplaman gerekecek. Genellikle gerekli olan belgeler şunlardır:
Bu belgeleri eksiksiz ve düzenli bir şekilde hazırlamaya çalış. Her belgenin güncel ve doğru olduğundan emin olun.
Birçok konsolosluk ve büyükelçilik, vize başvuruları için randevu sistemi kullanır. İnternet üzerinden veya telefonla randevu alman gerekecek. Randevu tarihini belirlerken, seyahatine yeterli süre kalmasına dikkat etmek yararına olacaktır. Randevuyu aldıktan sonra, tarih ve saati kaçırmamak için bir yere not etmeyi unutma.
Randevu gününde, gerekli belgelerle birlikte konsolosluğa veya büyükelçiliğe giderek başvurunu yapmalısın. Bazı ülkeler biyometrik veriler (parmak izi, fotoğraf) alabilir, bu yüzden hazırlıklı gitmelisin. Başvuru sırasında yetkililere karşı nazik ve anlayışlı olmaya özen göster çünkü son noktayı onlar belirliyor.
Efektif bir şekilde İngilizce çalışmak istersen bu sayfada yer alan formu doldurarak ilk adımı atabilirsin.

Vize başvurusu sırasında ilgili ücreti ödemen gerekecek. Ücretler, başvurduğun vize türüne ve ülkeye göre değişiklik gösterebilir. Ücretin ödendiğine dair dekontu sakla çünkü bu belgeyi başvurunla birlikte sunman gerekecek.
Bazı ülkeler başvurucuları mülakata çağırabilir. Mülakat sırasında seyahat amacını, planlarını ve geri dönme niyetini açıklaman gerekebilir. Bu aşamada dürüst ve açık olmaya çalış. Mülakat, konsolosluk yetkililerinin başvurun hakkında daha fazla bilgi edinmesini sağlar ve genellikle kısa sürede tamamlanır.
Başvurun konsolosluk tarafından değerlendirilir. Bu süreç birkaç gün ile birkaç hafta arasında sürebilir. Başvurunun durumu hakkında bilgi almak için konsolosluğun web sitesinden veya doğrudan konsolosluktan bilgi alabilirsin.
Başvurun onaylandığında pasaportuna vize basılır ve geri gönderilir. Vize reddedilirse, nedenleriyle ilgili bilgi alabilir, itiraz hakkını kullanabilirsin. Vize reddi durumunda moralini bozmana hiç gerek yok. Nedenlerini öğrenip tekrar başvuru yapmadan önce eksikliklerini giderebilirsin.
Yurtdışına seyahat etmeyi, yeni kültürler keşfetmeyi ve global fırsatları değerlendirmeyi mi hayal ediyorsun? Tüm bunları gerçekleştirebilmek için güçlü veya zayıf ama bir İngilizce bilgisi şart! Open English, dil bariyerini aşman ve dünya ile kolayca iletişim kurman için en iyi çözümü sunuyor.
Open English, dünyanın dört bir yanındaki kullanıcılar için tasarlanan online İngilizce platformudur. Open English ile İngilizce konuşmak mümkün!
İngilizce ifadelerin anlamlarını doğru bir şekilde anlamak, dilin doğru kullanımı ve etkili iletişim için oldukça önemlidir. Bu bağlamda, İngilizce “in behalf of” ve “on behalf of” ifadeleri genellikle karıştırılan ve farklı bağlamlarda kullanılan iki ifade olarak öne çıkar. Bu yazıda, İngilizce “in behalf of” ve “on behalf of” ifadelerinin anlamları, kullanım alanları ve aralarındaki önemli ince farklar ele alınacak, böylece bu ifadelerin doğru bir biçimde kullanılmasına katkı sağlanacaktır. İki ifade arasındaki ince ayrımların anlaşılması, İngilizcenin zenginliğini kavramak ve etkili iletişim kurmak adına önemli bir adım olacaktır.
İngilizce “in behalf of” ve “on behalf of” hakkında detaylı bilgi sahibi olmak için bu sayfada yer alan iletişim formunu doldur ve online İngilizce platformu Open English üyeliğini başlat!
Yazımızın ana kahramanlarından biri olan İngilizce “in behalf of” ifadesinin telaffuzu şu şekildedir:
“In” kelimesi, /ɪn/ şeklinde okunur. Bu, “i” harfinin kısa bir ünlü sesi ile başlar.
“Behalf” kelimesi, /bɪˈhælf/ şeklinde okunur. Bu kelimenin telaffuzu şu şekildedir:
Birleştirilmiş olarak İngilizce “in behalf of” ifadesi telaffuz edilirken, /ɪn bɪˈhælf/ şeklinde okunur.

İngilizce “in behalf of” telaffuzunu öğrendiğine göre, İngilizce “on behalf of” ifadesinin doğru İngilizce telaffuzunu incelemeye başlayabilirsin.
“On” kelimesi, /ɒn/ şeklinde okunur. Bu, “o” harfinin kısa bir ünlü sesi ile başlar.
“Behalf” kelimesi, /bɪˈhælf/ şeklinde okunur. Bu kelimenin telaffuzu şu şekildedir:
Birleştirilmiş olarak İngilizce “on behalf of” ifadesi telaffuz edilirken, /ɒn bɪˈhælf/ şeklinde okunur.
İngilizce “in behalf of” ve “on behalf of” ifadeleri benzer anlamlara sahip olmasına rağmen, kullanıldıkları cümle akışına göre bazı ince farklara sahiptir. Yazımızın bu bölümünde seninle, İngilizce “in behalf of” ve “on behalf of” kalıpları arasındaki farkları detaylı olarak paylaşacağız.
In behalf of:
On behalf of:
Genel olarak, “on behalf of” ifadesi daha yaygın ve genel kullanıma sahiptir, çoğu zaman teşekkür etme veya bir grup adına konuşma gibi durumlar için kullanılır. “In behalf of” ise daha spesifik durumlarda kullanılır ve birinin savunması, temsili veya desteklenmesi bağlamında ortaya çıkar. Ancak, dil kullanımı zaman içinde değişebilir ve bu ifadelerin kullanımı bağlamına bağlı olarak değişebilir.
İngilizcede “in behalf of” ve “on behalf of” ifadeleri gibi birbiriyle karıştırılan bazı ifadeler bulunuyor. Bu ifadelere geçmiş zamanın karıştırılan bazı kalıpları da örnek verilebilir. Sıkça karıştırılan used to ve would kalıpları hakkında doğruları öğrenmek için, Geçmiş Zamanın Karıştırılan Kalıpları: Used to vs. Would başlıklı yazımızı okuyabilirsin.

İngilizce “in behalf of” ve “on behalf of” ifadelerinin farklarını artık biliyorsun. Şimdi, “in behalf of” içeren örnek cümleler ile öğrendiklerini pekiştirme zamanı.
I am writing this letter in behalf of my colleague who is unable to attend the conference. / Bu mektubu, konferansa katılamayan meslektaşım adına yazıyorum.
She spoke in behalf of her family to express their gratitude for the community’s support. / Ailesinin desteği için topluluğun minnettarlığını ifade etmek amacıyla konuştu.
The manager addressed the concerns in behalf of the employees during the meeting. / Yönetici, toplantı sırasında çalışanların endişelerini ele aldı.
Yazımızın bu bölümü, “on behalf of” ifadesini içeren örnek cümlelere göz atmak için en doğru yer. İngilizce “on behalf of” kalıbını cümlelerinde doğru şekilde kullanmak için örnek cümleleri inceleyebilirsin.
I would like to express my sincere thanks on behalf of the entire team for your hard work and dedication. / Tüm ekibin adına samimi teşekkürlerimi iletmek isterim, yoğun çalışman ve özverin için.
I apologize on behalf of the company for any inconvenience caused by the temporary service interruption. / Geçici hizmet kesintisinden kaynaklanan herhangi bir rahatsızlık için şirket adına özür dilerim.
I am writing this letter on behalf of our community to request additional safety measures in the neighborhood. / Topluluğumuz adına bu mektubu yazıyorum, mahallede ek güvenlik önlemleri talep etmek için.
Online İngilizce platformu Open English ile ana dili İngilizce olan uzmanlar sayesinde sen de ana dilin gibi İngilizce konuşabilirsin. Uzmanların rehberliğinde açılan konuşma oturumları, sayesinde dünyanın her yerinden ana dili İngilizce olan yabancı kullanıcılarla sohbet ederek pratik yapabilirsin.
İngilizcen hangi seviyede olursa olsun Open English’te kısa bir test ile İngilizce seviyeni belirleyip 8 seviyeli CEFR’e (Avrupa Ortak Dil Çerçevesi) temelli eğitimlere kendi seviyenden başlayarak İngilizceni geliştirebilirsin. Canlı oturumlara 7/24 istediğin yer ve zamanda katılabilirsin. Ayrıca, Open English’e üye olduğunda binlerce saatlik interaktif içeriğe sınırsız erişim hakkına sahip olursun. Ses tanıma özellikli telaffuz uygulamasıyla Open English sayesinde telaffuzunu ileri seviyelere taşıyabilir, böylelikle telaffuzu birbirine benzeyen tüm kavramları rahatlıkla konuşmalarında kullanabilirsin.
Open English aboneliğini hızlıca başlatmak için sayfadaki formu doldur, müşteri temsilcisi arkadaşlarımız seni en kısa sürede arasın ve %100 online İngilizce platformu Open English aboneliğini başlatsın.