İngilizcede Farkları Ne: Say vs. Tell

İngilizcede öğrenirken aklımızı en çok karıştıran noktalardan biri bazı kelimelerin anlamlarının yakınlığıdır. Türkçe düşündüğümüz için bazı kelimelerin inceliklerini anlamamız zor olabilir. Bu problemi maalesef ki İngilizcemizin geliştiğini düşündüğümüz zamanlarda bile yaşarız. 

Bu yazımızda bu sorunun en çok yaşandığı say/tell farkı üzerine konuşacağız. Say/tell farkı ne kadar ileri seviyede İngilizcen olursa olsun gözünden kaçmış bir nokta olabilir. Bu yüzden say/tell farkını hatırlamakta ve say/tell farkı üzerine örnek cümleleri incelemekte fayda var. Eğer hazırsan say/tell farkından bahsettiğimiz yazımıza başlayalım! 

Say/tell farkı yazımıza başlamadan önce seni Open English’e davet etmek istiyoruz. Seviyen ne olursa olsun İngilizceyi en iyi şekilde öğrenmek ve ana dilin gibi konuşmak istersen sen de Open English’e katılmalısın! Open English ile say/tell farkını ve daha birçok konuyu öğrenebilir, aktif olarak kullanabileceğin bir hale gelebilirsin. Yani İngilizce ile ilgili ihtiyacın olabilecek her şey burada! 

Dünyada önde gelen online İngilizce platformu olan Open English, 15 yıllık deneyimi ile sana birçok fırsat sunuyor. Open English’e abone olarak bu fırsatlardan istediğin gibi faydalanabilir, İngilizceyi öğrenmeye sağlam adımlarla başlayabilirsin! Peki nedir bu fırsatlar?

  • Open English’e abone olarak kendine özel çalışma programını edinebilirsin.
  • Ana dili İngilizce olan, dünya çapında eğitmenlerden 7/24 canlı ders alabilirsin.
  • Öğrendiklerini canlı konuşma gruplarında, eğitmen moderatörlüğünde pratiğe dökebilirsin.
  • Devasa içerik arşivimizdeki materyal ve kaynaklara sınırsız erişim sağlayabilirsin.

Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.

ingilizce say ne demek

İngilizce Say Ne Demek?

Say/tell farkını anlamak için önce kelimelerimizi tek tek inceleyelim.

Meriam-Webster sözlüğüne göre “say” kelimesi şu anlamlara geliyor:

  1.  to express in words (kelimelerle ifade etmek)
  2.  to state as opinion or belief (bir düşünce ya da inancı ifade etmek)
  • He said that he doesn’t like apples. (Elma sevmediğini söyledi.)
  • I always say this: don’t count your chickens before they’re hatched. (Hep söylerim: dereyi görmeden paçayı sıvama.

İngilizce Tell Ne Demek?

Say/tell farkına deyinmeden önce bakalım “tell” kelimesi Merriam-Webster sözlüğüne göre ne anlama geliyormuş:

  1. to relate in detail (detaylı bir şekilde nakletmek.)
  2. to give utterance to (dile getirmek)
  3. to make known (bilinir hale getirmek)
  4. to express in words (kelimelerle ifade etmek)
  • He told us how he spent his summer holiday. (Bize yaz tatilini nasıl geçirdiğini anlattı.)
  • Tell me when to start. (Bana ne zaman başlamam gerektiğini söyle.)

Umarız buraya kadar yazımızdan say/tell farkı konusunda yeni şeyler öğrenmişsindir! Eğer İngilizceyi daha derinlemesine, daha verimli bir şekilde öğrenmek istersen, en yaygın dil hatalarından sakınmak, say/tell farkı gibi konuların ustası olmak, İngilizce seviyeni sertifikalı hale getirmek istersen seni tekrardan Open English’e davet etmek isteriz! 

Open English’e abone olarak sana özel hazırlanmış çalışma programını edinebilir ve ana dili İngilizce olan eğitmenlerden 7/24 canlı ders almaya hemen başlayabilirsin. Bunun yanı sıra, öğrendiklerini pekiştirebileceğin canlı konuşma gruplarında yabancılarla konuşabilir ve dev içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilir, üstelik dil becerini sertifikalayabilirsin!

Open English’e kayıt başvurusu yapmak için, bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli.

ingilizce say ve tell farkı nedir

Say/Tell Farkı Nedir?

Say/tell farkını daha iyi anlamak için iki kelimeyi de farklı anlamlarıyla ele aldık. Say/tell farkı için incelediğimiz sözlük anlamları aşağı yukarı aynı  anlamda. Fakat dikkatli okursan say/tell farkına göz kırpan örnekler verdiğimizi görebilirsin! Bakalım say/tell farkını örneklerden çıkarabilmiş misin! 

Aslında en büyük say/tell farkı, kelimelerin anlamlarında değil, bu kelimelerin ardından ne geldiğinde gizli. Dikkat ettiysen tell kelimesinden sonra hep kime söylenildiğinden bahsettik. Örneğin “tell me” demiştik. Fakat dikkat edersen say için bu cümle öğesini kullanmak zorunda değiliz. 

Tabii ki günlük kullanıma bağlı olarak ikisinin de aynı şekilde kullanıldığını görebiliriz fakat burada altın kuralımız say’den sonra indirect object (dolaylı nesne) gelmesine gerek olmadığı ancak tell’den sonra genelde bu öğeyi kullanmamız gerektiği. 

Bir başka önemli detayımız ise say’i doğrudan anlatımda, tell’i dolaylı anlatımda sıkça kullanmamız. Yani say kullanarak bir kişinin dediklerini direkt dile getirebilirken, tell kullanarak söylenen şeyi dolaylı bir şekilde dile getirmemiz gerek. 

  • James said “I don’t love you anymore”. (James “seni artık sevmiyorum” dedi.)
  • James told me he doesn’t love me anymore. (James bana artık beni sevmediğini söyledi.)

Kusursuz İngilizce Konuş!

Bugün, say/tell farkı sorusuna cevap verdik. Umarız bu yazımız faydalı olmuştur! say/tell farkı konumuza benzer, say/tell farkı gibi çok karıştırılan konulardan olan Such As ve Like Farkı ile ilgili yazımızı da incelemeni öneririz.

Yazımızı kapatırken sana bir sorumuz var: İngilizceyi ana dilin gibi konuşmak ister misin? Eğer çoğu insan gibi cevabın “evet” ise seni Open English’te görmeyi çok isteriz. Open English, dünya çapında 3 milyon insana 15 yıldır İngilizce öğreten bir online İngilizce kursu. Dolayısıyla alanında oldukça donanımlı ve deneyimli! Bu deneyimden faydalanmak istersen sen de aramıza katıl!

Open English’e abone olarak ana dili İngilizce olan dünya çapında eğitmenlerle 7/24 canlı oturumlara katılabilir, öğrendiklerini canlı İngilizce konuşma gruplarında yabancılarla konuşarak pratiğe dökebilir ve dev içerik arşivimizdeki materyal ve kaynaklara sınırsız erişim sağlayabilirsin! Böylece İngilizce becerini en yaygın dil hatalarından arındırabilirsin!

Bu sayfadaki iletişim formunu doldur, seni arayalım.

İngilizce İçinde “Wait” Geçen Phrasal Verb’ler

İngilizce dil bilgisinin önemli bir öğesi olan phrasal verbs, yani bir fiilin bir veya daha fazla önlem (preposition) veya zarf (adverb) ile birleşerek yeni bir anlam kazandığı yapılar, dilin zenginliğini ve esnekliğini artırır. Bu yazıda, İngilizce “wait” kelimesinin içinde geçtiği bazı phrasal verb’leri inceleyeceğiz. İngilizce “wait” kelimesi, bekleme eylemiyle ilişkilendirildiği için bir dizi ifadede farklı anlamlar kazanır. Bu phrasal verb’ler, beklemenin ötesinde, beklemenin nasıl gerçekleştiği, hangi koşullarda olduğu veya bekleme sırasında ne tür eylemler yapıldığı gibi detayları vurgular. Bu yazıda, İngilizce wait kelimesinin içinde geçen phrasal verb’lerin çeşitli örneklerini ele alarak, bu ifadelerin günlük dilde nasıl kullanıldığını anlamaya çalışacağız.

Phrasal Verb’ler hakkındaki tüm bilgileri öğrenmek için sayfada yer alan formu doldur, ekip arkadaşlarımız seni hızlıca arasın ve online İngilizce uygulama aboneliğini hemen başlatsın.

Phrasal Verb Nedir?

Phrasal verb, İngilizce konuşma dilinde sıkça kullanılan bir dil bilgisi yapısıdır ve günlük iletişimde sıkça rastlanan ifadelerdir. Bu yapılar, bir fiilin bir veya daha fazla önlem (preposition) veya zarf (adverb) ile birleşerek yeni bir anlam kazanmasını ifade eder. Phrasal verb’ler, genellikle özgün anlamları ile birleşerek daha spesifik veya figüratif anlamlar elde etmeye yardımcı olurlar. Phrasal verb’ler, genellikle öğrenenler için zorlu olabilir, çünkü phrasal verb’lerin anlamları çoğu zaman diğer özgün kelimelerin anlamlarından farklıdır.

ingilizce wait nedir

İngilizce Wait Nedir?

İngilizce wait kelimesi, genel olarak beklemek, birini veya bir şeyi belirli bir süre boyunca gözlemek veya bir olayın gerçekleşmesini beklemek anlamına gelir. İşte İngilizce wait kelimesinin bazı kullanımları:

Genel Bekleme: I will wait for you at the café. / Seni kafede bekleyeceğim.

Bir Hizmet Almak İçin Bekleme: Please wait in the waiting area until your name is called. / Lütfen adınız çağrılana kadar bekleme alanında bekleyin.

Bir Kararı Bekleme: I can’t wait to hear the results of the exam. / Sınavın sonuçlarını duymak için sabırsızlanıyorum.

Bir İşlemi Tamamlamak İçin Bekleme: Wait a moment; I’ll be right back. / Bir an bekleyin; hemen döneceğim.

Bir Durumu Bekleme: The patient is waiting for test results. / Hasta test sonuçlarını bekliyor.

İngilizce wait kelimesi; bir şeyin gerçekleşmesini veya bir durumun değişmesini beklemek, birinin gelmesini beklemek veya bir hizmeti almak için sabırla beklemek anlamına gelir. Bu kelime, günlük konuşmada ve yazılı iletişimde sıkça kullanılan yaygın bir İngilizce kelimedir.

ingilizce içinde wait geçen phrasal verbler nelerdir

İngilizce İçinde “Wait” Geçen Phrasal Verb’ler

İngilizcede, İçinde İngilizce wait kelimesi bulunan ve farklı anlamlar içeren birçok cümle yer alıyor. Şimdi, farklı cümleleri ayırmada çok işine yarayacak İngilizce wait içeren phrasal verbleri öğrenme zamanı. İşte, İngilizce wait kelimesini içeren bazı phrasal verb’lerin detaylı açıklamaları:

  • Wait for:

Beklemek, bir şeyin gerçekleşmesini beklemek.

Örnekler:

I’m waiting for the bus to arrive. (Otobüsün gelmesini bekliyorum.)

We waited for hours for the rain to stop. (Yağmurun durması için saatlerce bekledik.)

He’s waiting for her response to his proposal. (Teklifine verilecek cevabını bekliyor.)

  • Wait on:

Hizmet etmek, birine hizmet etmek.

Örnekler:

The restaurant staff waited on us attentively. (Restoran personeli bize dikkatlice hizmet etti.)

She enjoys being waited on when she goes to a spa. (Spaya gittiğinde kendisine hizmet edilmesinden hoşlanır.)

The butler waited on the guests during the entire event. (Müşterek olay boyunca uşak konuklara hizmet etti.)

  • Wait up:

Uykusuz beklemek, birinin geç gelmesini beklemek.

Örnekler:

I’ll wait up for you until you come home. (Eve dönene kadar seni uykusuz bekleyeceğim.)

Don’t wait up for me; I might be out late tonight. (Beni uykusuz beklemeyin; bu gece geç saatlere kadar dışarıda olabilirim.)

She waited up all night for her child to return. (Çocuğunun geri dönmesini beklemek için tüm gece uykusuz bekledi.)

  • Wait out:

Bir durumu beklemek, sabırla durumu geçirmek, sabırla beklemek.

Örnekler

We decided to wait out the storm before leaving. (Gitmeden önce fırtınayı beklemeye karar verdik.)

We decided to wait out the storm in the safety of our home. (Fırtınayı evimizin güvenliğinde sabırla beklemeye karar verdik.)

They chose to wait out the traffic jam at a nearby café. (Trafik sıkışıklığını yakındaki bir kafede sabırla beklemeyi tercih ettiler.)

  • Wait around:

Boşuna beklemek.

Örnekler:

I’m not going to wait around for an opportunity; I’ll create one. (Bir fırsat için boşuna beklemeyeceğim; ben bir tane yaratacağım.)

I don’t want to wait around for the meeting to start. Let me know when it’s about to begin. (Toplantının başlamasını beklemek istemiyorum. Başlamak üzere olduğunda bana haber ver.)

He asked me to wait around until he finished his phone call. (Bana telefon görüşmesini bitirene kadar beklememi istedi.)

  • Wait in:

İçeride beklemek.

Örnekler:

I’ll wait in until you get back. (Dönene kadar içeride bekleyeceğim.)

I’ll wait in until you return from your appointment. (Randevundan dönene kadar içeride bekleyeceğim.)

Please wait in if you arrive before the scheduled time. (Eğer belirlenen zamandan önce gelirseniz lütfen içeride bekleyin.)

  • Wait behind:

Geride beklemek, diğerlerinden sonra kalmak.

Örnekler:

I need to wait behind after the meeting to discuss something with the manager. (Toplantıdan sonra bir şeyi müdürle konuşmak için geride beklemem gerekiyor.)

She had to wait behind after the class to discuss her grades with the professor. (Notları hakkında profesörle konuşmak için dersin ardından beklemek zorunda kaldı.)

The team decided to wait behind for additional instructions from the coach. (Takım, koçtan ek talimatlar almak için geride beklemeye karar verdi.)

  • Wait off:

Bir şeyin sona ermesini beklemek.

Örnekler:

Let’s wait off until the crowd clears before leaving. (Ayrılmadan önce kalabalığın dağılmasını bekleyelim.)

Let’s wait off on making a decision until we have more information. (Daha fazla bilgiye sahip olana kadar bir karar vermekte bekleyelim.)

We should wait off on starting the project until the new team member joins us. (Yeni takım üyesi bize katılana kadar projeyi başlatmaktan beklemeliyiz.)

Bu örnekler, “wait” kelimesini içeren phrasal verb’lerin kullanımını daha iyi anlamana yardımcı olacaktır. Her bir örnek, ifadenin farklı bağlamlarını ve kullanım alanlarını göstermektedir.

İngilizcede, İngilizce wait kelimesi gibi w harfi ile başlayan birçok phrasal verb bulunuyor. Bu phrasal verb’leri pratik bir şekilde öğrenmek için W İle Başlayan Phrasal Verb’ler ve Türkçe Karşılıkları başlıklı yazımızı okuyabilirsin.

open english ile phrasal verbleri öğren

Open English İle Phrasal Verb’leri Öğren!

İngilizcede bulunan onlarca phrasal verb’den birini öğrendin. Diğer phrasal verb’ler hakkında detaylı bilgi sahibi olmak için %100 online İngilizce uygulaması Open English’e abone olabilirsin. Open English’te seviyene en uygun noktadan başlayarak İngilizceni geliştirebilirsin. Ana dili İngilizce olan uzmanlarla yapacağın İngilizce pratik sayesinde Open English’te sadece phrasal verb’leri değil İngilizceye dair her şeyi öğrenebilirsin.

Open English’te uzmanların moderatörlüğünde açılan canlı İngilizce konuşma oturumları sayesinde öğrendiğin bilgileri pekiştirebilirsin. İnteraktif ünitelere, sınırsız erişim hakkı sayesinde dilediğin yer ve saatte, dilediğin kadar İngilizce çalışabilirsin. Open English’e üye olmak için sayfadaki formu doldurman yeterli. Seni en kısa sürede arayacağımıza emin olabilirsin.

İngilizce Sonuç Bildirirken Kullanılabilecek Bağlaçlar

Hayatın karmaşık dokusunda çeşitli deneyimlerle dolu bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculukta, kararlar alıyor, çaba sarf ediyor ve nihayetinde bir sonuca ulaşıyoruz. İster kişisel hedefler olsun, isterse profesyonel başarılar, her anın bir sonuçla noktalandığı gerçeği değişmez. İngilizcede sonuç bildirirken kullanılan ifadeler, bu sonuçları net bir şekilde ifade etmemize yardımcı olur.

Bu yazıda, İngilizcede sıkça karşılaşılan sonuç ifadelerini keşfedecek ve bir düşünceyi, olayı veya deneyimi en etkili şekilde nasıl tamamlayabileceğimizi inceleyeceğiz. Yani, dilin gücünü kullanarak, her bir hikayenin, başarının veya deneyimin sonunda bizi bekleyen sürprizleri inceleyeceğiz.

Sonuç Bildirirken Kullanılan Bağlaçlar

So: So ifadesi, bir olayın veya durumun sonucunu belirtirken kullanılır. Bu bağlaç, bir neden-sonuç ilişkisini vurgular.

  • “He worked hard, so he achieved his goal.” (Sıkı çalıştı, bu nedenle amacına ulaştı.)
  • “She practiced the piano daily, so her performance at the concert was flawless.” (Her gün piyano çalıştı, bu nedenle konser performansı kusursuzdu.)
  • “The team collaborated effectively, so they completed the project ahead of schedule.” (Ekip etkili bir şekilde işbirliği yaptı, bu nedenle proje önceki tarihten tamamlandı.)

sonuç bildirirken kullanılan bağlaçlar - therefore thus

Therefore: Therefore ifadesi, bir öneri veya argümanın mantıklı bir sonucunu belirtir.

  • “The experiment was successful; therefore, the team celebrated their achievement.” (Deney başarılıydı; bu nedenle ekip başarılarını kutladı.)
  • “She excelled in her studies; therefore, she was awarded a scholarship.” (Derslerinde başarılı oldu; bu nedenle burs kazandı.)
  • “The market demand for sustainable products is increasing; therefore, companies are investing more in eco-friendly solutions.” (Sürdürülebilir ürünlere olan pazar talebi artıyor; bu nedenle şirketler ekolojik çözümlere daha fazla yatırım yapıyor.)

Thus: Thus ifadesi, önceki ifadenin doğal bir sonucunu ifade eder.

  • “She saved money consistently, thus affording the trip she always dreamed of.” (Sürekli para biriktirdi, bu sayede her zaman hayalini kurduğu seyahati karşılayabildi.)
  • “The team followed a strict timeline, thus completing the project on schedule.” (Ekip sıkı bir zaman çizelgesine uydular, bu nedenle projeyi planlandığı gibi tamamladılar.)
  • “The new software streamlined the process, thus improving overall efficiency.” (Yeni yazılım süreci basitleştirdi, bu sayede genel verimliliği artırdı.)

Hence: Hence ifadesi, bir durumun veya sonucun doğal bir sonucunu belirtir.

  • “The traffic was terrible; hence, he arrived late to the meeting.” (Trafik korkunçtu; bu nedenle toplantıya geç geldi.)
  • “The weather conditions were unfavorable; hence, the outdoor event was canceled.” (Hava koşulları uygun değildi; bu nedenle açık hava etkinliği iptal edildi.)
  • “The budget cuts affected the project; hence, certain features had to be scaled down.” (Bütçe kesintileri proje üzerinde etkili oldu; bu nedenle bazı özelliklerin ölçeği küçültüldü.)

Consequently: Consequently ifadesi, bir durumun veya olayın bir sonucu olarak ortaya çıkan bir durumu belirtir.

  • “They missed the deadline, and consequently, the project was postponed.” (Süresi geçti ve sonuç olarak, proje ertelendi.)
  • “The market demand for electric vehicles increased; consequently, more companies started investing in green technology.” (Elektrikli araçlara olan pazar talebi arttı; sonuç olarak, daha fazla şirket yeşil teknolojiye yatırım yapmaya başladı.)
  • “The educational reforms were implemented, and consequently, student performance improved.” (Eğitim reformları uygulandı ve sonuç olarak, öğrenci performansı arttı.)

sonuç bildiren ingilizce bağlaçlar - as a result in conclusion

As a Result: As a result ifadesi, belirli bir durumun veya eylemin bir sonucu olarak ortaya çıkan bir durumu vurgular.

  • “They implemented new strategies, and as a result, the company’s profits increased.” (Yeni stratejiler uyguladılar ve sonuç olarak, şirketin karı arttı.)
  • “She invested in her skills, and as a result, she received multiple job offers.” (Becerilerine yatırım yaptı ve sonuç olarak, birden fazla iş teklifi aldı.)
  • “The team collaborated efficiently, and as a result, they completed the project ahead of schedule.” (Ekip etkili bir şekilde işbirliği yaptı ve sonuç olarak, projeyi önceki tarihten tamamladılar.)

In Conclusion: In conclusion ifadesi, bir yazının veya bir argümanın sonlandırılması için kullanılır. Bu ifade, önceki ifadelerin özetini çıkarır ve ana noktaları vurgular.

  • “In conclusion, the research highlights the importance of environmental conservation.” (Sonuç olarak, araştırma çevre korumanın önemini vurguluyor.)
  • “The project faced challenges, but in conclusion, the team’s perseverance led to success.” (Proje zorluklarla karşılaştı, ancak sonuç olarak, ekip çabalarıyla başarıya ulaştı.)
  • “In conclusion, embracing diversity in the workplace enhances creativity and innovation.” (Sonuç olarak, işyerinde çeşitliliği benimsemek yaratıcılığı ve inovasyonu artırır.)

In Summary: In summary ifadesi, bir konunun veya argümanın özetini verir.

  • “In summary, the team faced challenges but ultimately succeeded in their mission.” (Özetle, ekip zorluklarla karşılaştı ancak nihayetinde misyonlarında başarılı oldu.)
  • “The new policy aimed to reduce carbon emissions; in summary, it contributed to a greener environment.” (Yeni politika, karbon emisyonlarını azaltmayı hedefliyordu; özetle, bu çevreye daha yeşil bir katkı sağladı.)
  • “In summary, adopting a healthy lifestyle involves regular exercise, a balanced diet, and sufficient rest.” (Özetle, sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemek düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve yeterli dinlenmeyi içerir.)

Open English ile Yeni Bir Dil Keşfet! 

Heyecan verici bir dil geliştirme serüvenine adım atmaya hazır mısın? Open English, dünya standartlarında online İngilizce platformları sunarak hedeflerine ulaşabilmen için burada! Esnek programlarıyla istediğin zaman İngilizceni geliştirmeye başlayabilir, uzmanlar eşliğinde interaktif ünitelerle dil becerilerini geliştirebilirsin. Sana özel hazırlanan içerikler ve değerlendirmelerle kişiselleştirilmiş bir deneyim yaşayabilirsin. Ayrıca, ödüllü uygulamamız aracılığıyla dil becerilerini günlük pratikle pekiştirebilirsin. 

Open English ile dünyanın farklı yerlerinden gelen kullanıcılarla tanışıp ve birbirinden zenginleştirici dil deneyimlerini keşfetme fırsatı senin elinde!

İngilizce Kış ile İlgili 6 Deyim

Bildiğin üzere İngilizcede deyimden bol bir şey yok. Bu yüzden ingilizce deyimleri farklı bağlamlarda değerlendiriyoruz. Bu yazımızda ise İngilizce kış ile ilgili deyimler bahsedeceğiz. Bu ve buna benzer deyimleri günlük hayatında duyman çok olası. Bu yüzden İngilizce kış ile ilgili deyimler yazımızı dikkatle okumanı, yeni öğrendiğin İngilizce kış ile ilgili deyimleri kullanmaya çalışmanı öneriyoruz!

İngilizce kış ile ilgili deyimler yazımıza başlarken öncelikle en yaygınlarından başlayacağız. Böylece bahsedeceğimiz İngilizce kış ile ilgili deyimleri görme ihtimalin daha yüksek olacak. Aynı zamanda İngilizce kış ile ilgili deyimleri örnek cümlelerle destekleyeceğiz.

İngilizce kış ile ilgili deyimler yazımıza başlamadan önce seni Open English’e davet etmek istiyoruz. Eğer, seviyen ne olursa olsun, İngilizceyi en verimli şekilde geliştirmek ve akıcı bir şekilde konuşmak istersen seni aramızda görmeyi çok isteriz!

Dünyada önde gelen online İngilizce uygulaması olan Open English, sana bir çok ayrıcalıklı fırsat sunuyor. Open English’e abone olarak bu fırsatlardan gönlünce faydalanabilirsin. Peki nedir bu fırsatlar?

  • Open English’e abone olarak sana özel hazırlanmış çalışma programını edinirsin.
  • Ardından ana dili İngilizce olan uzmanlar tarafından gerçekleştirilen oturumlara 7/24 katılabilirsin.
  • Öğrendiklerini pratiğe dökebileceğin canlı konuşma gruplarında, uzman moderatörlüğünde yabancılarla konuşabilirsin.
  • Dev içerik arşivimizdeki materyal ve kaynaklara sınırsız erişebilirsin.

Open English hakkında daha fazla bilgi almak için bu sayfadaki iletişim formunu doldurman yeterli. Müşteri temsilcilerimiz seni arayacaktır.

ingilizce kış ile ilgili deyim - to be on thin ice

To be on thin ice

İngilizce kış ile ilgili deyimlerimizin ilki to be on thin ice. Türkçeye “ince buz üzerinde” şeklinde çevirsek de asıl anlamı “riskli bir durumda olmak” olarak düşünülebilir. 

  • We’re on thin ice with the teacher. (Öğretmene karşı riskli bir durumdayız.)

Break the ice

İngilizce kış ile ilgili deyimlerimizin ikincisi de buz ile alakalı: break the ice. Direkt çevirisi “buzu kırmak” olsa da anlamı “resmiyeti gidermek, havayı yumuşatmak” olarak karşımıza çıkıyor. 

  • Manager tried to break the ice by talking about the weather. (Müdür resmiyeti gidermek için hava durumu hakkında konuştu.)

As cold as ice

İngilizce kış ile ilgili deyimlerimiz arasında çok fazla buz ile ilgili deyim görüyoruz. İngilizce kış ile ilgili deyimlerimizin üçüncüsü as cold as ice. “Buz gibi soğuk” anlamına gelen bu deyim genel anlamda mesafeli insanları tanımlarken kullanılıyor.

  • Our new classmate is as cold as ice. He never talks to anyone. (Yeni sınıf arkadaşımız buz gibi soğuk. Kimseyle konuşmuyor.)

ingilizce kış ile ilgili deyim -leave someone out in the cold

Leave someone out in the cold

Bu deyimimiz ise bir kişiyi ya da şeyi ihmal etmek, görmezden gelmek, dışlamak, habersiz bırakmak anlamlarına geliyor. 

  • We were supposed to meet today but she left us out in the cold. (Bugün buluşmamız gerekiyordu fakat bizi habersiz bıraktı.)

Umarız buraya kadar İngilizce kış ile ilgili deyimler yazımızdan yeni şeyler öğrenmişsindir! Günlük hayatta sık sık kullanacağın İngilizce kış ile ilgili deyimler öğrenmek mutlaka sana çok faydalı olacaktır. Eğer İngilizceyi daha derinlemesine, daha verimli bir şekilde öğrenmek istersen seni tekrardan Open English’e davet etmek isteriz! 

Pure as the driven snow

İngilizce kış ile ilgili deyimlerimize devam edelim. Pure as the driven snow deyimimiz “sütten çıkmış ak kaşık, çocuk gibi saf” anlamlarına geliyor. Dikkat, genelde ironik olarak kullanıldığını görürürüz. Yani biri size “oh, you are as pure as the driven snow!” derse, durup bir düşünmeniz gerekebilir! Belki de tam tersini ima ediyordur. 

  • He acts like he is pure as the driven snow but I know he is lying. (Sütten çıkmış ak kaşık gibi davranıyor ama yalan söylediğini biliyorum.)

ingilizce kış ile ilgili deyim -a snowballs change in hell

A snowball’s chance in hell

İngilizce kış ile ilgili deyimlerimizin sonuncusu a snowball’s chance in hell. Direkt çevirince “bir kar topunun cehennemdeki şansı” olarak karşımıza çıkıyor. Ama tahmin edebileceğin gibi “hiç şansı olmamak, talihsiz olmak ” anlamına geliyor. 

  • He doesn’t have a snowball’s chance in hell, he will fail the exam. (Hiç şansı yok, sınavdan kalacak.)

İngilizceyi Ana Dilin Gibi Konuş!

Bugünkü yazımızda İngilizce kış ile ilgili deyimlerden bahsettik ve en yaygın İngilizce kış ile ilgili deyimlerden örnekler verdik. Umarız İngilizce kış ile ilgili deyimleri öğrenmek senin için faydalı olmuştur! İngilizce kış ile ilgili deyimler gibi günlük hayatta sık sık karşılaşabileceğin Kolay İngilizce Konuşma Kalıpları: Günlük Hayatta Kullanabileceğin İngilizce İfadeler isimli yazımızı da incelemeni öneririz. Fakat eğer İngilizceyi ciddiye alıyorsan adres belli diyebiliriz! 

İngilizce kış ile ilgili deyimler yazımızı kapatırken sana bir sorumuz var: İngilizceyi ana dilin gibi konuşmak ister misin? Eğer çoğu insan gibi cevabın “evet” ise seni Open English’te görmeyi çok isteriz. Open English, dünya çapında 3 milyon insana 17 yıldır İngilizce geliştirme fırsatı sunan bir online İngilizce platformu. Dolayısıyla alanında oldukça donanımlı ve deneyimli! Bu deneyimden faydalanmak istersen sen de aramıza katıl!

Open English’e abone olarak sana özel hazırlanmış çalışma programını edinebilir ve ana dili İngilizce olan uzmanlarda 7/24 faydalanmaya başlayabilirsin. Bunun yanı sıra, öğrendiklerini pekiştirebileceğin canlı İngilizce konuşma gruplarında yabancılarla konuşabilir ve dev içerik arşivimize sınırsız erişim sağlayabilirsin!

Bu sayfadaki iletişim formunu doldur, seni arayalım.

“A piece of cake” Anlamı

Günlük konuşma dilinde sıkça karşılaştığımız deyimler, bir dilin zenginliğini ve esnekliğini yansıtır. “A piece of cake” ifadesi de tam olarak bu tür ifadelerden biridir. İngilizcenin derinliklerine indiğimizde, bu sıradan gibi görünen ifadenin aslında ne kadar renkli ve ilginç bir geçmişe sahip olduğunu keşfetmek mümkün.

İngilizce konuşulan coğrafyalarda yaygın olarak kullanılan bu deyim, gerçek anlamından çok daha fazlasını ifade eder. Evet, kelime kelime çevrildiğinde “bir dilim kek” anlamına gelir, ancak günlük dilde bu ifade, bir görevin, işin veya herhangi bir şeyin son derece kolay olduğunu ifade eder. Peki, bu ifade neden “a piece of cake” olarak kullanılır?

Kökleri Nereden Geliyor?

Bu deyimin ilginç bir hikayesi var. 19. yüzyıl Amerikasında, dilim dilim kesilen kekler, özellikle kadınlar arasında düzenlenen yarışmalarda sıkça ödül olarak sunulurdu. Bir yarışmacı için bir dilim kek kazanmak, o dönemde oldukça kolay bir ödül olduğu için, zamanla “a piece of cake” ifadesi, bir şeyin kolay olması anlamında kullanılmaya başlandı.

Günlük hayatta sıkça kullanılan bu ifade, dilin sadece sözcüklerden ibaret olmadığını, aynı zamanda kültür, tarih ve yaşam tarzlarıyla da şekillendiğini gösterir. “A piece of cake” ifadesini doğru kullanmak, sadece dil bilgisine değil, aynı zamanda o dilin gizli hikayelerine de hakim olmayı gerektirir.

Online İngilizce uygulamamız hakkında detaylı bilgi almak için bu sayfada yer alan formu doldurabilirsin.

a piece of cake günlük hayatta kullanımı

Günlük Hayatta Kullanımı

Bugün, bu ifade günlük konuşma dilinde yaygın olarak kullanılır. Örneğin, bir arkadaşına yeni bir proje hakkında bilgi veriyorsun ve projenin senin için kolay olduğunu belirtmek istiyorsun. O zaman “Oh, it’s a piece of cake!” diyebilirsin.

Birkaç örnek cümle inceleyerek bu ifadenin günlük hayattaki kullanımını iyice pekiştirelim:

Örnek Cümleler:

  • Mastering a new language may seem like a piece of cake initially, but as you delve deeper, you realize the complexities of grammar and vocabulary.
    • Yeni bir dilin hâkimi olmak başlangıçta kolay gibi görünebilir, ancak daha derine indikçe dilbilgisi ve kelime dağarcığının karmaşıklıklarını fark edersiniz.
  • Completing a marathon is not a piece of cake; it requires months of rigorous training, discipline, and mental resilience.
    • Bir maratonu tamamlamak kolay değildir; aylarca süren sıkı antrenman, disiplin ve zihinsel dayanıklılık gerektirir.
  • Navigating through the complexities of a global business deal is far from being a piece of cake; it demands strategic thinking, negotiation skills, and cultural awareness.
    • Küresel bir iş anlaşmasının karmaşıklıkları arasında gezinmek, kolay olmaktan uzaktır; stratejik düşünce, müzakere becerileri ve kültürel farkındalık gerektirir.
  • Writing a novel that captivates readers is not a piece of cake; it involves creativity, dedication, and the ability to weave a compelling narrative.
    • Okuyucuları büyüleyen bir roman yazmak kolay değildir; yaratıcılık, özveri ve etkileyici bir anlatı örmek yeteneğini içerir.
  • Achieving success in the world of entrepreneurship is more than a piece of cake; it demands resilience in the face of failures, adaptability, and a constant pursuit of innovation.
    • Girişimcilik dünyasında başarı elde etmek bir dilim kekten daha fazlasıdır; başarısızlıklar karşısında direnç, uyum kabiliyeti ve sürekli yenilik arayışı gerektirir.
  • Raising a well-rounded and compassionate child is not a piece of cake; it requires patience, consistent guidance, and the cultivation of empathy.
    • Dengeli ve şefkatli bir çocuk yetiştirmek kolay değildir; sabır, tutarlı rehberlik ve empatiyi geliştirme gerektirir.
  • Becoming a skilled musician is far from being a piece of cake; it entails countless hours of practice, dedication, and a deep understanding of musical theory.
    • Usta bir müzikçi olmak, kolay olmaktan uzaktır; sayısız saatlik pratik, özveri ve müzik teorisinin derin bir anlayışını içerir.
  • Solving intricate mathematical problems is not a piece of cake; it demands logical reasoning, critical thinking, and a solid foundation in mathematical principles.
    • Karmaşık matematik problemlerini çözmek, kolay değil; mantıklı düşünce, eleştirel düşünce ve matematik prensiplerinde sağlam bir temel gerektirir.
  • Creating a successful startup is more than a piece of cake; it necessitates innovation, market research, and the ability to adapt to ever-changing business landscapes.
    • Başarılı bir startup oluşturmak, göründüğünden daha fazlasıdır; yenilik, pazar araştırması ve sürekli değişen iş manzaralarına uyum sağlama yeteneğini gerektirir.
  • Maintaining a healthy work-life balance is not a piece of cake in today’s fast-paced world; it demands conscious effort, time management skills, and prioritization of well-being.
    • Bugünün hızlı tempolu dünyasında sağlıklı bir iş-yaşam dengesi kurmakkolay değildir; bilinçli çaba, zaman yönetimi becerileri ve refahı önceliklendirme gerektirir.

Open English ile Yepyeni Bir Dil Deneyimi!

Hayalindeki dilde kendini ifade etmek mi istiyorsun? O zaman Open English tam sana göre! Open English, sadece dil geliştirmekle kalmayıp, dilin içindeki kültürel zenginlikleri de keşfetmene yardımcı olan bir platformdur.

Neden Open English?

Open English, deneyimli ve uzman eğitmen kadrosu ile sana en iyi dil geliştirme deneyimini sunar. Her oturum, seni hedeflerine daha da yaklaştırmak için tasarlanmıştır. Dil geliştirmek, aynı zamanda farklı kültürleri anlamak demektir. Open English, dil derslerini kültürel zenginliklerle harmanlayarak sana benzersiz bir deneyim sunar. Yapman gereken tek şey kendin için en uygun zamanı seçmek! Open English, yoğun programlarına uyum sağlayabilecek esnek oturum saatleri sunar. İngilizce geliştirmeye zaman ayırmak artık çok daha kolay. 

Open English, interaktif içerikler, online pratikler ve canlı oturumlar gibi modern araçlar ile İngilizce geliştirmeyi eğlenceli ve etkili hale getirir. İngilizce maceranı Open English ile başlat, hayalindeki gibi İngilizce konuşmak, yazmak ve anlamak artık daha yakın olsun! Hemen kaydol,  yeni bir dilin kapılarını arala. 🚀🌐🔍

Gal Efsaneleri – Köpek Gelert Efsanesi

Daha önceki blog yazılarımızda, Birleşik Krallık topraklarının efsaneler ve halk öyküleri bakımından oldukça zengin olduğunu söylemiş, ve Loch Ness Canavarı, Kral Arthur, Leprikonlar gibi popüler İskoç, İngiliz, ve İrlanda efsanelerinden örnekler vermiştik. Efsaneler dizimizin bu seferki konuğu ise, yine halk arasında çok sevilen bir anlatının öznesi olan cesur Köpek Gelert. Eğer yazı dizimizin önceki içeriklerini beğendiysen ve efsaneler ilgini çekiyorsa, Köpek Gelert’in ilginç hikâyesini öğrenmek için okumaya devam etmeni öneririz.

Ama hikâyeye başlamadan önce, istersen bu anlatıların neden önemli olduğundan kısaca bir bahsedelim…

Efsanelerin ve Halk Anlatılarının Önemi

Efsaneler ve halk anlatıları, bir milletin kültürüne dair önemli bilgiler verebilir. Aynı zamanda, bu hikâyelerden etkilenen ve/veya onlardan izler taşıyan pek çok edebi eser de olabileceğinden, o milletin edebiyatını daha iyi anlayabilmek için de efsanelere hakim olmanın önemli olduğu söylenebilir. Tüm bunlara ek olarak, bu hikâyelerin genel kültürü artırdıkları ve yaratıcılığı besleyebilecek zengin hikâyeler olduğunu da düşünürsek, efsane ve halk öykülerinin özellikle de bir milletin diline, kültürüne ve sanatına ilgi duyan bireyler için oldukça önemli kaynaklar olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Şimdi hazırsan, cesur köpek Gelert’in ilham verici hikayesine geçiş yapabiliriz…

the legend of the gelert the dog

The Legend of Gelert the Dog

Efsaneye göre, 13. yüzyılda, Muhteşem Llywelyn’ın (Llywelyn the Great – Galce: Llywelyn Fawr), Caernarvonshire’da, Beddgelert’de bir sarayı vardı. Avlanmayı pek seven Llywelyn, zamanının çoğunluğunu etraftaki kırlarda geçirirdi. Llywelyn’ın, çıktığı avlarda ona eşlik eden pek çok av köpeği vardı. Bir gün, yine ava çıkmadan önce, borusunu çalıp hepsini çağırdı. Köpekler geldiğinde, aralarından en sevdiğinin, Gelert’in orada olmadığını fark etti, ve üzülerek de olsa, ava onsuz çıkmaya karar verdi.

Av sona erip Llywelyn sarayına döndüğünde, onu Gelert karşıladı. Hayvan koşarak sahibine doğru geliyor, çenesinden ise kan damlıyordu. Llywelyn, bu görüntü karşısında şok olmuştu- acaba hayvanın ağzından damlayan, henüz bir yaşında olan oğlunun kanı mıydı? Çocuk odasına girip beşiğin ters döndüğünü, ve duvarların da kana bulandığını gördüğü an, en korktuğu şeyin gerçek olduğunu anladı. Çocuğu aradıysa da bulamayan Llywelyn, köpeğinin onu öldürdüğüne ikna olmuştu. Acı ve öfkeden gözü dönen Llywelyn, kılıcını çekip Gelert’in kalbine sapladı.

Hayvan acıyla haykırırken, Llywelyn, ters dönmüş beşiğin altından bir bebek ağlaması duydu. Beşiği çevirdiğinde, küçük oğlu karşısında duruyordu; kılına bile zarar gelmemişti. Çocuğun hemen yanında ise, kocaman bir kurdun cesedi yatıyordu- cesur Gelert, çocuğa zarar vermek isteyen kurdu öldürmüştü.

Yüreği pişmanlıkla yanan Llywelyn, sadık köpeğinin cansız bedenini aldı, ve kale duvarları dışına çıkıp, onu mezarını herkesin görebileceği bir yere gömdü.

köpek gellert efsanesi - beddgelert ve gelert

Beddgelert ve Gelert’in Mezarı

Galler’deki Beddgelert kasabasının ismi, bu hikâyeden gelir- Beddgelert, Galcede “Cesur Gelert” demektir. Bugün hala, Gelert’in taşlarla çevrili mezarı oradadır ve her yıl pek çok kişi onu ziyarete gider. Bununla birlikte, bu taşların aslında aşağı yukarı 200 küsur yaşında olduğu da bilinmektedir! Söylenene göre, 18. yüzyılda, David Pritchard adında bir adam bu kasabada yaşamaya başlamış, cesur köpeğin hikayesini duyduktan sonra da onu kasabaya uyarlamıştır. Gelert ismini de onun bulduğu ve Llywelyn de hikâyeye yine onun dahil ettiğini söyleyen düşünceler mevcuttur.

Ne olursa olsun, benzerleri Avrupa’nın başka noktalarında da bulunabilen bu efsane, hala son derece ilginç ve anlamlıdır.

Open English ile İngilizce Hedeflerine Ulaşabilirsin!

İngilizceni geliştirmek için pek çok sebebin olabilir- yurt dışında okuma, iş imkânlarını artırma, edebi eserleri çeviri desteğine ihtiyaç duymadan okuyabilme ya da daha rahat seyahat edebilme… Öncelikli amacın ne olursa olsun, dünyanın dört bir noktasında çok sayıda öğrencinin de tercihi olan Open English’i seçerek, sen de İngilizceni geliştirebilir, dil hedeflerine ulaşabilirsin. 7/24 canlı oturumlar, sınırsız içerik erişimi imkânı, anadili İngilizce olan uzmanlar ile çalışma fırsatı, dünyanın çeşitli noktalardaki kullanıcılar ile pratik yapabileceğin online konuşma grupları… Open English’in bunlar gibi ayrıcalıkları ile, İngilizce geliştirme süreci senin için de daha önce hiç olmadığı kadar keyifli ve verimli olabilir. Sen de dil hedeflerine artık ulaşmak istiyorsan, Open English online İngilizce platformunu keşfetmenin vakti çoktan gelmiş demektir!