see look ve watch arasındaki farklar

See & Look ve Watch Arasındaki Farklar


7 minutos leitura

İngilizcede eş anlamlı birçok kelime bulunur. Bazı kelimeler ise temelde aynı anlamda gelirken kullanım olarak farklılık gösterir. İngilizceyi ikinci dil olarak öğrenen birçok kişi de see, look ve watch arasındaki farkı anlamakta zorlanır. Bu yazıda bu üç kelimenin kullanım alanlarını örneklerle birlikte açıklayacağız.

Temelde görmek anlamına gelen bu üç kelime arasındaki fark sanıldığından çok daha basittir ve biraz pratikle kolaylıkla öğrenilebilir. Sonraki başlıklarda vereceğimiz örneklerle birlikte pratik yaparak, evde yazma ve dinleme çalışmaları yapman da bu üç kelime arasındaki farkı rahatlıkla ayırt edebilme için sana yardımcı olacaktır.

Görmek, bakmak ve izlemek kelimelerinin tümü, bir şeyi gözlerinizle algılamak ile ilgilidir. Dinlemek ve duymak, bir şeyi kulaklarınızla algılamak ile ilgilidir. Ancak farklı şekillerde kullanılırlar. Bunu çok kısa şekilde açıklamak gerekirse: “to see” görsel olarak algılama, “to look at” odak gerektiren bir şeye, “to watch” gözleme dayalı durumlarda kullanılır.

İngilizce çalışmanın en iyi yöntemini öğrenmek için yan tarafta yer alan formu doldurabilirsin.

see kelimesi ve kullanım alanları

See Kelimesi ve Kullanım Alanları

See kelimesi “görmek” anlamında kullanılır. Bir şeyi veya kişiyi gördüğümüzde “see” ifadesini kullanırız. Örneğin:

  •     “I see a bird in the tree.” (Ağaçta bir kuş gördüm.)
  •     “Can you see the mountains in the distance?” (Uzaktaki dağları görebiliyor musun?)

Algı veya anlamayı ifade ederken:

  •     “I see what you mean.” (Demek istediğini anlıyorum.)
  •     “I can’t see how that would work.” (Bunun nasıl işe yarayacağını anlamıyorum.)

“Do you see the logic in this argument?” (Bu tartışmadaki mantığı görüyor musun?) 

Görüş veya gözleme dayalı tanımlamada:

  •     “I see a beautiful sunset.” (Güzel bir gün batımı görürüm.)
  •     “He saw a shooting star.” (Kayan bir yıldız görmüş.)
  •     “I saw her across the room.” (Onu odasına geçerken gördüm.)

Biriyle buluşma veya ziyaret hakkında konuşurken:

  •     “I’m going to see my friend tomorrow.” (Yarın arkadaşımı göreceğim/buluşacağım.)
  •     “Let’s see each other next week.” (Hadi, haftaya görüşelim.)
  •     “She wants to see her grandparents for the holidays.” (Tatil için büyükanne ve babasını görmek istiyor.)

Görme becerisinden bahsederken:

  •     “I have trouble seeing in the dark.” (Karanlıkta görme problemim var.)
  •     “He can’t see without his glasses.” (Gözlükleri olmadan göremiyor.)
  •     “She has excellent vision and can see far distances.” (Harika bir görüşü var ve uzak mesafeyi bile görebiliyor.)

Deyimsel ifadeler:

  •     “We’ll see what happens.” (Wait and find out) (Neler olacağını göreceğiz.)
  •     “I’ll believe it when I see it.” (I’m skeptical) (Ben gördüğüme inanırım.)
  •     “Let me see.” (Thinking or considering) (Bir bakayım.)

İngilizce konuşmaya hemen başlamak için yan tarafta yer alan formu doldurabilirsin.

look kelimesi ve kullanım alanları

Look Kelimesi ve Kullanım Alanları

Look kelimesi Türkçede bakmak anlamında kullanılır. Bir şeye doğrudan göz kontağı kurarak bakmayı ifade eder. Bununla birlikte bu kelimenin farklı şekillerde kullanıldığı birkaç farklı tür daha vardır:

Örneğin;

  •     “Look at that beautiful flower.” (Bu güzel çiçeğe bak!)
  •     “Look, there’s a rainbow!” (Bak, burada bir gökküşağı var!)
  •     “Look over there, someone is waving.” (Şuraya bak, biri el sallıyor!)

Görselin görünümü:

  •     “She looks tired today.” (Bugün çok yorgun görünüyor.)
  •     “The sunset looks shiny” (Günbatımı parlak görünüyor.)

Bir şeye dikkat verirken veya dikkat verilmesini isterken:

  •     “Look, I have something to show you.” (Bak, sana gösterecek bir şeyim var.)
  •     “Look at me when I’m talking to you. (Seninle konuşurken bana bak.)
  •     “Could you look after my dog while I’m away?” (Ben yokken köpeğime bakar mısın?)

Gözlem veya soruşturmadan bahsederken:

  •     “I need to look into this matter further.”  (Bu probleme yakından bakmalıyım.)
  •     “We should look for a solution to the problem.” (Problem için bir çözüm aramalıyız.)
  •     “They are looking for a missing person.” (Kayıp birini arıyorlar.)

İstek ve amacı ifade ederken:

  •     “I’m looking for a new job.” (Yeni bir iş arıyorum.)
  •     “She is looking to buy a new car.” (Yeni bir araba almak istiyor.)
  •     “They are looking forward to the vacation.” (Tatili sabırsızlıkla bekliyorlar.)

Deyimsel ifadeler:

  •     “Look before you leap.” (Consider the consequences) (Yapmadan önce iyi düşün!)
  •     “Look on the bright side.” (Focus on the positive) (İyi tarafından bak.)
  •     “Look out!” (Be careful or watch out) (Dikkat et!)

İngilizce dil kursumuz hakkında bilgi almak için yan tarafta yer aaln formu doldurabilirsin.

watch kelimesi ve kullanım alanları

Watch Kelimesi ve Kullanım Alanları

Watch kelimesi gözlemleme ve izleme anlamında kullanılır. Televizyon izlemek, çocukları izlemek gibi kalıplar için kullanılır.

  •     “I watch TV every evening.” (Her akşam televizyon izlerim.)
  •     “She watches the birds in the park.” (Parkta kuşları izler.)
  •     “They watched the sunset from the beach.” (Sahilde gün batımını izlediler.)

Gözlem yaparken:

  •     “Watch the children while I’m gone.” (Ben gittiğimde çocuklara göz kulak ol.)
  •     “The security guard watches the premises.” (Güvenlik görevlisi çevreyi izliyor.)
  •     “I like to watch people passing by.” (Geçip giden insanları seyretmeyi seviyorum.)

Dikkat vermemiz gereken bir şey olduğunda:

  •     “Watch your step on the icy sidewalk.” (Buzlu kaldırımda adımlarına dikkat et!)
  •     “Watch out for that car!” (Arabaya dikkat et!)
  •     “Please watch for any changes in the schedule.” (Programdaki değişiklikleri kontrol et lütfen!)

Bir etkinliğe katılırken:

  •     “Let’s watch a movie tonight.” (Hadi bu akşam film izleyelim.)
  •     “We’re going to watch a live concert.” (Canlı konser izlemeye gideceğiz.)
  •     “He watches sports games on weekends.” (Haftasonları spor maçı izler.)

Zaman tutarken:

  •     “I watch the clock to make sure I’m not late.” (Geç kalmadığımdan emin olmak için saate bakıyorum.)
  •     “Could you watch my watch while I wash my hands?” (Ben ellerimi yıkarken saatime bakabilir misin?)
  •     “We need to watch the time to catch the train.” (Treni yakalamak için saate dikkat etmeliyiz.)

Deyimsel ifadeler:

  •     “Watch your language.” (Be mindful of your words) (Kelimelerine dikkat et.)
  •     “Watch your back.” (Be cautious or aware of potential dangers) (Arkanı kolla.)
  •     “Watch the world go by.” (Observe the happenings around you) (Durup hayatın akışını seyret.)

See&Look&Watch Arasındaki Farklar

See: Bir şeyi gözlerinizle algılama yeteneğini ifade eder. Aktif olarak ona odaklanmadan veya ona dikkat etmeden görsel algıyı ima eden genel bir terimdir. Görme yoluyla bir şeyi algılamanın istemsiz bir eylemidir.

Örnek: “I can see a beautiful sunset from my window.

Look: Bir şeyi belirli bir süre boyunca daha uzun süreli ve odaklanmış bir şekilde gözlemleme eylemini ifade eder. Genellikle bir olaya, eyleme veya devam eden etkinliğe dikkat etmeyi içerir.

Örnek: “Look at that adorable puppy playing in the park!”

Watch: Bir şeyi belirli bir süre boyunca daha uzun süreli ve odaklanmış bir şekilde gözlemlemeyi ifade eder. Genellikle bir olaya, eyleme veya devam eden etkinliğe dikkat etmeyi içerir.

Özetle, “see” görme yoluyla algılamanın genel bir eylemidir, “look” kasıtlı olarak bakışınızı bir şeye yönlendirmeyi içerir ve “watch” bir olayı veya devam eden eylemi aktif olarak gözlemlemeyi veya bunlara dikkat etmeyi içerir.

See&Look&Watch Arasındaki Farklarla İlgili Diyalog

Carl: Did you see the beautiful sunset last night? (Dün geceki güzel gün batımını gördün mü?)

Brad: No, I missed it. I was busy working. How did it look? (Hayır kaçırdım. Çalışmakla meşguldüm. Nasıl görünüyordu?)

Carl: It was absolutely stunning! The sky was filled with vibrant colors. (Büyüleyiciydi. Gökyüzü canlı renklerle doluydu.)

Brad: Oh, I wish I had taken a moment to look outside. I heard it was breathtaking. (Oh, keşke dışarıya bakmak için biraz vaktim olsaydı. Nefes kesici olduğunu duydum.)

Carl: Don’t worry, I took some photos. Would you like to see them? (Endişelenme, Birkaç fotoğraf çektim. Onları görmek ister misin?)

Brad: Yes, please! I’d love to see how it looked. (Evet, lütfen! Nasıl göründüğünü görmeyi çok isterim.)

Carl: Here you go. Take a look at these pictures. (İşte burada. Şu fotoğraflara bir bak.)

Brad: Wow, they’re amazing! I really missed out. Thank you for sharing. (Wow, bu harika! Gerçekten kaçırmışım.)

Carl: You’re welcome. Maybe next time we can plan to watch the sunset together. (Rica ederim. Belki sonraki sefer gün batımını birlikte izlemek için plan yapabiliriz.)

Share

Déjanos tu comentario

*Üye olmaya gerek yoktur.





Gelecekteki yorumlarım için bilgilerimi kaydet.

Conheça o curso