Birden Fazla Anlamı Olan İngilizce Kelimeler: RUN
Eylül 7, 2023
Hayatımızın pek çok alanında karşımıza çıkan ‘run’ kelimesini mutlaka duymuşsundur. İster koşmak, ister bir işi yönetmek, isterse de bir programı çalıştırmak olsun, ‘run’, kendi içinde bir hazine dolusu anlam taşıyor. İngilizcede kullandığın kelimelerin çeşitli ve dinamik olması, iletişimde adımlarını daha sağlam atmanı sağlar.
Open English ile İngilizce öğrenme deneyimin, her anlamıyla hızlı, yönetilen ve interaktif bir koşuya dönüşecek. Open English sana yolu gösterirken, sen de kelimelerin renkli dünyasında ilerleyecebileceksin.
Bu yazıda ‘run’ kelimesinin içinde taşıdığı anlamları inceledik. Hadi gel, ‘run’ kelimesinin bu renkli dünyasına birlikte bir göz atalım ve nasıl çeşitli şekillerde kullanıldığını keşfedelim!

Run Kelimesinin Farklı Anlamları
- Koşmak / Hızlı Hareket Etmek:
I love to run in the park every morning. (Her sabah parkta koşmayı severim.)
He ran to catch the bus. (Otobüsü yakalamak için koştu.)
- Çalıştırmak (Makine, Program vb.):
Please run the washing machine before leaving. (Çıkarken lütfen çamaşır makinesini çalıştır.)
You need to run the software to see if it works. (Yazılımı çalıştırmanız gerekiyor, işe yarayıp yaramadığını görmek için.)
- Yönetmek / İşletmek:
She runs a successful business. (Başarılı bir işletme yönetiyor.)
He runs the family farm. (Aile çiftliğini işletiyor.)
- Akış / İşlem:
The river runs through the valley. (Nehir vadiden akıyor.)
Electricity runs through these wires. (Bu tellerde elektrik akar.)
- Başlamak / Sürdürmek:
The play will run for two weeks. (Oyun iki hafta boyunca sahnelenecek.)
The movie ran for over three hours. (Film üç saatten fazla sürdü.)
- Yönlendirmek / Yönetmek:
He runs the meeting efficiently. (Toplantıyı verimli bir şekilde yönetir.)
She runs a tight ship in her department. (Bölümünde sıkı bir şekilde yönetir.)
- Taşımak / Teslim Etmek:
Can you run this package to the post office for me? (Bu paketi postaneye götürebilir misin?)
I’ll run the documents to the client’s office. (Belgeleri müşterinin ofisine götüreceğim.)
Efektif bir şekilde İngilizce çalışmak istersen hemen yan taraftaki formu doldurabilirsin.

- Kaçmak / Firar Etmek:
The prisoner managed to run from the guards. (Mahkum bekçilerden kaçmayı başardı.)
They were caught while trying to run away. (Kaçmaya çalışırken yakalandılar.)
- Yayınlamak / Basımını Yapmak:
The newspaper will run an article about the event. (Gazete etkinlik hakkında bir makale yayınlayacak.)
The magazine runs a new edition every month. (Dergi her ay yeni bir sayı basar.)
- Kullanmak / Harcamak:
I’ve run out of milk. (Sütüm bitti.)
She’s worried about running out of time. (Zamanının tükenmesinden endişe ediyor.)
- Yol Almak / İlerlemek:
The project is running smoothly. (Proje düzgün bir şekilde ilerliyor.)
The negotiations are running slowly. (Müzakereler yavaş ilerliyor.)
- Yarıştırmak / Düzenlemek:
They will run the marathon next weekend. (Gelecek hafta sonu maraton düzenleyecekler.)
The school is planning to run a spelling bee competition. (Okul, bir yazım yarışması düzenlemeyi planlıyor.)
- Ses Nedeniyle İşlemek:
Her fingers ran over the piano keys. (Parmakları piyano tuşları üzerinde gezdi.)
His eyes ran over the page as he read the text. (Metni okurken gözleri sayfa üzerinde gezdi.)
- Kaçmak / İhtiyaç Gidermek:
I need to run to the restroom. (Tuvalete gitmem gerekiyor.)
She ran to the store for some groceries. (Birkaç market alışverişi için dükkanına gitti.)
- Saldırmak / Üzerine Gitmek:
The dogs will run after the ball. (Köpekler topun peşinden koşacak.)
Don’t run after the cat, it’s scared. (Kedinin peşinden koşma, korkmuş.)
- Bir Yüzeyde Gezmek:
His fingers ran along the edge of the table. (Parmakları masanın kenarında gezindi.)
She let her hand run through the sand. (Kumun arasından elini gezdirdi.)
- Teslim Etmek / Sunmak:
He will run the proposal by the committee. (Öneriyi komiteye sunacak.)
She ran her ideas past her supervisor. (Fikirlerini amirine geçirdi.)
- Bağlı Olmak / İşlemek:
The decision to invest in the project will run on the approval of the board. (Proje yatırımına karar, yönetim kurulunun onayına bağlı olacak.)
Our plans run counter to theirs. (Planlarımız onlarınkinden farklıdır.)

- Akıtmak / Dökmek:
She accidentally ran water all over the kitchen floor. (Kazara mutfak zeminine su döktü.)
He ran paint on the canvas to create a beautiful image. (Güzel bir görüntü oluşturmak için tuvale boya sürdü.)
- Kullanım / Yaygınlık:
This word is commonly run in academic texts. (Bu kelime akademik metinlerde sıkça kullanılır.)
That phrase has been run into the ground in recent discussions. (O ifade son zamanlardaki tartışmalarda sıkça kullanıldı.)
- Operasyon Yapmak / Yönetmek:
The surgeon will run a procedure to remove the tumor. (Cerrah tümörü çıkarmak için bir işlem gerçekleştirecek.)
He ran a series of tests to diagnose the issue. (Sorunu teşhis etmek için bir dizi test gerçekleştirdi.)
- Oynamak (Film, Oyun vb.):
They will run the play for two weeks on Broadway. (Oyunu iki hafta boyunca Broadway’de oynayacaklar.)
The theater is running a classic film marathon this weekend. (Tiyatro bu hafta sonu klasik film maratonu düzenliyor.)
- Tartışmak / İncelemek:
Let’s run through the main points of the presentation. (Sunumun ana noktalarını gözden geçirelim.)
He ran over the details of the plan with his team. (Planın detaylarını ekibiyle inceledi.)
- Sürdürmek / Devam Ettirmek:
They run a weekly podcast about technology trends. (Teknoloji trendleri hakkında haftalık bir podcast sürdürüyorlar.)
The school runs an after-school program for students. (Okul, öğrenciler için okul sonrası bir program yürütüyor.)
- Yönlendirmek / İdare Etmek:
She ran the project with great efficiency. (Projeyi büyük bir verimlilikle yönetti.)
He ran the company for several years before retiring. (Emekli olmadan önce birkaç yıl boyunca şirketi yönetti.)
- Yanıt Vermek / Karşılık Vermek:
His comments can run to be quite lengthy. (Yorumları oldukça uzun olabilir.)
Conversations with her tend to run into interesting discussions. (Onunla yapılan konuşmalar genellikle ilginç tartışmalara dönüşür.)
- Baskı Yapmak / Üretmek:
They plan to run a limited edition of the book. (Kitabın sınırlı bir baskısını yapmayı planlıyorlar.)
The factory runs multiple shifts to meet the production demand. (Fabrika, üretim talebini karşılamak için birden fazla vardiya çalıştırır.)
- Hesaplamak / Sonuç Çıkarmak:
If you run the numbers, you’ll see the cost difference. (Sayıları hesaplarsanız, maliyet farkını göreceksiniz.)
We ran the simulations and found potential flaws. (Simülasyonları çalıştırdık ve potansiyel kusurlar bulduk.)
Open English ile İngilizceyi Yorulmadan Öğren
Open English ile İngilizce konuşmak ve öğrenmek artık çok daha heyecan verici ve anlamlı. Sadece dilin kapılarını aralamakla kalmayacak, aynı zamanda kelimenin her bir anlamını ve kullanımını keşfederek İngilizceyi zenginleştirebileceksin.
Üstelik, bu eğitimi öğrencilerine en uygun ve keyifli bir şekilde sunuyor. Uzun soluklu bir öğrenme deneyimi için Open English her zaman yanında. Hemen kaydol, İngilizceyi ara vermeden öğren!
